DOLAR
Alış: 45.07
Satış: 45.25
EURO
Alış: 52.79
Satış: 53.00
GBP
Alış: 61.01
Satış: 61.46
Mütevazı bir işçi, üç yetim kızı tek başına büyüttü
BÖLÜM 1 : BAŞKALARININ SORUN GÖRDÜĞÜ YERDE KIZLAR BULAN MÜTEVAZI BİR OKUL GÖREVLİSİ
Mehmet Yılmaz, Ankara’nın kenar mahallelerinden birindeki Atatürk İlkokulu’nda otuz dört yıldır okul görevlisi olarak çalışıyordu. Güneş doğmadan okula gelir, sınıfların kapılarını açar, koridorları süpürür, tıkanan tuvaletleri açar, kırık sıraları tamir eder, ampulleri değiştirir ve yerleri pırıl pırıl olana kadar silerdi.
Çok az kazanıyordu, ancak geçinmeye yetiyordu. Buna rağmen tek bir günü bile kaçırmadı. Ne ateşliyken. Ne yağmurda. Ne de dizleri ağrıdan merdiven çıkarken zorlandığında.
Çocuklar onu çok severdi. Onlar için “temizlik görevlisi” değildi. O, “Mehmet Amca”ydı. Cebinde her zaman bir şeker, elinde bir tornavida ve üzgün bir çocuk gördüğünde söyleyecek sıcak bir sözü vardı.
Yirmi dört yıl önce bir sabah, Mehmet Amca spor salonunu açtığında bir ağlama sesi duydu.
Önce bir kedinin sıkıştığını sandı. Ama ışığı tribünlere tuttuğunda bir karton kutu gördü.
İçinde sarı bir battaniyeye sarılmış yeni doğmuş bir bebek vardı.
Yüzü ağlamaktan kıpkırmızı olmuş, minik yumrukları sıkılıydı. Yanına çengelli iğneyle tutturulmuş el yazısı bir not vardı:
“Lütfen ona bakın.”
Mehmet Amca’nın içi bir anda buz kesti.
Yıllar önce tek oğlunu küçük yaşta kaybetmişti. O günden sonra eşi acıya dayanamayarak evi terk etmişti. Mehmet Amca ise küçük bir evde yalnız yaşıyor, oğlunun beşiğini hâlâ sakladığı kapalı bir odayı hiç açmıyordu.
Bebeği kucağına aldı.
—Sakin ol yavrum… artık yalnız değilsin —diye fısıldadı.
Polisi, ambulansı ve sosyal hizmetleri aradı. Geçici bir aile bulunacağı söylendi. Ama o gece kimse gelmedi. Ertesi gün de. Bir hafta da.
Mehmet Amca bebeği “sadece birkaç günlüğüne” evine götürdü.
Yıllardır açılmayan o odayı temizledi, beşiği hazırladı, çarşafları yıkadı ve ilk gece bebeği kucağında evin içinde dolaşarak geçirdi.
Adını Elif koydu.
Aylar geçti, kimse bebeği sahiplenmeyince velayet için başvurdu. Hâkim ona, tek başına ve mütevazı maaşıyla bir bebeğe bakmanın zorluğunu sordu.
Mehmet Amca şöyle dedi:
—Param az, sayın hâkim. Ama zamanım var, ellerim var ve kalbim var. Bu çocuk, onu bırakmayacak birine ihtiyaç duyuyor.
Velayeti verildi.
Elif, sabahın erken saatlerinde hazırlanan beslenme çantaları ve eski kitaplar arasında büyüdü.
Beş yıl sonra Zeynep geldi.
Annesi bir lokantada çalışıyordu ve bakacak kimsesi yoktu. Zeynep öğleden sonraları okulun depo odasında oturur, kraker yer ve Mehmet Amca temizlik malzemelerini düzenlerken ödev yapardı.
Bir gün okul müdürü yüzü bembeyaz içeri girdi. Annesi bir trafik kazasında hayatını kaybetmişti.
Kimse Zeynep’i almaya gelmedi.
Küçük kız boş gözlerle sordu:
—Bana ne olacak?
Mehmet Amca diz çöküp gözlerinin içine baktı:
—İyi olacaksın.
—Nasıl bu kadar eminsiniz?
—Çünkü buna ben izin vermeyeceğim.
