DOLAR
Alış: 45.83
Satış: 46.02
EURO
Alış: 53.23
Satış: 53.45
GBP
Alış: 61.54
Satış: 62.00
ANKARA
ADANA
ADIYAMAN
AFYON
AĞRI
AKSARAY
AMASYA
ANKARA
ANTALYA
ARDAHAN
ARTVİN
AYDIN
BALIKESİR
BARTIN
BATMAN
BAYBURT
BİLECİK
BİNGÖL
BİTLİS
BOLU
BURDUR
BURSA
ÇANAKKALE
ÇANKIRI
ÇORUM
DENİZLİ
DİYARBAKIR
DÜZCE
EDİRNE
ELAZIĞ
ERZİNCAN
ERZURUM
ESKİŞEHİR
GAZİANTEP
GİRESUN
GÜMÜŞHANE
HAKKARİ
HATAY
IĞDIR
ISPARTA
İSTANBUL
İZMİR
KAHRAMANMARAŞ
KARABÜK
KARAMAN
KARS
KASTAMONU
KAYSERİ
KIRIKKALE
KIRKLARELİ
KIRŞEHİR
KİLİS
KOCAELİ
KONYA
KÜTAHYA
MALATYA
MANİSA
MARDİN
MERSİN
MUĞLA
MUŞ
NEVŞEHİR
NİĞDE
ORDU
OSMANİYE
RİZE
SAKARYA
SAMSUN
SİİRT
SİNOP
SİVAS
ŞANLIURFA
ŞIRNAK
TEKİRDAĞ
TOKAT
TRABZON
TUNCELİ
UŞAK
VAN
YALOVA
YOZGAT
ZONGULDAK
Ana Sayfa
Foto Galeri
2.06.2026
Yırtık ayakkabılı çocuk “Babam orgeneral” dedi, öğretmen tüm sınıfın önünde defterini yırttı
- Bölüm 1 10 yaşındaki Aras Demirci, o sabah defterine babasının Türk Silahlı Kuvvetleri’nde Orgeneral olduğunu yazdığında, aynı sabah öğretmeni onun defterini tüm sınıfın önünde yırtıp çöpe attı ve sert bir sesle, “Yalan söylemenin de bir sınırı vardır,” dedi. Ankara’daki eski bir devlet lojmanında yaşayan Aras, o gün okula çok heyecanlı gelmişti. Ayakkabıları biraz eskimişti, gömleğinin yakasını annesi gece dikerek düzeltmişti ve çantasındaki defterine adını üç kez dikkatlice yazmıştı. O gün ders konusu “Ailemiz ve mesleklerimiz” idi. Sınıftaki diğer çocukların babaları doktor, mühendis, hakim, iş insanı ya da avukattı. Aras’ın babası Yavuz Demirci, gerçekten de orduda yüksek rütbeli bir subaydı. Ama evde bunun hiçbir gösterişi yoktu. Ne duvarda madalyalar asılıydı, ne üniforma sergilenirdi, ne de büyük bir gurur gösterisi yapılırdı. Her şey sade, sessiz ve gizliydi. Annesi Elif Demirci, askerî hastanede doktordu. Sabah çayını koyarken Yavuz’a şöyle demişti: “Çocuğa hep susmayı öğretirsen, bir gün gerçeğin yanlış olduğunu sanır.” Yavuz, Aras’ın başını okşamıştı. “Bak oğlum,” demişti, “sadece ‘baban orduda görev yapıyor’ demen yeterli. Her şeyi anlatmak zorunda değilsin.” Aras yavaşça sormuştu: “Ama diğer çocuklar gururla anlatıyor. Ben neden anlatmayayım?” Yavuz bir an sessiz kalmış, sonra cevap vermişti: “Çünkü bazı sorumluluklar bağırmaz oğlum.” Ama Aras o sabah kararını vermişti: Bugün yalan söylemeyecekti. Defterine şunu yazdı: “Babam Türk Silahlı Kuvvetleri’nde Orgeneral. 32 yıldır ülkeye hizmet ediyor. Doğuda, sınır bölgelerinde ve uluslararası görevlerde bulundu. Bana hep şunu söyler: Gerçek liderlik emir vermek değil, insanları korumaktır.” Öğretmen Sevgi Yılmaz, Aras’ın sırasına yaklaştığında gözleri yazıya takıldı. 