DOLAR
Alış: 45.15
Satış: 45.33
EURO
Alış: 53.09
Satış: 53.31
GBP
Alış: 61.31
Satış: 61.77
ANKARA
ADANA
ADIYAMAN
AFYON
AĞRI
AKSARAY
AMASYA
ANKARA
ANTALYA
ARDAHAN
ARTVİN
AYDIN
BALIKESİR
BARTIN
BATMAN
BAYBURT
BİLECİK
BİNGÖL
BİTLİS
BOLU
BURDUR
BURSA
ÇANAKKALE
ÇANKIRI
ÇORUM
DENİZLİ
DİYARBAKIR
DÜZCE
EDİRNE
ELAZIĞ
ERZİNCAN
ERZURUM
ESKİŞEHİR
GAZİANTEP
GİRESUN
GÜMÜŞHANE
HAKKARİ
HATAY
IĞDIR
ISPARTA
İSTANBUL
İZMİR
KAHRAMANMARAŞ
KARABÜK
KARAMAN
KARS
KASTAMONU
KAYSERİ
KIRIKKALE
KIRKLARELİ
KIRŞEHİR
KİLİS
KOCAELİ
KONYA
KÜTAHYA
MALATYA
MANİSA
MARDİN
MERSİN
MUĞLA
MUŞ
NEVŞEHİR
NİĞDE
ORDU
OSMANİYE
RİZE
SAKARYA
SAMSUN
SİİRT
SİNOP
SİVAS
ŞANLIURFA
ŞIRNAK
TEKİRDAĞ
TOKAT
TRABZON
TUNCELİ
UŞAK
VAN
YALOVA
YOZGAT
ZONGULDAK
Ana Sayfa
Foto Galeri
10.05.2026
Genç bir kız üç gündür kusuyordu ve babası bunun tamamen numara olduğunu söylüyordu.
- BÖLÜM 1 – (Türkiye uyarlaması) —Onu hastaneye götürürsen, sırf “drama” diye tek kuruş ödemem. Hakan bu cümleyi, 15 yaşındaki kızım Defne banyoda iki büklüm kıvranırken söyledi. Defne’nin alnı lavabo kenarına dayanmıştı, bir eli karnını tutuyor, sanki içinden bir şey onu parçalıyordu. Benim adım Meryem. Ve o gece anladım ki; duvarları temiz, perdeleri ütülü, salonda aile fotoğrafları olan bir ev bile bazen tehlikeli bir yer olabilirdi. Defne neredeyse üç gündür kusuyordu. Önce okulda yediği bir şeyden sandı. Sonra ateş başladı. Ardından yemek yemeyi bıraktı, konuşması azaldı ve duvarlara tutuna tutuna yürümeye başladı. —Abartıyor —diyordu Hakan—. Her sınav haftasında hasta olur zaten. Ama ben onun kan tükürdüğünü gördüğümde içim buz kesti. —Onu acile götürmemiz lazım —dedim. Hakan elinden termometreyi çekip aldı. —Saçmalama Meryem. Sen böyle şımarttığın için güçsüz oluyor. O an sesimi yine alçalttım. Her zamanki gibi. Çünkü yıllardır bu evde huzurun, onunla fazla karşı çıkmamaya bağlı olduğunu öğrenmiştim. Ama o gece Defne bayıldı. Onu banyoda yerde buldum. Solgun, ter içinde, telefonunu göğsüne bastırmıştı. Dudakları kurumuş, gözlerini zor açıyordu. —Anne… babama söyleme —fısıldadı. O cümle beni yere yıktı. Acıdan değil… korkudan. Kızımın acıdan korktuğunu değil, babasından korktuğunu anladım. Hakan’ın uyumasını bekledim. Havluların arasına sakladığım parayı aldım, bir ceket giydik ve arka kapıdan ışık yakmadan çıktık. Takside Defne başını omzuma yasladı. —Öğrenirse daha kötü olur… —Artık önemli değil —dedim ama ellerim titriyordu. İstanbul’da bir Devlet Hastanesi’ne sabaha karşı vardık. Hemşire Defne’nin yürüyüşünü görünce hemen içeri aldı. —Ne zamandır böyle? —Üç gündür —dedim. Hemşirenin bakışı sertleşti. Doktor karnına dokunduğu anda Defne çığlık attı. Acilde herkes döndü. —Acil ultrason ve kan tahlili! —dedi doktor— Bir şey mi yuttu? İlaç? Kimyasal? —Hayır… sadece çay, paracetamol… Defne elimi sıktı. Çok farklı bir güçle. Doktor bunu fark etti. —Onunla yalnız konuşmam lazım. —Ben annesiyim. —Biliyorum. Ama önemli. Defne başını salladı, ağlayarak: —Hayır… lütfen… Beni dışarı çıkardılar. Telefonum titremeye başladı. Hakan. 