DOLAR
Alış: 49.09
Satış: 49.28
EURO
Alış: 55.07
Satış: 55.29
GBP
Alış: 64.85
Satış: 65.34
ANKARA
ADANA
ADIYAMAN
AFYON
AĞRI
AKSARAY
AMASYA
ANKARA
ANTALYA
ARDAHAN
ARTVİN
AYDIN
BALIKESİR
BARTIN
BATMAN
BAYBURT
BİLECİK
BİNGÖL
BİTLİS
BOLU
BURDUR
BURSA
ÇANAKKALE
ÇANKIRI
ÇORUM
DENİZLİ
DİYARBAKIR
DÜZCE
EDİRNE
ELAZIĞ
ERZİNCAN
ERZURUM
ESKİŞEHİR
GAZİANTEP
GİRESUN
GÜMÜŞHANE
HAKKARİ
HATAY
IĞDIR
ISPARTA
İSTANBUL
İZMİR
KAHRAMANMARAŞ
KARABÜK
KARAMAN
KARS
KASTAMONU
KAYSERİ
KIRIKKALE
KIRKLARELİ
KIRŞEHİR
KİLİS
KOCAELİ
KONYA
KÜTAHYA
MALATYA
MANİSA
MARDİN
MERSİN
MUĞLA
MUŞ
NEVŞEHİR
NİĞDE
ORDU
OSMANİYE
RİZE
SAKARYA
SAMSUN
SİİRT
SİNOP
SİVAS
ŞANLIURFA
ŞIRNAK
TEKİRDAĞ
TOKAT
TRABZON
TUNCELİ
UŞAK
VAN
YALOVA
YOZGAT
ZONGULDAK
Ana Sayfa
Foto Galeri
10.10.2026
Sağır Çiftçinin Evinde Gaz Lambası Altında Ortaya Çıkan Sır
- “Kâsenin içindeki şey hareket etmeye başladı.” İdil, gaz lambasını biraz daha yaklaştırınca boğazından bir çığlık yükseldi. Siyah nesne bir solucan gibi kıvrılıyor, ucundaki ince teller porselenin yüzeyini tırmalıyordu. Fakat onun canlı bir hayvan olmadığını anlaması uzun sürmedi. Gövdesinde pirinçten yapılmış küçük halkalar, ortasında da çengeli andıran metal bir parça vardı. Tufan titreyen elleriyle defteri önüne çekti. *Ne çıktı?* İdil cevap vermeden önce nesnenin üzerine bir bardak kapattı. Kâsenin içinde hareket eden şey, bir süre daha kıvrıldıktan sonra durdu. Küçük bir yay boşalmıştı. *Biri bunu kulağına yerleştirmiş,* diye yazdı. Tufan cümleyi okuduğunda yüzündeki acının yerini korku aldı. Sonra, İdil’in beklemediği bir isim karaladı: *Halim amcam.* O gece uyumadılar. Tufan, geçmişini ilk kez uzun uzun anlattı. Dokuz yaşındayken babasıyla çiftliğin eski tahıl ambarında çalışıyordu. Babası, kasabanın saygın tüccarı Halim Bozkurt’un çiftlik hesaplarından para çaldığını öğrenmişti. Ertesi gün babası ahırda çıkan yangında ölmüş, Tufan ise başına aldığı darbeyle hastaneye kaldırılmıştı. Uyandığında sesler neredeyse tamamen kaybolmuştu. Halim, yeğenini sahiplenmiş, tedavisini kendi tanıdığı doktorlara yaptırmıştı. Yıllar sonra çiftlik Tufan’a kaldığında bile amcası hesapları yönetmeye devam etmişti. İdil, yazıları okudukça ürperiyordu. Bütün kasaba Tufan’ı deli sanmış, oysa adamın en büyük korkusu kendi çocukluğuna saklanmıştı. *Halim hâlâ çiftliğe geliyor mu?* diye sordu. *Her ay. Yarın gelecek.* İdil’in içinden soğuk bir ürperti geçti. Sabah olduğunda atına binip kasabanın sağlık ocağına gitti. Yaşlı hekim Ferit Bey, kâsedeki nesneyi büyüteçle inceledi. Yüzü birden ciddileşti. “Bu, eski bir saat mekanizmasının değiştirilmiş parçası,” dedi. “İçindeki yay harekete geçince sivri uçlar çevresindeki dokuyu yaralıyor. Kulağa nasıl sokulduğunu bilmiyorum ama burada yıllardır bulunması mümkün.” “Peki ya işitmesi?” “Bunu muayene etmeden bilemem. Ama yıllarca süren iltihap ve yaralanma, duyma kaybını ağırlaştırmış olabilir. Onu bir uzmana götürmeliyiz.” Hekim, nesneyi temiz bir cam kavanoza yerleştirip mühürledi. Ardından İdil’e beklenmedik bir soru sordu:
- “Tufan’ın babasının ölümünü hiç araştırdınız mı?” İdil başını salladı. Ferit Bey çekmecesinden sararmış bir kâğıt çıkardı. Gençliğinde kasabanın eski doktorunun yanında çalışmıştı. Yangından sonraki sabah Tufan’ı muayeneye getiren kişinin Halim olduğunu hatırlıyordu. Kayıtlarda, çocuğun kulağındaki yabancı cisme ilişkin bir şüphe yazıyordu. Fakat ertesi gün aynı sayfanın üzeri çizilmişti. “Bunu yıllarca sakladım,” dedi hekim. “Çünkü o zaman Halim’den korkuyordum. Artık susmayacağım.” İdil eve döndüğünde çiftliğin önünde iki at gördü. Halim Bozkurt, yanında İdil’in babasıyla bekliyordu. “Gelin hanım!” diye seslendi Halim, yapmacık bir gülümsemeyle. “Yeni evlileri ziyarete geldik.” İdil kalbinin hızlandığını hissetti. Babasının bakışları evin içindeki dolaplarda dolaşıyordu. Tufan ise masanın başında oturmuş, gelenlerin