DOLAR
Alış: 46.87
Satış: 47.06
EURO
Alış: 53.56
Satış: 53.77
GBP
Alış: 62.67
Satış: 63.13
Otobüsteki serseriler, köşede sessizce oturan bastonlu yaşlı teyzeyle dalga geçip cüzdanını almaya kalktılar… Teyzenin bastonunu yere vurup yaptığı o tek hareket, serserileri bir sonraki durakta arkalarına bakmadan kaçmaya zorladı.
Gece yarısını çoktan geçmişti. 42 numaralı hat, şehrin en tekinsiz mahallelerinden geçerek son durağına doğru ilerliyordu. Otobüsün içindeki loş ışıklar, motorun yorgun hırıltısına eşlik eden huzursuz bir sessizlikle titriyordu. En arka köşede, pencere kenarına büzülmüş, üzerinde eski ama tertemiz bir pardösü olan Müzeyyen Teyze oturuyordu. Dizlerinin arasında sıkıca tuttuğu gümüş başlıklı, kara ağaçtan yapılma bastonu, sanki dünyadaki tek dayanağıydı.
Otobüsün orta kapısından gürültüyle binen üç genç, bu sessizliği bir bıçak gibi kesti. Üzerlerinden alkol ve ucuz tütün kokusu yayılıyordu. En öndeki, boynunda belirgin bir yara izi olan ve arkadaşları arasında “Çakal” diye hitap edilen çocuk, gözlerini doğrudan köşedeki yaşlı kadına dikti. Diğer yolcular—yorgun bir işçi ve kulaklığıyla dünyadan kopmuş bir genç—başlarını hemen cama çevirdiler. Korku, otobüsün havasına sinmişti.
Serseriler, Müzeyyen Teyze’nin etrafını sardılar. Çakal, kadının yanındaki boş koltuğa adeta çöktü.
“Vay vay vay… Teyzemiz bu saatte hangi hazinenin peşinde acaba?” dedi, sesi alaycı bir tınıyla yankılanırken. Diğer ikisi kahkahalarla ona eşlik ediyordu. “Bak hele, bastonu bile gümüş. Kesin çantası da altın doludur bunun.”
Müzeyyen Teyze istifini bozmadı. Bakışlarını karanlık pencereden ayırmadı, sadece bastonunu tutan elleri biraz daha sıkılaştı.
“Hadi ama nine, susmak yakışmıyor,” dedi gruptan zayıf olanı, kadının kucağındaki eski deri cüzdana uzanarak. “Şu cüzdanı bize ver de, sen de rahat et biz de. Yolumuz uzun, harçlığımız kalmadı.”
Gençlerden biri cüzdanın ucundan çekiştirmeye başladığında, Müzeyyen Teyze ilk kez başını çevirdi. Gözleri yaşından beklenmeyecek kadar berrak, derin ve ürkütücü derecede sakindi.
“Elinizi çekin evladım,” dedi alçak ama buz gibi bir sesle. “Kendi karanlığınızda boğulmayın.”
Çakal, bu söz üzerine kahkahayı bastı. “Karanlık mı? Biz karanlığın kendisiyiz nine! Ver şunu!” diyerek cüzdanı sertçe çekmeye yeltendi. Tam o anda, otobüsün içindeki atmosfer sanki bir anda basınç değiştirmiş gibi ağırlaştı.
Müzeyyen Teyze, bastonunu büyük bir sükunetle ama tarif edilemez bir güçle otobüsün metal zeminine vurdu. TAK!
O ses, sadece bir ağacın metale çarpması değildi; sanki otobüsün tüm enerjisi o noktada toplandı. O tek vuruşla birlikte, bastonun gümüş başlığı Müzeyyen Teyze’nin avucunda bir pergel gibi döndü. Kadın, yerinden kalkmadan, sadece bileğinin bir hareketiyle bastonun ucunu Çakal’ın boğazındaki şah damarının tam üzerine, milimetrik bir hassasiyetle yerleştirdi.
Hareket o kadar hızlı ve kusursuzdu ki, serseriler ne olduğunu anlayamadan kendilerini ölümcül bir kıskacın içinde buldular. Müzeyyen Teyze’nin çehresi değişmişti. O uysal yaşlı teyze gitmiş, yerine yılların tecrübesini ve belki de gizli bir geçmişin soğukkanlılığını taşıyan bir gölge gelmişti
Üsteki Resimden Diğer Sayfaya Geçiş Yaparak Haberin Devamını Okuyabilirsiniz.
Diğer Galeriler
-
Kızımı haber vermeden ziyaret ettim ve şok oldum! Kayınvalidesi ve kocası oturmuş yemek yerken, kızım soğuktan titreyerek bulaşık yıkıyordu.
-
Kocam beni, perişan halde ve neredeyse bilincim yerinde değilken, yoğun bakıma aldı. Yardım için ailemi aradığımda, soğuk bir şekilde, “Evlenmeyi sen seçtin. Şimdi bu senin sorunun,” dediler. Gözyaşlarımı yuttum ve fısıldadım, “Pekala.” Hastane yatağımdan, yeni evleri için kefil olmaktan vazgeçtim. İpotekleri çöktü ve 55.000 dolarlık depozitolarını kaybettiler—ama bu, silmeyi planladığım ilk imzaydı sadece.
-
Ablam 120 düğün davetlisinin önünde gülerek bana “Sadece bir hemşire” dedi; ama damadın babası bana bakmayı bırakmadı ve sonunda baş masadan kalktığında, kimse ne söyleyeceğini anlamadan önce tüm salon sessizliğe büründü.
-
Oğlum için oyuncaklarla dolu bir bavulla geri döndüm, ama onu dört ayak üzerinde emeklerken buldum, kayınvalidem ise metresinin bebeğini tutuyordu ve “İşte bizim gururumuz ve neşemiz bu” dedi. Kocam başını öne eğdi. Gülümsedim, su istedim… ve kimsenin beklemediği avukatı aradım.
-
Kızımın cenazesinden iki saat sonra telefonum çaldı. Doktoru fısıldayarak, “Hemen ofisime gelin. Size bir şey göstermem gerekiyor ve kimseye, özellikle de damadınıza söylemeyin,” dedi. Vardığımda kapıyı kilitledi ve kızımın yardım için yalvarırken kocasının onu tehdit ettiği bir kaydı oynattı. Ağlamadım. Dosyayı kopyaladım, bir kişiyi aradım ve gülümsedim. Gün doğana kadar damadım, onu gömmenin neden en büyük hatası olduğunu öğrenecekti.
-
Bebeğimizin ultrason görüntüleriyle eve geldiğimde kocam pantolonunu giyiyordu, en yakın arkadaşım ise hamilelik kabanlarımın arkasına saklanmıştı.