20 yıldır öğretmenlik yapıyordu ve çocukların yüzüne bakarak kimin doğru söylediğini anladığını sanıyordu. Aras’ın eski ayakkabılarını, sade çantasını ve devlet lojmanındaki adresini düşündü. Yüzünde küçümseyen bir ifade oluştu. “Aras, ayağa kalk.” Sınıf bir anda sessizleşti. “Baban orgeneral mi?” diye sert bir sesle sordu. Aras çekinerek, “Evet öğretmenim,” dedi. Sevgi Yılmaz alay etmedi ama sesi soğuktu: “Orgenerallerin çocukları böyle okula gelmez. Özel araçlarla gelirler, özel okullarda okurlar. Evlerinde güvenlik olur. Sen devlet lojmanında yaşıyorsun.” Aras’ın boğazı kurudu. “Babam güvenlik nedeniyle—” “Yeter!” diye sözünü kesti öğretmen. Defteri elinden aldı. “Bahane üretme.” Sonra defteri herkesin önünde yırtmaya başladı. Bir kez, iki kez, üç kez… Kağıt parçaları Aras’ın ayaklarının dibine düştü. Sınıfta bazı çocuklar korkudan sustu, bazıları kısık sesle güldü. En yakın arkadaşı Emir kalkmak istedi ama yanındaki çocuk kolundan tuttu. Öğretmen sert bir sesle konuştu: “Bugün ders: büyük görünmek için yalan söylemek en kötü alışkanlıktır.” Aras’ın gözleri doldu ama ağlamadı. Dişlerini sıktı. “Babam yalan söylemeyi öğretmez,” dedi. Sınıfta derin bir sessizlik oldu. Öğretmenin yüzü kızardı. “Rehberlik servisine git. Hemen.” Aras kapıya doğru yürürken çantasındaki eski telefon titreşti. Mesaj babasındandı: “Toplantı erken bitti. 10:30’da okulda olacağım. Seninle gurur duyuyorum, asker.” Aras mesajı okudu ama gülümsemedi. Çünkü önünde, hayatının en uzun 90 dakikası vardı… Bölüm 2 Aras için müdür yardımcısının odasındaki sandalye çok büyüktü ama o gün üzerinde oturan çocuk bir anda çok küçük görünüyordu. Müdür Yardımcısı Murat Aydın, dosyayı açtı ve gözlüğünü düzeltti. “Babanın adı Yavuz Demirci. Meslek—devlet görevlisi. Burada hiçbir yerde ‘Orgeneral’ yazmıyor.” Aras sessizce konuştu: “Formlara böyle yazıyorlar efendim. Güvenlik için.” Murat Aydın yorgun bir gülümsemeyle güldü. “Evlat, her çocuk babasını kahraman görür. Bu normal. Ama hikâye uydurmak doğru değil.” “Bu hikâye değil.” “Sesini alçalt,” dedi Murat Aydın. “Zaten başın belada.” Aras telefonunu uzattı. “Bakın, babam geliyor.” Müdür yardımcısı ekrana bile bakmadı. “Telefonuna ‘baba’ diye kaydetmek zor değil.” Aras’ın içinde bir şey kırıldı. Gerçeğin bile, pahalı kıyafet giymediğinde kimse tarafından görülmeyebileceğini düşündü. Öte yanda sınıfta Öğretmen Sevgi Yılmaz, velilerin önünde Aras’ı tekrar içeri çağırdı. Aras yerine oturur oturmaz konuştu: “Şimdi herkesin önünde özür dile.” Aras başını kaldırdı. “Özür dilemeyeceğim.” Arkada oturan birkaç veli huzursuzlandı. Bir anne kısık sesle, “Çocuğa konuşma hakkı verin,” dedi. Sevgi Yılmaz soğuk bir sesle cevap verdi: “Disiplin benim görevim.” Arkasından Aras’ın en yakın arkadaşı Emir ayağa kalktı. “Öğretmenim, Aras yalan söylemez!” “Emir, dışarı çık!” diye bağırdı öğretmen. Aras artık tamamen yalnızdı. Saat 09:42’yi