Antalya Kemer Suluda Ada Tur Adalar Turu Gemi Turu Turlar Setur Gezi Turları

“Yoksul bir kız çocuğu çöp kutusunun yanında otururken ‘Beni buraya göndermeyin’ dediğinde » T.C. Haber T.C. Haber
Ana Sayfa 8.05.2026

“Yoksul bir kız çocuğu çöp kutusunun yanında otururken ‘Beni buraya göndermeyin’ dediğinde

1 / 2

BÖLÜM 1

“Lütfen… buraya oturmayın,” diye fısıldadı 7 yaşındaki küçük kız, çöp kutusunun hemen yanında otururken titreyen sesiyle. Sanki tüm yemekhane onun minicik bedenine gülüyordu.

İstanbul’un dış mahallelerinde bulunan “Huzur Işığı Uluslararası Okulu”nda o gün bağışçılar için özel bir ziyaret düzenlenmişti. Duvarlarda büyük afişler asılıydı: “Her çocuk eşittir”, “Saygı herkesin hakkıdır”, “Eğitimde ayrımcılık yoktur.” Sahnenin önünde çocuklar, aynı beyaz gömlek ve mavi yeleklerle hazırlanmış bir karşılama şarkısını tekrar ediyordu. Müdür Murat Aydın her köşeyi öyle dikkatle izliyordu ki, sanki bir okul değil de pahalı bir reklam çekimi yapılıyordu.

Onlara eşlik eden kişi ise Kerem Yılmaz’dı; teknoloji şirketi kurucusu, sakin ve zengin bir CEO. Okula dijital laboratuvar ve burslar için büyük bir bağış yapmıştı. Kameralardan uzak durmayı severdi; çünkü nerede ışık fazla parlaksa, gerçeğin genellikle gölgede kaldığını bilirdi.

Tur sırasında telefonuna Mira Şen’den bir mesaj düştü—burs hesaplarında tuhaf kesintiler tespit edilmişti. Kerem gruptan biraz uzaklaşıp arka koridora yöneldi. O sırada yemekhane tarafından ince, tedirgin bir ses duydu.

“Lütfen… buraya oturmayın.”

Kapıyı hafifçe araladı. Ana yemekhane pırıl pırıldı, fakat arka tarafta, perdelerin ve eski metal rafların arasında gizlenmiş bir köşe vardı. Tam orada, çöp kutusunun hemen yanında, yerde küçük bir kız oturuyordu. Tabağını kucağına almıştı ve o kadar dikkatli yiyordu ki, sanki bir damla yemek bile dökülse suç işlemiş gibi hissediyordu.

Sırt çantasına asılı plastik kartta şunlar yazıyordu:

KYA

Altında küçük harflerle: “Kısıtlı Yemek Alanı.”

Kerem yavaşça diz çökerek yanına yaklaştı.

“Senden korkmanı istemiyorum,” dedi sakin bir sesle, “seni azarlamaya gelmedim.”

Kız başını kaldırdı. Gözlerinde çocuklara değil, sanki çoktan yorulmuş yetişkinlere ait bir korku vardı.

“Adın ne?”

“Defne,” diye fısıldadı.

“Burada neden oturuyorsun?”

Kapıya baktı, sonra tabağına.

“Kural böyle… Annem yemek ücretinin borcunu ödeyemedi. O yüzden masaya oturmamam gerekiyor.”

Kerem önünde boş duran beş sandalyeye baktı. Biraz ileride tertemiz bir masa vardı. Sonra hemen yanındaki çöp kutusunu gördü; Defne’nin dizlerine sadece birkaç santim uzaklıktaydı.

O sırada hızlı adımlar duyuldu.

Müdür Murat Aydın kapıda belirdi. Yüzünde gergin bir gülümseme vardı.

“Bay Yılmaz,” dedi, “burası turun içinde değil. Çocukların güvenliği için bazı alanlar kontrollü tutulur.”

Kerem ayağa kalktı.

“Güvenlik mi?” dedi, Defne’ye bakarak. “Çöp kutusunun yanında mı?”

Müdürün gülümsemesi sertleşti.

“Bazen disiplin için küçük kararlar almak gerekir.”

Defne hızla konuştu: “Benim hatam efendim… hiçbir şey söylemedim.”

Bu cümle Kerem’in içini derinden yardı. Bir çocuk yanlış olduğu için değil, gerçeği söylemenin tehlikeli olduğu için susuyordu.

Müdür onu oradan götürmeye hazırlanırken, yemekhane çalışanı Ayşe Teyze sessizce Kerem’in yanına yaklaştı ve eline buruşturulmuş bir peçete sıkıştırdı.

Üzerinde tek bir cümle yazıyordu:

“Bu sadece Defne değil.”

