DOLAR
Alış: 44.82
Satış: 45.00
EURO
Alış: 52.41
Satış: 52.62
GBP
Alış: 60.32
Satış: 60.77
ANKARA
ADANA
ADIYAMAN
AFYON
AĞRI
AKSARAY
AMASYA
ANKARA
ANTALYA
ARDAHAN
ARTVİN
AYDIN
BALIKESİR
BARTIN
BATMAN
BAYBURT
BİLECİK
BİNGÖL
BİTLİS
BOLU
BURDUR
BURSA
ÇANAKKALE
ÇANKIRI
ÇORUM
DENİZLİ
DİYARBAKIR
DÜZCE
EDİRNE
ELAZIĞ
ERZİNCAN
ERZURUM
ESKİŞEHİR
GAZİANTEP
GİRESUN
GÜMÜŞHANE
HAKKARİ
HATAY
IĞDIR
ISPARTA
İSTANBUL
İZMİR
KAHRAMANMARAŞ
KARABÜK
KARAMAN
KARS
KASTAMONU
KAYSERİ
KIRIKKALE
KIRKLARELİ
KIRŞEHİR
KİLİS
KOCAELİ
KONYA
KÜTAHYA
MALATYA
MANİSA
MARDİN
MERSİN
MUĞLA
MUŞ
NEVŞEHİR
NİĞDE
ORDU
OSMANİYE
RİZE
SAKARYA
SAMSUN
SİİRT
SİNOP
SİVAS
ŞANLIURFA
ŞIRNAK
TEKİRDAĞ
TOKAT
TRABZON
TUNCELİ
UŞAK
VAN
YALOVA
YOZGAT
ZONGULDAK
Ana Sayfa
Foto Galeri
24.04.2026
Cansu ile liseden beri yediğimiz içtiğimiz ayrı gitmezdi, o benim sadece en yakın arkadaşım değil, ailemden biri gibiydi
- Cansu ile liseden beri yediğimiz içtiğimiz ayrı gitmezdi, o benim sadece en yakın arkadaşım değil, ailemden biri gibiydi. Nişanlısından olaylı bir şekilde ayrılıp ağır bir depresyona girince, onu o halde yalnız bırakmaya vicdanım elvermedi ve toparlanana kadar evimizin misafir odasına yerleşmesini istedim. Eşim Emre başlarda “Özel hayatımız kalmayacak” diye biraz mırın kırın etse de benim ısrarlarım üzerine kabul etti. İlk haftalar her şey çok normaldi ama zamanla evin içindeki dinamik değişmeye başladı. Cansu eskiden pijamalarla, dağınık saçla dolaşan kızken, evde hafif makyajlar yapıp şık ev kıyafetleriyle dolaşmaya başladı. Hatta bana arada, “Canım evlilik aşkı öldürüyor diyorlar haklılarmış, Emre’ye biraz daha cilve mi yapsan, çok anne moduna girdin sen” diyerek aklınca tavsiyeler veriyordu. İçten içe kırılıyor ama onun psikolojik durumuna verip alttan alıyordum. Akşamları film izlerken ben bütün günün yorgunluğuyla erkenden uyuyakalıyordum, sabah uyandığımda ise onların gecenin yarısına kadar mutfakta kahve içip sohbet ettiklerini öğreniyordum. Emre’ye “Baş başa hiç vaktimiz kalmadı, bu durum biraz fazla uzamadı mı?” dediğimde, “Kız zaten darmadağın, bir de biz mi tekme atalım? Ne kadar bencil ve fesatsın” diyerek beni inanılmaz suçlu hissettiriyordu. Emre’nin bana karşı tahammülü kalmamıştı, en ufak şeyde parlıyordu. Derken bir akşam Cansu aniden İzmir’e taşınmaya ve orada yeni bir hayat kurmaya karar verdiğini açıkladı. Ben onun adına sevinip destek olurken, Emre masada buz gibi kesti. Cansu’ya dönüp “Bensiz… yani bizsiz nasıl yapacaksın orada, saçmalama otur oturduğun yerde!” diye resmen öfke krizine girdi. Bir eşin, karısının arkadaşı gidiyor diye bu kadar tepki vermesi inanılmaz mantıksızdı. Olayın üzerinden iki gün geçmişti. Cansu odasında valiz topluyordu, Emre ise “Arabayı yıkatıp geleceğim” diyerek evden çıkmıştı. Salonda koltukta otururken Emre’nin her zaman kullandığı tabletin ekranı aniden aydınlandı. Şifresi olmadığı için mesaj ekrana direkt düştü. Mesajı atan Cansu’ydu. O anki şokla tableti elime aldım ve nefesimi kesen, hayatımı başıma yıkan o cümleyi okudum… Mesajda şu yazıyordu: “Bana hemen otoparktayım deme, yukarı çıkıp ona her şeyi anlatacak cesaretin yoksa İzmir biletini tek kişilik alıyorum. Artık bu oyundan yoruldum Emre.” Beynimden kaynar sular döküldü. Elimdeki tablet adeta alev almış gibi parmaklarımı