Antalya Kemer Suluda Ada Tur Adalar Turu Gemi Turu Turlar Setur Gezi Turları

Ayda 300 Lira. Beni aşağılamanın bedeli buydu » T.C. Haber T.C. Haber
Ana Sayfa 12.05.2026

Ayda 300 Lira. Beni aşağılamanın bedeli buydu

2 / 2

“Hoş geldin kızım, Reyhan’ım,” dedi yaşlı adam, sonra bakışlarını Aras’a çevirdi. O bakışlarda nefret yoktu, sadece derin bir acıma vardı. “Ve sen damat… Sonunda ailemizin ‘gerçek’ yüzüyle tanışmaya karar verdin demek.”

Aras yutkundu, boğazı kurumuştu. “Efendim… Ben… Ben bu kadarını bilmiyordum. Reyhan hiç bahsetmedi…”

“Neden bahsetsin ki?” diye araya girdi Reyhan, bir hizmetçinin gümüş tepside getirdiği acı kahveyi alırken. “Sen bana aylık 300 Lira verip ‘idare et’ derken, ben bu malikanenin inşaat planlarını babamla telefonda tartışıyordum. Sen beni çocuklarla evde ‘yatıyor’ sanırken, ben internet üzerinden babamın şirketlerinin dijital pazarlamasını yönetiyordum.”

Aras’ın yüzü bir anda kireç gibi bembeyaz oldu. “Yani o 300 Lira…”

“O 300 Lira senin karakterinin fiyatıydı Aras,” dedi Reyhan, kahvesinden bir yudum alıp fincanı sertçe masaya bırakarak. “O parayı harcamadım bile. Hepsi bir kutuda duruyor. Çocukların ilaç parasını, sütünü, bezini ben kendi kazandığım parayla aldım. Senin o masaya her akşam attığın para, sadece senin ne kadar zavallı bir adam olduğunu bana her gün hatırlatan một loại rác rưởiydi.”

O sırada küçük oğulları Ömer, bahçedeki devasa oyun alanına doğru koşarken bağırdı: “Baba bak, dedem bana gerçek ! Senin bana ‘pahalı’ dediğin her şey burada var!”

Aras’ın kulakları uğuldamaya başladı. Yedi yıl boyunca bir kadını parayla aşağıladığını sanırken, aslında bir kraliçenin gölgesinde yaşayan bir dilenci olduğunu fark etmişti. Tam o sırada Reyhan’ın babası masanın üzerindeki bir dosyayı Aras’a doğru itti. “Bu ne?” diye sordu Aras, sesi fısıltı gibi çıkarak.

“Bu, Reyhan’ın adına açılan holdingin hisse senetleri ve bugün itibarıyla senin üzerine kayıtlı olan o ‘küçük’ evimizin satış sözleşmesi,” dedi yaşlı adam. Reyhan ise araya girdi, bakışları bir celladın kılıcı kadar soğuktu: “Artık 300 Lira ile kimi aşağılayacağını düşünebilirsin Aras. Çünkü bu kapıdan çıktığın an, ne bu evde ne de benim hayatımda sana yer kalmayacak. Bakalım senin o ‘erkeklik gururun’ cebinde tek kuruş olmadan İstanbul sokaklarında kaç para edecek?”

Aras’ın elindeki dosya yere düştü. Dışarıda, amcasının cenazesi için toplanan kalabalığın hüzünlü sessizliği, Aras’ın kendi içindeki yıkımın gürültüsünü bastıramıyordu. Hayatının en büyük kumarını oynamış ve sadece karısını değil, haysiyetini de o 300 Liralık masada bırakmıştı.

Konya’nın o sert bozkır rüzgarı, malikanenin devasa pencerelerinde ıslık çalarken, salonun içindeki sessizlik Aras’ın kulaklarını tırmalıyordu. Yerde duran dosya, sadece bir kağıt yığını değil, Aras’ın yedi yıl boyunca inşa ettiği o sahte otoritenin enkazıydı. Aras, karşısında dimdik duran, gözlerinde tek bir merhamet kırıntısı bile kalmamış olan Reyhan’a baktı. Bu kadın, o 300 Lira ile aşağıladığı, her akşam önüne sıcak yemek koyan “uysal” karısı değildi artık.

“Reyhan… Yapma, çocuklarımız var. Bir hata ettim, sadece paramızı korumaya çalışıyordum,” diye kekeledi Aras. Sesindeki o kibirli tını gitmiş, yerini zavallı bir yalvarışa bırakmıştı.

Reyhan, babasının elini sıkıca tuttu ve Aras’a doğru bir adım attı. “Paramızı mı koruyordun?” diye sordu, sesi bir hançer gibi keskindi. “Hayır Aras, sen benim ruhumu ezmeye çalışıyordun. Oğlum ateşler içinde yanarken bana ‘sömürülmeyeceğim’ diye bağırdığın o geceyi hatırlıyor musun? İşte o gece, bu evdeki tüm hisselerimi, babamın bana sunduğu tüm mirası senin yüzüne çarpmak için yemin ettim. Ama önce senin ne kadar küçülebileceğini görmek istedim. Ve sen… Beklediğimden de küçük çıktın.”

Reyhan’ın babası, gür sesiyle odayı titretti: “Damat! Benim kızım bir imparatorluğun kızıdır. Sen onu bir hücreye kapattığını sandın ama o, o hücreden senin mezarını kazdı. Şimdi, bu kapıdan geldiğin gibi gideceksin.”

Aras, dışarıdaki lüks arabalara, bahçıvanlara, korumalara baktı. Burası onun hayal bile edemeyeceği bir güç merkeziydi. “Gidecek yerim yok, Reyhan. İstanbul’daki ev de seninmiş… Ben ne yapacağım?”

Reyhan, cebinden küçük bir metal kutu çıkardı. Kutuyu açtı ve içindeki buruşmuş kağıt paraları Aras’ın ayaklarının dibine fırlattı. Tam 25.200 Lira. Yedi yıl boyunca Aras’ın ona verdiği 300 Liraların toplamı.

“Al bu paraları Aras,” dedi Reyhan, gözlerinde en ufak bir duygu belirtisi olmadan. “Bu para, senin yedi yıllık babalık ve kocalık bedelin. Bakalım 300 Lira ile bir ay geçinmek ne kadar kolaymış, şimdi sen tecrübe et. Çocukların velayeti, okul masrafları, her şey avukatlarım tarafından halledildi. Sen artık bizim hayatımızda sadece kötü một ký ức olarak kalacaksın.”

Aras, yerdeki paraları toplarken hıçkırıklara boğuldu. Ama kimse ona bakmıyordu. Reyhan, arkasını döndü ve çocuklarına doğru yürüdü. Malikanenin devasa demir kapıları Aras’ın arkasından büyük bir gürültüyle kapandığında, bozkırın tozu yüzüne çarptı. Cebinde yedi yıllık “hakareti”, ruhunda ise asla iyileşmeyecek một vết sẹo ile tek başına kalmıştı.

Reyhan ise pencereden dışarıya, batan güneşin kızıllığına baktı. Artık boynu bükük değildi. 300 Liralık o karanlık zindan bitmiş, kendi inşa ettiği sarayın kraliçesi olarak yeni bir hayata başlamıştı. Adalet, Konya’nın o tozlu yollarında, hiç beklenmedik một cách thức ile yerini bulmuştu.

Üsteki Resimden Diğer Sayfaya Geçiş Yaparak Haberin Devamını Okuyabilirsiniz.

2 / 2
Tema Tasarım |