BÖLÜM 2

Kerem aynı akşam okula geri dönmeye karar verdi. Medya yoktu, koruma yoktu, bağışçı kimliği de yoktu. Sade bir gömlek giyip ziyaretçi kartıyla yeniden “Huzur Işığı Uluslararası Okulu”na girdi. Defne yine aynı köşedeydi. Bugün yemek çantası kırılmıştı ve yarım ekmeği bir beze sarıp çantasına koyuyordu.

“Bunu neden saklıyorsun?” diye sordu Kerem.

Defne yavaşça cevap verdi: “Annem gece ‘aç değilim’ diyor. Ama midenin sesi yalan söylemiyor.”

Kerem birkaç saniye sessiz kaldı.

Yakındaki masadan iki çocuk gülerek onun su bardağını devirdi. Bir öğretmen gördü ama bakışlarını hemen başka tarafa çevirdi. Ayşe Teyze uzaktan izliyordu; sanki aylardır biriken bir korku boğazında düğümlenmişti.

Kerem sordu: “Burada başka çocuklar da böyle mi oturuyor?”

Defne başını salladı, sonra fısıldadı: “Parası geç yatırılanlar…”

O sırada Mira Şen aradı.

“Kerem, KYA sadece okul kuralı değil. Bölge Eğitim Ofisi’nden Devlet Aras’ın onayı var. Ve etiketlenen çocukların çoğu burslu ya da yemek desteği alanlar.”

Kerem yumruğunu sıktı.

Ertesi gün okula geldiğinde Defne yoktu. Aynı köşede kırık yemek kutusu duruyordu. Müdür Murat Aydın ve Devlet Aras karşısında duruyordu.

“Çocukta ihmal belirtileri var,” dedi Aras sakin bir sesle. “Yemek biriktirme, dışlanma, kirli kaplar… Çocuk Koruma Kurulu’na bildirmek gerekebilir.”

Kerem durumu anladı.

Onlar çocuğu korumuyordu.

Yoksul annesini suçlu göstererek gerçeği yok etmeye çalışıyorlardı.

BÖLÜM 3

Kerem sesini yükseltmedi. Sadece kırık yemek kutusunu aldı, üzerindeki tozu sildi ve Murat Aydın’ın gözlerine bakarak dedi ki: “Artık her şey yazılı olacak.”

O geceden sonra oyun değişti.

Mira Şen eski faturaları, e-postaları, yemekhane kayıtlarını ve burs belgelerini toplamaya başladı. Kerem avukatlarını değil, eski bir devlet denetçisi olan Selin Demirci’yi çağırdı. Selin, dosyaların içinde saklanan çürümeyi sessizce hissedebilen biriydi. İlk istediği şey RLS listesiydi. Okul ise “Böyle bir liste yok” dedi.

Aynı akşam Ayşe Teyze, eski günlüğünün fotoğrafını gönderdi.

İçinde 31 çocuğun adı vardı.

Her ismin yanında disiplin değil, başka notlar yazıyordu: geciken ücretler, burs durumu, yemek desteği, servis borcu.

Selin devlet verileriyle karşılaştırdı. Gerçek o kadar açıktı ki saklanması imkânsızdı. RLS listesine alınan çocukların neredeyse hepsi düşük gelirli ailelerden geliyordu. Kavga eden, masa kıran ya da sorun çıkaran bazı çocuklar normal masalarda oturuyordu—çünkü aileleri zamanında ödeme yapıyordu.

Bu disiplin değildi.

Bu, yoksulluğun cezasıydı.

Şimdi Defne’nin annesiyle görüşmek gerekiyordu.

Kerem, Mira ve Selin dar bir sokakta küçük bir kiralık eve gittiler. Kapının önünde saksıda fesleğen vardı. İçeride duvarda okul takvimi ve küçük bir Ganesha ikonunun yerini bu kez bir Hz. Mevlana resmi almıştı—ev sahibinin inancını yansıtan sade bir köşe.

Defne’nin annesi Elif Yıldız, tekstil atölyelerinde parça iş dikiyordu. Parmaklarında iğne izleri vardı, gözlerinin altında uykusuzluk, ama sesinde hâlâ kırılmamış bir onur.

“Ben kavga istemiyorum,” dedi oturur oturmaz. “Kızımı okuldan atarlar.”

Mira yumuşakça konuştu: “Zaten onu herkesin önünde ayrı tutuyorlar.”

Elif’in gözleri doldu. Bir plastik dosya çıkardı. İçinde okulun gönderdiği belgeler vardı.

“Yemek düzeni ihlali ücreti – 200 TL.”

“Yemekhane disiplin düzenlemesi – 350 TL.”

“Çocuğun kurallara uymaması nedeniyle uyarı.”

Her sayfa saygılı bir dille yazılmıştı ama anlamı aynıydı.

Üsteki Resimden Diğer Sayfaya Geçiş Yaparak Haberin Devamını Okuyabilirsiniz.

1 / 2
Tema Tasarım |