Ana Sayfa 10.05.2026

Genç bir kız üç gündür kusuyordu ve babası bunun tamamen numara olduğunu söylüyordu.

1 / 2

BÖLÜM 1 – (Türkiye uyarlaması)

—Onu hastaneye götürürsen, sırf “drama” diye tek kuruş ödemem.

Hakan bu cümleyi, 15 yaşındaki kızım Defne banyoda iki büklüm kıvranırken söyledi. Defne’nin alnı lavabo kenarına dayanmıştı, bir eli karnını tutuyor, sanki içinden bir şey onu parçalıyordu.

Benim adım Meryem. Ve o gece anladım ki; duvarları temiz, perdeleri ütülü, salonda aile fotoğrafları olan bir ev bile bazen tehlikeli bir yer olabilirdi.

Defne neredeyse üç gündür kusuyordu. Önce okulda yediği bir şeyden sandı. Sonra ateş başladı. Ardından yemek yemeyi bıraktı, konuşması azaldı ve duvarlara tutuna tutuna yürümeye başladı.

—Abartıyor —diyordu Hakan—. Her sınav haftasında hasta olur zaten.

Ama ben onun kan tükürdüğünü gördüğümde içim buz kesti.

—Onu acile götürmemiz lazım —dedim.

Hakan elinden termometreyi çekip aldı.

—Saçmalama Meryem. Sen böyle şımarttığın için güçsüz oluyor.

O an sesimi yine alçalttım. Her zamanki gibi. Çünkü yıllardır bu evde huzurun, onunla fazla karşı çıkmamaya bağlı olduğunu öğrenmiştim.

Ama o gece Defne bayıldı.

Onu banyoda yerde buldum. Solgun, ter içinde, telefonunu göğsüne bastırmıştı. Dudakları kurumuş, gözlerini zor açıyordu.

—Anne… babama söyleme —fısıldadı.

O cümle beni yere yıktı. Acıdan değil… korkudan.

Kızımın acıdan korktuğunu değil, babasından korktuğunu anladım.

Hakan’ın uyumasını bekledim. Havluların arasına sakladığım parayı aldım, bir ceket giydik ve arka kapıdan ışık yakmadan çıktık.

Takside Defne başını omzuma yasladı.

—Öğrenirse daha kötü olur…

—Artık önemli değil —dedim ama ellerim titriyordu.

İstanbul’da bir Devlet Hastanesi’ne sabaha karşı vardık. Hemşire Defne’nin yürüyüşünü görünce hemen içeri aldı.

—Ne zamandır böyle?

—Üç gündür —dedim.

Hemşirenin bakışı sertleşti.

Doktor karnına dokunduğu anda Defne çığlık attı. Acilde herkes döndü.

—Acil ultrason ve kan tahlili! —dedi doktor— Bir şey mi yuttu? İlaç? Kimyasal?

—Hayır… sadece çay, paracetamol…

Defne elimi sıktı. Çok farklı bir güçle.

Doktor bunu fark etti.

—Onunla yalnız konuşmam lazım.

—Ben annesiyim.

—Biliyorum. Ama önemli.

Defne başını salladı, ağlayarak:

—Hayır… lütfen…

Beni dışarı çıkardılar.

Telefonum titremeye başladı.

Hakan.

15 cevapsız çağrı.

Sonra mesaj:

“Neredesiniz?”

Ardından bir tane daha:

“Eğer onu hastaneye götürdüysen, pişman olursun.”

Ekrana bakarken ilk defa suçluluk hissetmedim.

İğrenme hissettim.

20 dakika sonra doktor çıktı. Yüzü artık endişeli değil, öfkeliydi.

—Hanımefendi, kızınız acil ameliyat olmalı.

Dizlerimin gücü boşaldı.

—Ameliyat mı? Ne var onda?

—İlerlemiş bir enfeksiyon. Büyük ihtimalle apandisit. Daha geç kalınsaydı ölümcül olabilirdi.

Elimi ağzıma kapattım.

—Allahım…

Doktor sesi alçalttı:

—Ama başka bir şey daha var. Vücudunda yeni ve eski darp izleri gördük.

Bir an anlamadım.

Ya da anlamak istemedim.

—Düşme olabilir mi?

Doktor cevap vermedi.

Ve o anda, acil servisin girişinden Hakan’ın sesi duyuldu:

—Ben babasıyım. Kızıma hemen bakmak istiyorum.

Doktor bana baktı.

—Şunu bilmem gerekiyor: Kızınız onunla güvende mi?

Cevap veremeden Defne içeriden çığlık attı:

—Onu içeri sokmayın! O biliyor neden acı çektiğimi!

Ve o an, gelecek olan şeyin artık geri dönüşü olmadığını anladım…

Üsteki Resimden Diğer Sayfaya Geçiş Yaparak Haberin Devamını Okuyabilirsiniz.

1 / 2
Tema Tasarım |