DOLAR
Alış: 49.73
Satış: 49.93
EURO
Alış: 55.67
Satış: 55.89
GBP
Alış: 66.62
Satış: 67.11
ANKARA
ADANA
ADIYAMAN
AFYON
AĞRI
AKSARAY
AMASYA
ANKARA
ANTALYA
ARDAHAN
ARTVİN
AYDIN
BALIKESİR
BARTIN
BATMAN
BAYBURT
BİLECİK
BİNGÖL
BİTLİS
BOLU
BURDUR
BURSA
ÇANAKKALE
ÇANKIRI
ÇORUM
DENİZLİ
DİYARBAKIR
DÜZCE
EDİRNE
ELAZIĞ
ERZİNCAN
ERZURUM
ESKİŞEHİR
GAZİANTEP
GİRESUN
GÜMÜŞHANE
HAKKARİ
HATAY
IĞDIR
ISPARTA
İSTANBUL
İZMİR
KAHRAMANMARAŞ
KARABÜK
KARAMAN
KARS
KASTAMONU
KAYSERİ
KIRIKKALE
KIRKLARELİ
KIRŞEHİR
KİLİS
KOCAELİ
KONYA
KÜTAHYA
MALATYA
MANİSA
MARDİN
MERSİN
MUĞLA
MUŞ
NEVŞEHİR
NİĞDE
ORDU
OSMANİYE
RİZE
SAKARYA
SAMSUN
SİİRT
SİNOP
SİVAS
ŞANLIURFA
ŞIRNAK
TEKİRDAĞ
TOKAT
TRABZON
TUNCELİ
UŞAK
VAN
YALOVA
YOZGAT
ZONGULDAK
Ana Sayfa
Foto Galeri
30.10.2026
Son 10 Liramı Evsiz Bir Gence Vermiştim; 26 Yıl Sonra Kapıma Gelen Yabancının Getirdiği Kutu Hayatımı Değiştirecekti
- Adamın sözleri içimde tuhaf bir korku uyandırdı. Kutunun ağırlığı kollarıma çökerken gözlerimi yüzünden ayıramıyordum. Yirmi altı yıl önce kaldırımda oturan o ürkek delikanlının gözlerini şimdi karşımdaki adamda görüyordum. “Baran?” diye fısıldadım. Adamın dudakları titredi. Sonra başını eğdi. “Evet, Nergis teyze. Benim.” Karşımda duran şık giyimli adamla hafızamdaki aç, üşümüş genç arasında bağlantı kurmaya çalışıyordum. “Gerçekten sen misin?” “Beni o gün tanıyan tek insan sizdiniz. Şimdi de tanıdınız.” Onu içeri davet ettim. Eşim mutfaktan, kızım yemek masasının başından kalkıp yanımıza geldi. Baran kutuyu masaya bıraktı ve üzerindeki kot ceketi bana uzattı. “Bunu yıllarca sakladım. Ne zaman vazgeçmek istesem baktım.” Ceketi yüzüme yaklaştırdım. Kırmızı yelkenli hâlâ yerindeydi. Alaz’ın on üç yaşındayken ceketini yırttığı günü hatırladım. Üzüntüsünü gidermek için eski bir kumaştan yelkenli kesip dikmiştim. “Neden yelkenli?” diye sormuştu. “Çünkü rüzgâr ne kadar sert eserse essin, doğru yönü bulan tekne yoluna devam eder.” Baran oturduğunda ellerini birleştirdi. “Size o günden sonrasını anlatmalıyım.”
