DOLAR
Alış: 46.39
Satış: 46.58
EURO
Alış: 52.68
Satış: 52.89
GBP
Alış: 61.03
Satış: 61.48
ANKARA
ADANA
ADIYAMAN
AFYON
AĞRI
AKSARAY
AMASYA
ANKARA
ANTALYA
ARDAHAN
ARTVİN
AYDIN
BALIKESİR
BARTIN
BATMAN
BAYBURT
BİLECİK
BİNGÖL
BİTLİS
BOLU
BURDUR
BURSA
ÇANAKKALE
ÇANKIRI
ÇORUM
DENİZLİ
DİYARBAKIR
DÜZCE
EDİRNE
ELAZIĞ
ERZİNCAN
ERZURUM
ESKİŞEHİR
GAZİANTEP
GİRESUN
GÜMÜŞHANE
HAKKARİ
HATAY
IĞDIR
ISPARTA
İSTANBUL
İZMİR
KAHRAMANMARAŞ
KARABÜK
KARAMAN
KARS
KASTAMONU
KAYSERİ
KIRIKKALE
KIRKLARELİ
KIRŞEHİR
KİLİS
KOCAELİ
KONYA
KÜTAHYA
MALATYA
MANİSA
MARDİN
MERSİN
MUĞLA
MUŞ
NEVŞEHİR
NİĞDE
ORDU
OSMANİYE
RİZE
SAKARYA
SAMSUN
SİİRT
SİNOP
SİVAS
ŞANLIURFA
ŞIRNAK
TEKİRDAĞ
TOKAT
TRABZON
TUNCELİ
UŞAK
VAN
YALOVA
YOZGAT
ZONGULDAK
Ana Sayfa
Foto Galeri
8.05.2026
Balıkçı Çamurdan Garip Bir Nesne Çıkardı
- Tuzlu suyun genzimi yakan kokusu ve fırtınanın ardından gelen o tekinsiz sessizlik, içimdeki huzursuzluğu daha da körüklüyordu. Adım Deniz, hayatımı suyun altındaki bilinmezlikleri belgelemeye adamış bir deniz biyoloğuyum. Ancak o sabah, kıyıda durmuş balıkçının çamurlu ellerinde tuttuğu o metal yığınına bakarken, mesleki merakımın çok ötesinde bir dehşet ve hayranlık hissiyle sarsıldım. Kaskımı deniz suyuyla hoyratça duruladığımda, camın ardındaki küçük dijital ekranın zayıf bir ışıkla göz kırptığını gördüm. Cihaz yaşıyordu. Kayıtları izlemek için sahil güvenlik kulübesine sığındığımızda, dışarıdaki rüzgar hâlâ pencereleri dövüyordu. Görüntüler başladığında nefesimi tuttum. Kask, fırtınanın yarattığı devasa dip akıntısıyla kumların arasına gömülürken, kamera o ana kadar kimsenin görmediği bir derinliğe hapsolmuştu. Kumlar, dev bir el tarafından süpürülür gibi kenara çekildiğinde, ekranın köşesinde keskin hatlı bir gölge belirdi. Önce bunun bir gemi enkazı olduğunu sandım. Ancak görüntü netleştikçe, karşımıza çıkan şeyin insan eliyle yapılmış, devasa bir mimari yapı olduğunu anladım. Kusursuzca yontulmuş mermer bloklar, yosun tutmamış bembeyaz sütun başlıkları ve kumun altından bir devin uyanışı gibi yükselen o devasa kapı… Balıkçı yaşlı elleriyle masaya tutundu, “Bu imkansız Deniz kızım, orada sadece boş kumluk vardır,” diye fısıldadı. Ama yanılıyordu. Kameranın son saniyelerinde, kum örtüsü tamamen çekildiğinde kapının üzerindeki o detay ortaya çıktı: Güneşi ve ayı kucaklayan bir mühür. Kalbim göğüs kafesimi zorluyordu. Hiç vakit kaybetmeden dalış takımlarımı kuşandım. Balıkçı beni durdurmaya çalıştı, “Deniz hırçın, gitme!” dedi ama nafileydi. O kaskın bana gösterdiği şeyi kendi gözlerimle görmeliydim. Suya girdiğim an, fırtına sonrası bulanıklık görüşümü kısıtlıyordu. Ciğerlerime çektiğim her nefes, suyun altındaki o sessiz çağrıyla birleşiyordu. Kameradaki koordinatları takip ederek aşağıya, karanlığın kalbine doğru süzüldüm. Derinlere indikçe basınç arttı, kulaklarımdaki uğultu yerini derin bir sessizliğe bıraktı. Ve işte oradaydı