gösteriyordu. Babasının gelmesine hâlâ zaman vardı. Sevgi Yılmaz Aras’a yaklaştı ve eğildi: “Her aile özel değildir Aras. Bazen sıradan olduğunu kabul etmek gerekir.” Aras ayağa kalktı. Sesi titriyordu ama kırılmadı: “Benim ailem sıradan olabilir. Ama benim gerçeğim yalan değil.” Tam o anda sınıfın kapısı açıldı. Müdür Suat Yıldırım içeri girdi. Yüzü solgundu. “Sevgi Hanım, hemen dışarı çıkın.” Koridorda Suat Yıldırım, düşük ama ciddi bir sesle konuştu: “Az önce Kara Kuvvetleri Komutanlığı’ndan telefon geldi. Okulumuza üst düzey bir asker geliyor. Güvenlik için hazırlık yapmamız istendi.” Sevgi Yılmaz’ın nefesi kesildi. “Kim için?” Müdür net bir şekilde cevap verdi: “Aras Demirci’nin babası için.” Tam o sırada okulun kapısında üç siyah araç durdu. Önce güvenlik görevlileri indi. Ardından ortadaki araçtan uzun boylu, sakin ve ciddi bir adam çıktı. Üzerindeki koyu zeytin yeşili üniforma dikkat çekiyordu. Göğsündeki nişanlar ışıkta parlıyordu. Omuzlarındaki üç yıldız net bir şekilde görünüyordu. Orgeneral Yavuz Demirci, okulun girişine doğru yürüyordu. Bölüm 3 Aynı okul koridoru, birkaç dakika önce Aras’ın yalnız ve utanç içinde yürüdüğü yer, şimdi ağır bir sessizliğe bürünmüştü. Güvenlik görevlileri uzakta durmuştu çünkü Orgeneral Yavuz Demirci açıkça bunun bir gösteri değil, oğlunu görmek için bir geliş olduğunu söylemişti. Adımlarında acele yoktu ama her hareketi 32 yıllık askeri disiplinin izlerini taşıyordu. Müdür Suat Yıldırım öne çıkıp elini uzattı. “Orgeneralim, okul adına ben—” Yavuz sakin ama net bir sesle konuştu: “Önce oğlumu görmek istiyorum.” Sesi yüksek değildi ama öyle bir ağırlığı vardı ki kimse araya giremedi. Öğretmen Sevgi Yılmaz, arkasında durmuştu. Yüzü bembeyazdı. Birkaç dakika önce Aras’ı bir “yalan söyleyen çocuk” sanmıştı. Şimdi ise en büyük hatasının bir rütbeyi tanımamak değil, bir çocuğu küçük görmek olduğunu anlıyordu. Sınıfın kapısı açıldı. İçerideki öğrenciler, veliler ve öğretmenler aynı anda sessizleşti. Bazı veliler ayağa kalktı. Askerî geçmişi olanlar rütbeyi hemen tanımıştı. Çocuklar pencereden dışarıdaki siyah araçlara ve üniformadaki yıldızlara bakıyordu. Aras sırasındaydı. Gözleri şişmişti, elleri sıranın kenarını sıkıca tutuyordu. Babasını görünce yüzünde hem rahatlama hem de acı aynı anda belirdi. “Baba…” Ses çok kısık çıkmıştı ama Yavuz duymuştu. Sert görünen yüzü anında yumuşadı. Doğrudan oğlunun yanına gitti, diz çöküp onu kollarına aldı. “Geldim oğlum,” dedi kulağına. “Geç kaldım, affet.” Aras ağlamaya başladı. Bu bir çocuk ağlaması değildi sadece; uzun süre tek başına taşınan bir gerçeğin sonunda bırakılmasıydı. Sınıftakiler gözlerini kaçırdı. Sabah yaşananların yanlış olduğunu herkes artık anlamıştı. Yavuz Aras’ın elini tuttu ve ayağa kalktı. Sınıfa