Aynı hafta velayetini aldı.
Sonra Ayşe geldi.
Sekiz yaşındaydı. Okulun bodrumunda, eski sıraların arkasında saklanırken bulundu. Yaz sıcağında uzun kollu giyiyor ve adını söylemiyordu. Mehmet Amca ona uzaktan çorba bırakır, battaniye getirir ve zorlamadan yanında otururdu.
Koruyucu aile sisteminde kötü muamele gördüğü ortaya çıkınca başka bir kuruma gönderildi. Ama yemek yemiyor, konuşmuyor ve sürekli aynı şeyi söylüyordu:
—Ben hademeyi istiyorum.
Üç gün sonra Mehmet Amca’ya telefon geldi.
—Getirin —dedi hiç düşünmeden.
Ayşe, siyah bir çanta ve tek kulağı eksik bir oyuncak tavşanla geldi. İki hafta boyunca konuşmadı. Mehmet Amca onu zorlamadı. Sadece karanlıktan korktuğunu fark ettiği için koridor ışığını açık bıraktı.
Bir sabah Ayşe mutfağa geldi.
—Mehmet Amca… burada hep kalabilir miyim?
Çayını masaya bıraktı.
—Evet kızım. Hep.
Böylece Mehmet Amca, mütevazı maaşı ve küçük eviyle üç çocuğu büyüttü.
Hiç yardım istemedi.
Hiç şikâyet etmedi.
Hiç kahraman olduğunu söylemedi.
Sadece şunu derdi:
—Onlar iyi çocuklar. Hepsi bu.
Ama emekli olduğu bir sabah, onu dizlerinin üzerine çöktüren bir mektup aldı.
İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü, onu okuldan 850.000 TL değerinde malzeme ve ekipman çalmakla suçluyordu.
İsmi her sayfada geçiyordu:
“Kamusal kaynakların kötüye kullanımı.”
Mehmet Amca mutfakta oturup nasırlı ellerine baktı. O eller otuz yıl boyunca okulu ayakta tutmuştu. Şimdi ise hırsızlıkla suçlanıyordu.
Bir avukata parası yoktu. Tek başına mahkemeye gitmeye hazırlandı.
Ama bilmediği bir şey vardı: Mahkeme kapıları açıldığında, içeri kimsenin beklemediği bir şey girecekti.
BÖLÜM 2: ÜÇ KIZ GERİ DÖNDÜ
İlk gelen Elif oldu.
Artık o kutudaki bebek değildi. Yirmi dört yaşındaydı, gri bir takım elbise giymişti, bakışı kararlıydı ve kolunun altında deri bir dosya taşıyordu. Hukuk fakültesinden mezuniyet sınavını daha iki ay önce geçmişti.
—Yalnız gitmeyeceksin —diyerek mutfağa girdi.
Mehmet Amca gülümsemeye çalıştı.
—Kızım, senin önemli görüşmelerin var. Bunu bırak.
Elif çantasını yere bıraktı.
—Sen benim hayatıma kimse istemezken girdin. Şimdi sıra bende.
Dosyayı saatlerce inceledi. Satın alma emirleri, faturalar, Mehmet Amca’ya ait olduğu iddia edilen imzalar, yirmi yılı kapsayan tarihler…
—Burada bir gariplik var —diye mırıldandı.
—Ben her şeyi yazardım —dedi Mehmet Amca.
—Her şeyi mi?
Mehmet Amca koridordaki dolabı açtı ve eski defterlerle dolu kutuları çıkardı. Her birinde tarihler, tamirler, alınan malzemeler, değiştirilen ampuller, onarılan sınıflar yazıyordu.
Üsteki Resimden Diğer Sayfaya Geçiş Yaparak Haberin Devamını Okuyabilirsiniz.
Diğer Galeriler
-
Küçük kız polislere yatağının altında maskeli bir adam gördüğünü anlattı
-
Havalimanında çalışanlar, hareketsiz oturan ve şüphe uyandıran yaşlı bir adam fark etti
-
O, generale selam vermeyi reddetti
-
Kocam, dostu için gizlice 10 milyon liralık bir ev satın aldı
-
Bizi evi elimizden almak için bodruma kilitlediler
-
Annem ben on beş yaşındayken öldü ve babam kısa süre sonra evlendi