- Kumların arasına bir vaha gibi serilmiş, binlerce yıllık uykusundan uyanmış o kayıp şehir. Fenerimin ışığı bembeyaz taşlara çarptığında, görüntülerdeki o devasa kapının önünde buldum kendimi. Kapı aslında bir giriş değil, devasa bir kütüphanenin ya da bir tapınağın ön cephesi gibiydi. Sütunların üzerindeki işlemeler o kadar taze görünüyordu ki, sanki su onları eskitmek yerine korumuştu. Ellerimle mermere dokundum; taş buz gibiydi ama pürüzsüzlüğü ruhumu okşadı. Tam o sırada, balıkçının bahsettiği o “ince teli” fark ettim. Bu bir tel değil, kapının mekanizmasını birbirine bağlayan, altından dökülmüş ince bir zincirdi. Zinciri hafifçe çektiğimde, devasa mermer blok ağır ağır yana kaydı. İçeriden sızan hava kabarcıkları, sanki bin yıldır hapsolmuş bir nefesin özgürlüğe kavuşması gibi yüzüme çarptı. İçeride gördüklerim, tarihin tozlu sayfalarını yeniden yazdırmaya yetecek türdendi. Burası bir mezarlık ya da bir batık şehir değildi; burası antik bir gözlemeviydi. Tavan, suyun altında olmasına rağmen gökyüzündeki yıldız haritalarıyla donatılmıştı. Zeminde ise devasa bir dünya haritası, kıtaların bugünkünden çok farklı olduğu bir dönemi resmediyordu. Odanın tam ortasında, fenerimin ışığında parlayan kristal bir kürsü duruyordu. Kürsünün üzerinde ise suya dayanıklı, özel bir deriyle kaplanmış kalın bir defter vardı. Defteri elime aldığımda, suyun içinde dağılmadığını fark ettim. Kapaktaki o mühür, kaskımdaki görüntüde kanımı donduran o aynı simgeydi. Defterin sayfalarını suyun altında çok yavaşça çevirdim. Yazılar, antik bir dilde yazılmıştı ama çizimler her şeyi anlatıyordu. Bu insanlar, yaklaşan bir felaketi –belki de büyük bir tufanı– önceden görmüş ve en değerli bilgilerini bu su altı sığınağına kilitlemişlerdi. Haritalarda işaretlenen yerler, dünyanın dört bir yanındaki benzer sığınakları gösteriyordu. O an anladım ki, balıkçının çamurdan çıkardığı o kask, insanlığın kayıp hafızasına açılan tek anahtardı. Yukarı çıkmak zorundaydım, oksijenim azalıyordu ama ruhum o derinlikte kalmıştı. Yüzeye ulaştığımda güneş batıyordu. Balıkçı teknede endişeyle beni bekliyordu. Sudan çıktığımda kaskımı ve o antik defteri teknenin ahşap zeminine bıraktım. Titreyen ellerimle kaskı tekrar elime aldım. O gün sadece bir metal parçası bulmamıştık; biz, geçmişin geleceğe bıraktığı en anlamlı mirası, sabırla keşfedilmeyi bekleyen o sessiz gerçeği bulmuştuk. Denizin dibindeki o duvarlar sadece taş değil, birer umut abidesiydi. Artık biliyordum ki; ne kadar uzağa kaçarsak kaçalım, gerçekler bir gün bir fırtınanın ardından, bir balıkçının oltasına takılan ince bir zincirle de olsa mutlaka gün yüzüne çıkıyordu.
Benzer Galeriler
-
Kocam, beni değil de onu seçen kadınla otururken ona boşanma evraklarını postaladım
-
Ablam kocamın çocuğuna hamile kaldı. Sonra da bunu, onuncu evlilik yıld dönümü kutlamamızın tam ortasında, üç yüz davetlinin önünde bir mikrofon aracılığıyla açıkladı.
-
81 yaşındaki annem, vücudunun büyük bir bölümü dövmelerle kaplı bir motosikletçiyi bakıcı olarak işe aldı
-
Kayınvalidem bavulumu kaldırıma itti ve sanki beni yok etmiş gibi sırıttı
-
Kocam beni, vücudum morluklar içinde ve baygın halde, acil servisin dışında bıraktı,
-
Üçüzlerimizi Dünyaya Getirdikten Sonra, Kocam Hastane Odama Sevgilisiyle Birlikte Girdi.