15 cevapsız çağrı. Sonra mesaj: “Neredesiniz?” Ardından bir tane daha: “Eğer onu hastaneye götürdüysen, pişman olursun.” Ekrana bakarken ilk defa suçluluk hissetmedim. İğrenme hissettim. 20 dakika sonra doktor çıktı. Yüzü artık endişeli değil, öfkeliydi. —Hanımefendi, kızınız acil ameliyat olmalı. Dizlerimin gücü boşaldı. —Ameliyat mı? Ne var onda? —İlerlemiş bir enfeksiyon. Büyük ihtimalle apandisit. Daha geç kalınsaydı ölümcül olabilirdi. Elimi ağzıma kapattım. —Allahım… Doktor sesi alçalttı: —Ama başka bir şey daha var. Vücudunda yeni ve eski darp izleri gördük. Bir an anlamadım. Ya da anlamak istemedim. —Düşme olabilir mi? Doktor cevap vermedi. Ve o anda, acil servisin girişinden Hakan’ın sesi duyuldu: —Ben babasıyım. Kızıma hemen bakmak istiyorum. Doktor bana baktı. —Şunu bilmem gerekiyor: Kızınız onunla güvende mi? Cevap veremeden Defne içeriden çığlık attı: —Onu içeri sokmayın! O biliyor neden acı çektiğimi! Ve o an, gelecek olan şeyin artık geri dönüşü olmadığını anladım…
- Bölüm 2 Bir hafta sonra hastane raporları, polis tutanakları ve doktor ifadeleri tek bir dosyada toplandı. Artık hiçbir şey “yanlış anlaşılma” değildi. Her şey resmiydi. Ve geri dönüşsüzdü. Duruşma günü geldiğinde İstanbul Adliyesi’nin koridorları her zamankinden daha soğuktu. Ben Defne’nin elini sıkı sıkı tutuyordum. O artık daha sessizdi ama o sessizlik korkudan değil, yorgunluktandı. Hakan sanık sandalyesinde oturuyordu. Artık o eski “güçlü adam” değildi. Kırılmış bir yüz, sabit bakışlar, titreyen parmaklar… Ama en çok göze çarpan şey şuydu: inkar etmesi bile inandırıcı değildi artık. Hakim dosyayı açtı. —Tıbbi raporlar, darp izleri, psikolojik değerlendirmeler… Hepsi dosyada mevcut. Sonra Defne’ye baktı. —İfade vermek ister misin? Salonda bir sessizlik oldu. Defne ayağa kalktı. Küçüktü. Ama sesi beklenenden daha netti. —Ben… üç yıldır korkarak yaşıyorum. Bir an durdu. Yutkundu. —Babam bana hep “abartıyorsun” dedi. Ama ben sadece… nefes alamıyordum. Ben gözlerimi kapattım. O an onun ne kadar uzun süredir yalnız olduğunu anladım. Defne devam etti: —Beni hasta olduğuma inandırdı. Kimseye anlatmamam gerektiğini söyledi. Çünkü kimse inanmazmış. O anda Hakan araya girdi. —Yalan söylüyor! Bu bir komplo! Ama sesi