baktı. “Ben Yavuz Demirci. Türk Silahlı Kuvvetleri’nde Orgeneralim. Bugün burada görevimle ilgili konuşma yapacaktım. Ama önce başka bir şey söylemem gerekiyor.” Öğretmen Sevgi Yılmaz’ın gözleri doldu. “Komutanım, ben… çok üzgünüm. Ben yanlış yaptım.” Yavuz ona baktı. Sesi sert değildi ama nettı: “Hata, bilgi eksikliğiyle yapılan yanlış olabilir. Ama siz sadece hata yapmadınız. Yargıladınız. Oğlumu kıyafetinden, ayakkabısından ve yaşadığı yerden dolayı küçümsediniz.” Odadaki hava ağırlaştı. “Ben sınırda askerlerime komuta ettim,” dedi Yavuz. “Soğukta, çöllerde, kayıpların arasında görev yaptım. Ama bir baba olarak en zor şey, oğlunun gerçeği söylemesine rağmen yalnız bırakılmasıdır.” Sevgi Yılmaz ağlıyordu. Ama Yavuz’un sesi yükselmedi. “Bazı aileler güvenlik nedeniyle görünmez yaşar. Bazı çocuklar babalarını aylarca göremez. Bazı evlerde madalyalar bile dolapta saklanır ki çocuk normal büyüyebilsin.” Salondaki bir hemşire anne gözyaşlarını sildi. Bir temizlik işçisi kadın başını eğdi; kendi çocuğunu hatırladı. Yavuz öğrencilere döndü: “Aras defterine liderliğin hizmet olduğunu yazmış. Doğru yazmış. Ama hizmet sadece askerlik değildir. Hastanede hemşire hizmet eder. Sokakları temizleyen insan hizmet eder. Yemek yapan aşçı hizmet eder. Evini ayakta tutan anne hizmet eder. Hiçbir emek küçük değildir. Küçük olan, insanı kıyafetine göre ölçen bakıştır.” Aras babasına bakıyordu. Sanki yırtılmış sayfaları yeniden birleşiyordu. Müdür Suat Yıldırım öne çıktı: “Bugün olanlar okul olarak bizim başarısızlığımızdır. Aras’tan ve ailesinden özür diliyoruz. Bundan sonra hiçbir öğrencinin ailesiyle ilgili iddiası araştırılmadan yargı yapılmayacaktır. Tüm öğretmenler için önyargı ve iletişim eğitimi zorunlu olacaktır.” Sevgi Yılmaz titreyerek Aras’ın önüne geldi. “Aras… seni dinlemedim. Seni görmedim. Senin kıyafetine, sessizliğine bakıp karar verdim. Senin defterini yırtmadım… güvenini yırttım. Özür dilerim.” Oda sessizdi. Aras babasının elini daha sıkı tuttu. Yavuz eğilip fısıldadı: “Karar senin oğlum. Affetmek zorunda değilsin.” Aras uzun süre baktı. Gözlerinde hâlâ yaş vardı ama korku yoktu. “Öğretmenim,” dedi yavaşça, “sizi affedebilirim. Ama lütfen bir daha önce dinleyin. Gerçek her zaman gösterişli değildir.” Arkada bir anne sessizce ağladı. Emir içeri girdiğinde doğrudan Aras’a baktı ve gülümsedi. Yavuz onun yanına gidip elini sıktı. “Benim oğlum için konuştun mu?” Emir utandı. “Biraz…” Yavuz başını salladı: “Bazen küçük bir cesaret bile büyük bir sessizliği kırar.” O gün Yavuz Demirci öğrencilere savaş hikâyeleri anlatmadı. Askerlerin neden aylarca evden uzak kaldığını, çocukların neden bayramlarda boş sandalye gördüğünü ve üniformanın sadece onur değil, aynı zamanda sorumluluk olduğunu anlattı.