yakıyordu ama bir türlü bırakamadım. Ekranın kilidini titreyen parmaklarımla kaydırdım ve mesajın üzerine dokundum. Geçmiş mesajlar gözlerimin önüne serildiğinde, nefes alamadığımı hissettim. Aylardır, benimle aynı çatı altında, benim uyuduğum gecelerde, benim mutfağımda kahvelerini yudumlarken sadece dertleşmiyorlarmış. Emre’nin “bencil ve fesat” diyerek beni suçladığı o kavgaların hemen ardından, Cansu ona “Karın yine çok dır dır etti, kıyamam sana, gel yanıma” yazmıştı. Benim ona acıdığım, yaralarını sarsın diye baş köşeye oturttuğum sözde kız kardeşim, kocamla aylardır iğrenç bir hayat yaşıyordu. İşin en acı tarafı ise, benim yanımdayken takındıkları o yapmacık şefkat ve dostluk maskesiydi. Tableti iki elimle sımsıkı tutarak ayağa kalktım. Dizlerimin bağı çözülmüştü, kalbim göğsümü parçalayacakmış gibi atıyordu ama içimde büyüyen öfke, bana o an ihtiyacım olan ayakta durma gücünü verdi. Cansu’nun kaldığı misafir odasına doğru yürüdüm. Kapı aralıktı. İçeride yatağın üzerine eşyalarını dizmiş, neşeyle şarkı mırıldanarak valizini yerleştiriyordu. Kapıyı hızla itip içeri girdiğimde irkilerek bana döndü. Yüzündeki o sahte, masum ifadeyi gördükçe midem bulanıyordu. “Ne oldu canım, niye öyle solgun görünüyorsun, bir şey mi oldu?” dedi elindeki kazağı yatağa bırakırken. Tableti havaya kaldırdım, ekranı doğrudan onun yüzüne doğru çevirdim. “İzmir biletini iki kişilik mi alıyorsun, yoksa tek kişilik mi?” diye fısıldadım. Sesim o kadar soğuk, o kadar duygusuz ve yabancı çıkmıştı ki, kendi sesimden bile korktum
- Cansu’nun yüzündeki renk saniyeler içinde çekildi. Gözleri faltaşı gibi açıldı, dudakları titredi ama tek bir kelime edemedi. Sadece yutkunmaya çalıştı. Tam o sessizliğin ortasında dış kapının kilidi açıldı. Emre’nin “Ben geldim, sıra vardı araba işi uzun sürdü biraz!” diyen neşeli sesi koridorda yankılandı. Ayak sesleri doğrudan salona yöneldi, beni göremeyince misafir odasına doğru geldi. Ben yerimden kıpırdamadım. Gözlerimi Cansu’nun o korkak, küçülmüş silüetinden ayırmadan buz gibi bir ifadeyle bekledim. Emre, kapının pervazında belirip bizi o şekilde görünce donakaldı. Elimdeki tableti, Cansu’nun bembeyaz olmuş yüzünü ve benim o anki duruşumu gördüğünde, neyin içine düştüğünü anında anladı. Elindeki anahtarlık büyük bir gürültüyle parkeye düştü. “Hayatım…” diye geveledi Emre. “Dur, açıklayabilirim.” “Neyi açıklayacaksın?” diye bağırdım, sesim artık fısıltıdan çıkmış, bütün evi inleten, yılların birikimi olan bir çığlığa dönüşmüştü. “Aylardır gözümün içine baka baka beni nasıl aptal yerine koyduğunuzu mu? Benim evimde, benim yatağımın bir oda ötesinde yaşadığınız o iğrençliği mi? Neyi açıklayacaksın Emre!” Emre telaşla bana doğru bir adım atacak oldu, ellerini havaya kaldırdı. “Bak, yemin ederim bildiğin gibi değil, bir hataydı sadece! Cansu psikolojik olarak çok kötüydü, benim de iş yerinde sorunlarım vardı, boşluktaydım…” “Boşluktaydın?” diye acı acı güldüm, gözlerimden yaşlar süzülürken. Sinirden deliye dönmüştüm. “Cansu depresyondaydı, sen de ona terapi mi uyguluyordun Emre? Siz ikiniz, bu dünyadaki en aşağılık, en karaktersiz insanlarsınız.” Cansu birden yüzünü ellerinin arasına alıp ağlamaya başladı. “Beni affet, ne olursun affet. Emre bana umut verdi, karımı