artık kimseyi etkilemiyordu. Hakim elini kaldırdı. —Sanık, susturun. İki jandarma onu yerine oturttu. Defne derin bir nefes aldı. —Ama ben artık korkmuyorum. O cümle… o kadar basitti ki. Ama salondaki herkesin nefesini değiştirdi. Duruşma üç saat sürdü. Deliller tek tek okundu. Doktor raporları. Mesajlar. Psikolojik değerlendirme. Ve en sonunda hakim kararını vermek için ayağa kalktı. —Sanık Hakan Yılmaz hakkında, çocuğa yönelik fiziksel ve psikolojik şiddet, ihmal ve tehdit suçlarından dolayı… Bir saniye durdu. O an salonun kalbi durdu sanki. —TUTUKLAMA VE HÜKÜM: 12 YIL HAPİS. Tok ses salona çarptı. Hakan bir şey söylemek istedi. Ama sesi çıkmadı. Sadece bana baktı. Bu kez o bakışta tehdit yoktu. Sadece boşluk vardı. Dışarı çıktığımızda hava farklıydı. Aynı şehir. Aynı sokak. Ama bizim için başka bir hayat başlamıştı. Defne bankta oturdu. Uzun süre konuşmadı. Sonra sessizce dedi ki: —Anne… ben şimdi ne olacağım? Yanına oturdum. —Şimdi… yeniden başlayacaksın. —Ama nasıl? Elini tuttum. —Artık kimse sana “abartıyorsun” demeyecek. Bir süre bana baktı. Ve ilk defa çok hafif bir gülümseme geldi yüzüne. Aylar geçti. Defne okula geri döndü. Başta zorlandı. İnsanların bakışları, fısıltılar… ama zamanla hepsi sustu. Çünkü o artık saklanan biri değildi. O artık hayatta kalan biriydi. Ben çalışmaya başladım. Kendi ayaklarımın üstünde durmayı yeniden öğrendim. Ve bir gün, Defne okuldan döndüğünde bana bir kâğıt uzattı. —Anne, bunu yazmak istiyorum. Kâğıtta tek cümle vardı: “Ben artık korkarak değil, yaşayarak büyümek istiyorum.” O cümleyi okurken gözlerim doldu. Ama bu kez acıdan değil. Bir akşam, birlikte balkonda oturduk. Güneş batıyordu. Defne başını bana yasladı. —Anne… —Hı? —Sence insanlar neden en çok en yakınlarına zarar veriyor? Uzun süre düşündüm. Sonra dedim ki: —Çünkü en yakın olduklarını, kendilerine ait sanıyorlar. Sessiz kaldı. Sonra fısıldadı: —Ben kimseye ait değilim artık. Gülümsedim. —Evet. —Ben kendime aitim. O an rüzgar hafifçe geçti. Ve ilk defa o evde geçmiş değil, gelecek konuşuyordu. Hakan? O artık sadece bir dosya numarasıydı. Ama biz… biz bir hikâyenin sonu değil, yeniden başlayan tarafıydık. Ve bazı hikâyeler mutlu bitmez. Sadece doğru yerde biter. Bizimki de orada bitti.
Benzer Galeriler
-
Polisler, kelepçeli bir kadının dalgasını geçiyordu
-
“‘O çocuk lanetli,’ diyorlardı…
-
Genç bir kız üç gündür kusuyordu ve babası bunun tamamen numara olduğunu söylüyordu.
-
Sokaktaki genç serseriler, bacağı yerine protez olan yaşlı bir savaş gazisiyle alay ediyorlardı
-
B Sınıfı Ehliyet Sahiplerine Müjde
-
Günlük Hayatın En Sıradan Parçaları Olarak Çamaşırlar