- Sonra ekledi: “En büyük rütbe, insanın karakteridir.” Aras tüm konuşma boyunca ön sırada oturdu. Bu kez kimse onu susturmadı. Günün sonunda sınıf fotoğrafı çekildi. Aras ortadaydı. Bir yanında babası, diğer yanında Emir vardı. Öğretmen Sevgi Yılmaz biraz geride duruyordu; elinde Aras’a verdiği yeni defter vardı. O fotoğraf kısa sürede yayıldı. İnsanlar bir çocuğun küçük görülmesini, sonra gerçeğin ortaya çıkışını konuştu. Ama en çok şu cümle paylaşıldı: “Gerçek, her zaman pahalı arabalarda gelmez.” O akşam Aras annesi Elif Demirci’nin kucağında sessizce uzanıyordu. “Çok mu üzüldün?” diye sordu annesi. Aras başını salladı. “Evet. Ama babam gelince… yalan söylemediğimi hissettim.” Elif’in gözleri doldu. “Sen hiçbir zaman yalan söylemedin.” Yavuz odanın köşesinde sade kıyafetleriyle oturuyordu. Ev küçüktü; eski bir masa, basit bardaklar, sessiz bir akşam… Sabah küçümsenen o ev, şimdi gerçeğin sığdığı yerdi. Aras babasına baktı. “Baba… neden baştan söylemedin?” Yavuz bir süre sustu. “Seni benim rütbemle değil, kendi adınla tanımalarını istedim. Ama seni yalnız bıraktım. Bu benim hatamdı.” Aras dedi ki: “Benim sizin büyük olmanıza ihtiyacım yoktu. Sadece ‘yalan söylemiyorsun’ diyen birine ihtiyacım vardı.” Bunu duyunca Yavuz’un gözleri doldu. Aras’ı yanına çekti. “Artık hiçbir zaman gerçeğini tek başına taşımayacaksın.” Önümüzdeki üç ay içinde okul gerçekten değişmeye başladı. Değişim duvarların renginde değil, insanların ses tonunda görünüyordu. Öğretmenler artık çocukların sözünü kesmeden önce duruyordu. Bir öğrencinin anlattığı şey tuhaf görünse bile alay edilmiyor, önce ailesiyle iletişime geçiliyordu. Müdür Suat Yıldırım, “Güven ve Saygı” adında yeni bir politika başlattı. Her sınıfa şu cümle asıldı: “Önce dinle, sonra sor, asla aşağılamadan.” Öğretmen Sevgi Yılmaz en zor şeyi yaptı. Hatasını saklamadı. Öğretmenler kurulunda ayağa kalkıp dedi ki: “23 yıllık deneyimimi bilgelik sandım ama içinde önyargılarım vardı. Bir çocuğu kökenine göre küçümsedim. Hiçbir öğretmen benim yaptığımı yapmamalı.” Bazıları onu affetti, bazıları affetmedi. Ama o her gün davranışlarıyla şunu göstermeye başladı: özür sadece bir kelime değildir. Sınıfında artık ayda bir kez “Aile Hikâyeleri” günü yapılıyordu. Çocuklar evlerini anlatıyordu. Eskiden sessiz kalan öğrenciler konuşmaya başladı. Bir öğrenci babasının gece e-richa kullanıp gündüz ders çalıştığını anlattı. Bir diğeri annesinin dört evde temizlik yaptığını ama kendisinden hızlı kimsenin matematik çözmediğini söyledi. Bir kız çocuğu dedesinin 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı’nda görev yaptığını ama hiç anlatmadığını söyledi. Bu kez kimse gülmedi. Aras da bir gün konuştu: “Babam yüksek rütbeli bir asker. Ama evde benimle bazen yanık börek yapar. Annem askeri hastanede doktor ama bazen o kadar yorulur ki koltukta uyuyakalır. Bana göre gerçek kahramanlar, yorulsalar bile geri dönenlerdir.” Sınıf uzun süre sessiz kaldı. Sonra Emir alkışladı. Ardından tüm