sevmiyorum yakında ayrılacağım dedi. Evlilikleri zaten bitmişti, ben sadece…” “Sen sus!” diyerek üzerine yürüdüm, o an benden korkarak bir adım geri çekildi. “Senin o timsah gözyaşların da, senin o sahte kardeşliğin de yerin dibine batsın. Namus bekçiliği yapıp bana cilve dersi veriyordun değil mi? Benim evimden, benim hayatımdan defolup gideceksiniz. İkiniz de!” Emre, aniden Cansu’ya dönüp “Senin yüzünden oldu her şey! Bana o mesajları atmasaydın, aklımı çelmeseydin…” diye bağırdı. İhanetlerinin ortaya çıktığı ilk saniyede birbirlerini satmaya başlamışlardı. İkisinin o zavallı, sefil halini izlemek bana garip bir soğukkanlılık vermişti. Artık ağlamıyordum. Sadece bu evden, benim alanımdan silinip gitmelerini istiyordum. “Yarım saat.” dedim buz gibi bir sesle, parmağımla kapıyı göstererek. “İkinizin de eşyalarınızı toplayıp bu kapıdan çıkması için tam yarım saatiniz var. Eğer o kapıdan çıkmazsanız, tableti alıp karakola gider, ardından da bütün bu mesajları ikinizin de ailesine, iş yerindeki bütün arkadaşlarınıza tek tek gönderirim.” Emre yalvarmaya, kollarıma tutunmaya çalıştı. Ancak içimde ona dair en ufak bir sevgi kırıntısı kalmamıştı. Cansu hıçkırarak valizine kalan eşyalarını tıkıştırmaya başladı. Emre ise hala etrafımda pervane olup beni ikna etmenin yollarını arıyordu. Ama nafileydi. Kırk dakika sonra, ikisi de omuzları çökük, ellerinde valizlerle evden çıkarken kapıyı arkalarından öyle bir çarptım ki, geçmişe dair bütün o sahte anılar, yalanlar ve kandırmacalar da o kapının ardında ezilip ufalandı. Sonraki birkaç ay, tahmin edilebileceği gibi hayatımın en zor dönemiydi. Boşanma davası oldukça çekişmeli geçti; Emre evi benden almaya, kusuru hafifletmeye çalıştı ama elimdeki tablet mesajlarının dökümleri ve şahitler sayesinde her şey benim lehime sonuçlandı. Ev bende kaldı, Emre ise ihanetinden dolayı büyük bir maddi ve manevi tazminat ödemek zorunda bırakıldı. Ortak tanıdıklarımızdan sonradan duyduğum kadarıyla, o çok aşık çifte kumrular İzmir’e taşındıktan sadece üç ay sonra büyük bir kavgayla birbirlerine girip ayrılmışlardı. Cansu, Emre’nin aynı numaraları iş yerindeki başka bir kadına yaptığını öğrenmiş, Emre ise beş parasız kalmanın ve düzenini bozmanın faturasını Cansu’ya kesmişti. Ben mi? Ben o enkazın altından kendi başıma kalkmayı, yaralarımı kendim sarmayı öğrendim. Hayatımdaki en büyük iki yalanın tek bir gecede hayatımdan temizlenmesi, o gün canımı çok yaksa da aslında evrenin bana verdiği en büyük hediyeydi. Şimdi sabahları aynaya baktığımda, pijamalarıyla evde oturan, kendini yetersiz hisseden o kadının aksine; kendi ayakları üzerinde sağlam duran, güçlü, özgüvenli ve en önemlisi geceleri yastığa başını huzurla koyan bir kadın görüyorum. Hayat beni en sevdiklerimle sınamıştı ama ben o sınavdan kendi değerimi bulup çıkarak galip ayrılmıştım.
Benzer Galeriler
-
Sabah saat üçte kızım beni aradı ve acilen gelmem için yalvardı
-
Bir milyarderin küçük kızı uzun süre yürüyemiyordu ve en iyi doktorlar bile ona hiçbir umut vermiyordu.
-
Oğlum, evimden utandığı için partiyi iptal etti
-
25 yıl sonra genç geri döndü ve tüm kasabayı donduran karanlık bir aile sırrını ortaya çıkardı
-
AK Parti İstanbul İl Başkanlığı’na
-
Bir kız polise yaklaşıp 3 kelime söylüyor