- Annesini uzun bir hastalıktan sonra kaybetmiş, yanında kaldığı akrabasıyla anlaşamayınca evden ayrılmıştı. Birkaç hafta gündelik işlerde çalışmış ama son işinden parasını alamayınca sokakta kalmıştı. “Üç gündür düzgün yemek yememiştim. İnsanların yüzüne bakmaya utanıyordum.” Ceketi mahalledeki yardım dükkânından almıştı. Kırmızı yelkenlinin hayatını değiştireceğini bilmiyordu. “Yanıma oturduğunuzda korktum. Sonra oğlunuzu anlattınız. İlk kez birinin beni kovmak ya da küçümsemek istemediğini anladım.” Verdiğim 10 lirayla yemek almış, kalan parasıyla ertesi sabah bir fırına gitmişti. İş isteyince önce reddedilmiş, kapının önünü temizlemeyi teklif etmişti. Üç günlük denemenin ardından işe alınmıştı. Fırında çalışırken açık öğretim derslerine hazırlanmış, ustasının yardımıyla küçük bir oda kiralamıştı. Yıllar sonra kendi dükkânını açmış ama iflas etmişti. Borçlarını ödemek için yeniden çalışmaya başlamış, ardından bir arkadaşıyla unlu mamul üretim işletmesi kurmuştu. Zamanla işleri büyümüş, farklı şehirlere ürün gönderen bir şirketin sahibi olmuştu. “Evliyim,” dedi gülümseyerek. “İki çocuğum var. Büyük oğlum on dört yaşında.” Bir an sustu. “Adı Alaz.” Elimi ağzıma götürdüm. “Ne?” “Eşim neden bu isimde ısrar ettiğimi sorduğunda sizin hikâyenizi anlattım. O da kabul etti.” Gözyaşlarımı tutamadım. Yıllardır yalnızca fotoğraflarda ve anılarımda yaşayan oğlumun adı, başka bir çocuğun hayatında da yaşıyordu. Baran çantasından katlanmış bir kâğıt çıkardı. Yıpranmış otobüs tarifesinin kenarında solmuş mürekkeple adım yazılıydı. “Bunu hiç atmadım. İlk maaşımdan sonra sizi aramaya başladım.” Eski mahalleye döndüğünde taşınmıştım. İş yerimde de yeni adresimi bilen yoktu. Yıllarca ara sıra mahalleye uğramış, yardım dükkânındakilere beni sormuştu. “Geçen yıl eski patronunuzun tanıdığına ulaştım. Alaz’ın adını hatırlıyordu. Eski bir taziye ilanından soyadınızı öğrendim. Ama evlenince soyadınız değişmişti. Sonunda kızınızın sosyal medyada paylaştığı aile fotoğrafını gördüm.” Kızım şaşkınlıkla doğruldu. “Bana mesaj gönderen siz miydiniz? Sahte hesap sanıp cevap vermemiştim!” Baran gülümsedi. “Sonra ortak tanıdıklar sayesinde babanıza ulaştım.” Eşime döndüm. Gözleri dolmuştu. “Bana Alaz’la ilgili önemli bir şey getireceğini söyledi,” dedi. “Ama ayrıntılarını anlatmadı. Seni önceden üzmek istemedim.” Baran kutuya işaret etti. “Şimdi açmanızı istiyorum.” Kapağın altında dosyalar, küçük bir ahşap kutu ve çerçevelenmiş fotoğraf vardı. Fotoğrafta gençler büyük bir binanın önünde duruyordu. Girişte şu yazı bulunuyordu: ALAZ YAŞAM VE MESLEK ATÖLYESİ “Nedir bu?” “Beş yıl önce sokakta yaşayan gençlere meslek öğretmek için bir program başlattım. Önce sekiz kişiydik. Şimdi üç atölyemiz var. Fırıncılık, aşçılık ve işletmecilik öğretiyoruz. Barınma, psikolojik destek ve iş bulma konularında da yardımcı oluyoruz.” “Oraya oğlumun adını mı verdin?” “Evet. O yelkenli olmasaydı sizinle karşılaşmayacaktım.” Dosyalarda faaliyet raporları, eğitim fotoğrafları ve destek veren kuruluşların belgeleri vardı. “Yüz kırktan fazla genç programı tamamladı. Yetmişten fazlası düzenli işe yerleşti. Bazıları kendi işletmesini açtı. Herkesin hayatı hemen düzelmiyor ama artık gidebilecekleri bir yer var.” Ahşap kutuyu açtım. İçinden kırmızı kumaştan yapılmış küçük bir yelkenli çıktı. “Bunu atölyemizde eğitim gören bir genç hazırladı. Artık tekstil sektöründe çalışıyor.” Altındaki kartta şöyle yazıyordu: “Bazen bir insanın yeniden yürüyebilmesi için yanında durmak yeterlidir.” Baran kutunun dibindeki mavi dosyayı önüme koydu. “Bir şey daha var.” Dosyada eski bir okul binasının tapu belgesi örneği, tadilat evrakları ve vakfın kullanımına ilişkin belgeler bulunuyordu. “Geçen yıl bu binayı satın aldım. Gençlerin kalabileceği