sınıf ona katıldı. Sevgi Yılmaz o gün masasının çekmecesini açtı. İçinde Aras’ın yırtılmış eski defterinin parçaları vardı. Onları atmamıştı. Her gün bakıyordu; bir öğretmenin sözünün bir çocukta ne kadar derin iz bırakabileceğini hatırlamak için. Parçaları bir zarfa koydu ve Aras’a verdi. “Bunlar senin sayfaların,” dedi. “Ben yırttım. Şimdi ne yapacağına sen karar ver.” Aras zarfı aldı, açtı, parçaları inceledi ve dedi ki: “Bunları sınıfın duvarına asın. Herkes görsün. Gerçek yırtılınca bitmez.” O gün duvarda yırtılmış sayfaların yanına yeni bir kâğıt asıldı. Aras şunu yazmıştı: “Bir çocuk hikâyesini anlatıyorsa, onu küçültmeyin. Belki de ilk kez cesaret edip gerçeğini söylüyordur.” Zaman geçti ama o sabah okulun hafızasında kaldı. Viral fotoğraf bir haber olmaktan çıktı ama etkisi çocukların içinde yaşamaya devam etti. Aras hâlâ aynıydı—biraz çekingen, biraz inatçı, çok hassas. Ama artık konuşurken sesini saklamıyordu. Altı ay sonra bir yıl sonu töreninde Aras sahneye çağrıldı. Önünde veliler, öğretmenler, öğrenciler ve birkaç gazeteci vardı. Yavuz arka sıralarda sade kıyafetleriyle oturuyordu, Elif yanında. Üniforma yoktu, gösteriş yoktu. Aras mikrofonu aldı. Bir an babasına baktı, sonra sınıf duvarını hatırladı. “O gün çok korkmuştum,” dedi. “Belki de gerçek bile kaybedebilir sanmıştım. Ama sonra öğrendim ki gerçeği her zaman büyük insanlar kurtarmaz. Bazen bir arkadaş çıkar. Bazen bir anne inanır. Bazen bir baba geç gelir ama elini tutar. Bazen de hata yapan biri değişip başkasını kurtarır.” Salonda Sevgi Yılmaz’ın gözleri doldu. Aras devam etti: “Artık biliyorum ki birinin gerçeğini kıyafetine, evine, konuşmasına, parasına ya da görünüşüne göre ölçmemek gerekir. Bir çocuk babasının kahraman olduğunu söylüyorsa önce dinleyin. Belki gerçekten generaldir. Belki de şofördür. İkisinde de utanılacak bir şey yoktur.” Alkışlar yükseldi. Ama Aras son cümleyi daha sessiz söyledi: “Eğer gerçeğin büyükse ve herkes sana yalan diyorsa, yine de gerçeğini bırakma.” Törenden sonra Yavuz Aras’a sarıldı. “Seninle gurur duyuyorum, asker.” Aras gülümsedi. “Ben de seninle, baba.” Okulun dışında akşam iniyordu. Aras artık bir zamanlar ağlayarak yürüdüğü kapıdan, ailesinin arasında yürüyordu. Ayakkabıları hâlâ lüks değildi, çantası hâlâ aynıydı, evleri hâlâ aynı lojmandı. Ama artık hiçbir bakış onu küçük kılamıyordu. Çünkü o çocuk şunu öğrenmişti: Herkes yalan dese bile, bir gerçeği birisi tutuyorsa o gerçek kaybolmaz.
Benzer Galeriler
-
Kocam beni 3 saat boyunca dövdü ve bodrumda ölüme terk etti
-
Milyoner, Kendi Saat Mağazasına Fakir Bir Müşteri Kılığında Girdi
-
Yetmiş bir yaşındaki bir dul kadınla para ve başımı sokacak bir çatı uğruna evlendim
-
Erkek arkadaşım bana “itaat etmeyi öğretmek” için beni pijamalarımla evin dışında kilitledi
-
Yırtık ayakkabılı çocuk “Babam orgeneral” dedi, öğretmen tüm sınıfın önünde defterini yırttı
-
Vazektomi yaptırmamın üzerinden 14 yıl geçmişti ki eşim Elif hamile olduğunu söyledi.


