- Özlemiş gibi yaptıkları sevgileriyle, annemle babam Aysel Babaanne’yi “güzel bir öğle yemeği yiyeceğiz” diyerek evinden almıştı. Ancak üç saat sonra telefonum çaldı. Arayan, şehir dışındaki özel bir bakımevinin yöneticisiydi. “Kaan Karadağ ile mi görüşüyorum?” dedi kadın resmi bir tonla. “Babaanneniz Aysel Hanım acil durum yakını olarak sizin adınızı verdi. Valizi şu an lobimizde duruyor fakat onu getiren aile üyeleri kabul evrakları tamamlanmadan ayrıldılar.” Elimdeki kahve fincanıyla öylece kaldım. “Nasıl yani, ayrıldılar mı?” “Araçlarından evrak alacaklarını söyleyip çıktılar ve bir daha dönmediler.” Babam Ahmet’i aradım; telefon doğrudan sekretere yönlendirildi. Annem Berna’yı aradım, sonuç aynıydı. Direksiyona kenetlenmiş ellerimle 300 kilometrelik yolu nasıl gittiğimi hatırlamıyorum. Bakımevinin lobisine vardığımda Aysel Babaanne, kahverengi tek bir valiz ve ilaç poşetinin yanında oturuyordu. Lobideki sıcak havaya rağmen pardösüsünü çıkarmamıştı. Saçları her zamanki gibi özenle toplanmıştı; yüzünde ise öfkelendiğinde bürünen o taş gibi sakin ifade vardı. Yanına çömeldim. “Babaanne…” Bana uzun uzun baktı. Hiç gözyaşı dökmedi, tek bir soru bile sormadı. Yavaşça ayağa kalktı, arabaya yürüdü, ön koltuğa geçip emniyet kemerini taktı. “Onları arama,” dedi kararlı bir sesle. “Nereye gideceğimizi ben söyleyeceğim.” “Nereye?” “Önce Tapu Dairesine.” Yola çıktığımızda çantasından katlanmış bir banka dökümü çıkardı. Kırmızı kalemle yuvarlak içine alınmış üç devasa para çekme işlemi duruyordu. Kısa sürede hesaptan çekilen yüz binlerce lira… “Geçen ayki diz ameliyatımdan sonra babana geçici vekâletname vermiştim,” diye açıkladı. “Bana unutkanlaştığımı, artık faturaları takip edemeyeceğimi söyledi. Dün bu dökümü bulup hesabını sorduğumda, paranın benim bakımım için harcandığını iddia etti. Bugün de yemek bahataneesiyle beni bu kuruma terk edip kaçtılar.” O sırada telefonum çaldı. Babamdı. Babaannem uzanıp telefonu ters çevirdi. “Önce Tapu Dairesi,” dedi. “Sonra da kendi evim.” Koynundan dedemin el yazısıyla üzerine “EVİN TAPUSU” yazılmış eski bir zarf çıkardı. “Beni almadan önce bunu saklamıştım. Niyetlerini öğrenmek istedim.” Tapu Dairesine vardığımızda görevli memur ekranı inceledi ve duraksadı: “Aysel Hanım, üç gün önce adınıza düzenlenmiş bir devir belgesi işleme alınmış. Evin tüm mülkiyeti oğlunuz Ahmet ve gelininiz Berna’ya devredilmiş.” Babaannem buz kesti.
- Tam o sırada telefonum tekrar çaldı. Bu kez hoparlörü açtım. Babam sahte bir panikle bağırıyordu: “Kaan! Şükürler olsun açtın! Yemeğe gitmiştik, babaannen lavaboya gidiyorum deyip kayboldu! Saatlerdir her yerde onu arıyoruz!” “Yalan söylemeyi kes baba,” dedim buz gibi bir sesle. “Şu an Tapu Dairesindeyim. Babaannemin yanındayım.” Telefondaki ses birden kesildi. Babaannem söze girdi: “Bir saatin var Ahmet. Eğer kendi inşa ettiğin o yalan dünyadan çıkıp evde olmazsan, torunumun bir sonraki araması Cumhuriyet Savcılığına olacak!” Babaannem telefonu kapattı. Evimize doğru yola çıktık ancak kapıya vardığımızda bizi bekleyen manzara, olayın sadece bir ev gaspı olmadığını gösterecekti…40 dakika sonra babaannemin bahçeli evine vardığımızda, babamın aracı çoktan bahçedeydi. Annemle babam kapının önünde panik içinde bekleşiyordu. Evin penceresinden içeri baktığımda koridora istiflenmiş koli kutularını gördüm; babaannemi bakımevine bıraktıkları an evi satmak için eşyaları toplamaya başlamışlardı. Annem Berna telaşla ileri atıldı: “Aysel Anne! Lütfen, bir yanlış anlaşılma oldu! Biz sadece sen yorulma diye eşyaları düzenliyorduk…” Babaannem tek bir el hareketiyle annemi susturdu: “Nefesini boşa harcama Berna. Geçici vekâletname iptal edildi. Sahte devir belgesi için adli süreç başlatıldı ve tüm banka hesaplarım erişiminize kapatıldı.” Babam Ahmet çaresizce bir adım öne çıktı: “Anne lütfen! Şirketim büyük bir krizdeydi! Evi satıp parayı kısa sürede yerine koyacaktık!” “Sen benim hayatıma fiyat biçtin Ahmet,” dedi babaannem, gözleri çelik gibi soğuktu. “Babanın elleriyle kurduğu bu yuvayı çalabilmek için beni bir çöp gibi bakımevi lobisinde bıraktın.” Babaannem cebinden çıkardığı yedek anahtarları bana uzattı: “Kaan, anne ve babanın boş kolilerini arabalarına taşımalarına yardım et. Polis ekipleri gelmeden önce burayı terk etmek için 10 dakikaları var.” Babam hayatında ilk kez kibrinin ona her şeyi kaybettirdiğini anladı. Tek kelime edemeden boş kolilerini alıp gittiler. İlerleyen aylarda adalet tamamen tecelli etti. Nitelikli dolandırıcılık ve resmi evrakta sahtecilik suçlamalarıyla karşı karşıya kalan babam, çektiği tüm parayı banka hesabına iade etmek zorunda kaldı. Sahte tapu kaydı mahkeme kararıyla silindi ve evin tek sahibi yeniden Aysel Babaanne oldu. Ben de onun yanına taşınarak uzaktan çalışma düzenine geçtim; bir daha hiçbir açgözlü akrabanın onu yalnız yakalamasına izin vermeyecektim. Aylar sonra, soğuk bir kış akşamı babaannemle verandada oturup karın bahçeyi kaplayışını izliyorduk. Bana döndü, gözlerinde içimi ısıtan o huzurlu tebessümle konuştu: “Biliyor musun Kaan… İnsanlar her zaman kan bağının kutsallığından bahseder. Ama gerçek aile, seni soğuk bir binanın lobisinde tek başına bırakıp gidenler değildir. Gerçek aile, o yolları senin için aşanlardır.” Elini tuttum. “Bir daha asla o lobilerde yalnız kalmayacaksın babaanne.” Yuvamız tekrar canlanmış, adalet ait olduğu yere dönmüştü. Ve biz, o akşam sadece bir evi değil, birbirimize olan sarsılmaz sadakati koruduğumuzu biliyorduk.