odalar, derslikler ve üretim mutfağı hazırladık. Açılışta bulunmanızı istiyorum.” “Baran, bunlar harika ama ben ne yaptım ki?” Yüzü ciddileşti. “10 lira hayatımı tek başına kurtarmadı. O parayla yalnızca yemek alabildim. Sonra çalıştım, hata yaptım, başka insanlardan yardım gördüm. Ama siz bana değersiz olmadığımı hissettirdiniz.” Elimi tuttu. “Kendi acınızla mücadele ederken yanımda oturdunuz. Beni yalnızca yardıma muhtaç biri olarak görmediniz. Ben de yıllarca başkalarına aynı duyguyu yaşatmaya çalıştım.” Tam konuşacakken kutunun köşesindeki eski bir zarfı fark ettim. “Bu nedir?” Baran dikkatlice aldı. “Ceketin astarını geçen yıl tamir ettirirken terzi buldu. İçeride saklanmış.” Zarfı açtığımda el yazısını hemen tanıdım. Alaz’ın yazısıydı. “Bu nasıl mümkün olabilir?” “İçindekini okuyunca size getirmeden edemedim.” Titreyen ellerimle sayfayı açtım. “Anneciğim, bunu bir gün bulursan…” Alaz, hastalanmadan önce okul için bir kompozisyon yazmıştı. Hayatta örnek aldığı insanı anlatıyordu. “Bazen hiçbir şeyimiz yokmuş gibi davranıyorsun ama bence çok zenginiz. Çünkü sen insanlara yardım ediyorsun. Geçen gün paramız az olduğu hâlde komşumuza ekmek aldın. Neden yaptığını sorduğumda bir gün bizim de yardıma ihtiyacımız olabileceğini söyledin.” Gözyaşlarım kâğıda damlıyordu. “Büyüyünce iyi para kazanacağım. Sen hiç yorulmayacaksın. Bir de sokakta kalan çocuklar için büyük bir ev yapacağım. Kimse üşümeyecek.” Son satırda şunlar yazıyordu: “O evin kapısına kırmızı bir yelkenli asacağım. Çünkü bana rüzgâr ne kadar sert eserse essin yolumu bulabileceğimi söyledin. Seni seviyorum anne.” Baran sessizce bekledi. “Binanın planını hazırlamıştık,” dedi sonunda. “Mektubu okuyunca barınma bölümünü genişlettik. Oğlunuzun hayalindeki eve benzemesini istedim.” Ona sarıldım. Uzun süre konuşamadık. Birkaç hafta sonra açılışa gittik. Kapıda onlarca genç vardı. Bazıları misafirleri karşılıyor, bazıları hazırladıkları yiyecekleri sunuyordu. Binanın girişinde büyük kırmızı bir yelkenli asılıydı. Baran kurdeleyi kesmem için makası uzattı. “Bunu sizin yapmanız gerekiyor.” “Hayır,” dedim. “Birlikte yapacağız.” Tam o sırada arkamızdan genç bir ses yükseldi. “Baba, Nergis nineye hediyesini vermeyi unuttun!” Kıvırcık saçlı bir çocuk koşarak yanımıza geldi. Baran’ın oğlu Alaz’dı. Elindeki küçük yelkenli anahtarlığı bana uzattı. “Bunu ben yaptım. Babam sizin çok önemli biri olduğunuzu söyledi.” Dizlerimin üzerine çöktüm. “Sen de çok önemlisin, canım.” “Ben büyüyünce burada öğretmen olmak istiyorum,” dedi. “Babam gibi.” Baran’la birlikte kurdeleyi kestik. İçeri girdiğimde duvarda eski bir otobüs tarifesi gördüm. Üzerinde yirmi altı yıl önce yazılmış adım duruyordu. Altındaki levhada şu cümle vardı: “Bu ev, iki yabancının birbirine yalnız olmadığını hatırlattığı bir günden doğdu.” O gece eve döndüğümde Alaz’ın mektubunu yatağımın yanına koydum. Pencereyi açıp gökyüzüne baktım. “Başardın oğlum,” diye fısıldadım. “Sen o evi gerçekten yaptın.” Oğlumun yaşayamadığı yılların acısı dinmemişti. Ama artık bir şeyi biliyordum: O gün verdiğim son 10 lira geri dönmemişti. Ondan çok daha değerli bir şeye dönüşmüştü. Alaz’ın yarım kalan hayali, başka insanların hayatında yaşamaya devam ediyordu.
Benzer Galeriler
-
Özgür Özel’in Partisinde Sürpriz Transfer! Siyaset Kulisleri Hareketlendi
-
Müjdeyi verdi
-
Annemin cenazesinden sonra kilerimi temizlerken, bize asla dokunmamamızı söylediği un kavanozunun içinde 18.940 dolar buldum.
-
Kızımı Kanlar İçinde Kapıma Bırakan Damadım, Babasının Gücüne Güveniyordu Ama Sabah Kapısını Açtığında Karşısında Beni Buldu
-
101 Yaşındaki Hakkı Aksu’nun Mahkemedeki Sessiz Sırrı
-
Son 10 Liramı Evsiz Bir Gence Vermiştim; 26 Yıl Sonra Kapıma Gelen Yabancının Getirdiği Kutu Hayatımı Değiştirecekti