yüzlerini izliyordu. Halim cebinden bir belge çıkardı. Çiftliğin güneyindeki arazilerin satış sözleşmesiydi. Tufan’ın imzası isteniyordu. “Bunlar verimsiz topraklar,” dedi Halim. “Parasıyla borçlarını kapatırız.” İdil kâğıdı eline aldı. Rakamlar tuhaftı. Toprakların bedeli gerçek değerinin onda biri kadar görünüyordu. Üstelik alıcı, Halim’in ortağı olduğu bir şirketti. “Eşim imzalamayacak,” dedi sakin bir sesle. Halim’in gülümsemesi silindi. “Sen bu evde daha kaç gündür varsın da işlere karışıyorsun?” İdil babasına döndü. “Beni elli liraya buraya gönderdiniz. Şimdi de onun toprağını mı satacaksınız?” Babası gözlerini kaçırdı. Halim ise masaya yumruğunu vurdu. Tufan sesi duymadı ama hareketi görünce ayağa kalktı. İdil, deftere tek cümle yazıp ona uzattı: *Belgeyi imzalama. Bize zarar vermek istiyorlar.* Tufan kâğıdı ikiye yırttı. Halim’in yüzü kıpkırmızı oldu. “Bunu çok pişman olacaksınız!” diye bağırıp çıktı. İdil’in babası da peşinden gitti. O gece fırtına başladı. Rüzgâr pencereleri sarsarken Tufan, ambarın arkasında ışık gördü. İdil’le birlikte paltolarını giyip dışarı çıktılar. Karın üzerinde taze ayak izleri uzanıyordu. Ambara vardıklarında kapı aralıktı. İçeriden gaz yağı kokusu geliyordu. Birden İdil, karanlıkta babasının sesini duydu. “Ben sadece onları korkutacağımızı sanmıştım!” “Çekil önümden!” diye kükredi Halim. “Bu iş bu gece bitecek!” İdil kapıyı ittiği anda Halim’in elindeki fener yere düştü. Yağ, samanların üzerine yayıldı. Alevler bir anda yükseldi. Tufan, İdil’i dışarı çekti. Fakat arka bölümden birinin yardım çığlığı duyuluyordu. İdil’in babası devrilmiş bir kirişin altında kalmıştı. “Bırak onu!” diye bağırdı İdil. “Sana yaptıklarından sonra…” Tufan sözlerini duymadı. Ama kadının işaret ettiği yeri görünce tereddütsüz alevlerin içine koştu. İdil bir an kımıldayamadı. Kendisini para karşılığında satan babasını kurtarmak için hayatını tehlikeye atan kişi, herkesin canavar sandığı adamdı. Alevler kapıya yaklaşırken Tufan, kayınpederini omzunda taşıyarak dışarı çıktı. İdil ikisine de yardım etti. Tam o sırada Halim atına atlayıp kaçmaya çalıştı. Ancak çiftliğin çalışanı Rıfat, yangını görüp yetişmişti. İki işçiyle yolu keserek Halim’i durdurdu. Rıfat, Halim’in elindeki boş gaz yağı bidonunu da aldı. Kasabanın jandarmasına haber gönderdiler. Yangın söndürüldüğünde ambarın yarısı kül olmuştu. Ama asıl gerçek ertesi sabah ortaya çıktı. Jandarma, Halim’in evinde yaptığı aramada eski muhasebe defterlerini buldu. Tufan’ın babasının yıllar önce tespit ettiği usulsüzlükler bu defterlerde kayıtlıydı. Ayrıca Halim’in sakladığı mektuplar arasında, doktorun çocuğa uyguladığı işlemlerle ilgili yazışmalar vardı. Bir mektupta şu cümle bulunuyordu: “Çocuk hiçbir şey anlatamayacak hâle gelmeli. Yoksa babasının gördüklerini söyleyecek.” Halim sorguda önce her şeyi reddetti. Fakat yangını çıkarırken orada bulunan İdil’in babası ifade verdi. Halim’in kendisine para teklif ettiğini, Tufan’ın çiftliğini ele geçirmek istediğini itiraf etti. Eski hesaplar ve doktor yazışmalarıyla birlikte tanıklar da ortaya çıkınca Halim tutuklandı. İdil’in babası, hastane yatağından kızına bakarken ağlıyordu. “Beni kurtarmak zorunda değildiniz,” dedi. İdil uzun süre sustu. Ardından, “Seni Tufan kurtardı. Ama bu, bana yaptıklarını unuttuğum anlamına gelmiyor,” diye cevap verdi. Babası ilk kez başını öne eğdi. İdil artık onun affına, onayına ya da parasına muhtaç değildi. Birkaç hafta sonra Tufan, şehirdeki bir kulak uzmanına muayene oldu. Yaralar tedavi edildi. Doktor, kaybın bir bölümünün kalıcı olduğunu, fakat uygun bir işitme cihazıyla bazı sesleri ayırt edebileceğini söyledi. Bu, mucizevi bir iyileşme değildi. Yine de Tufan için yepyeni bir başlangıçtı. Cihazın ilk denemesinde İdil masanın karşısına oturdu. Tufan onun dudaklarını dikkatle izliyordu. “Adımı söyle,” dedi İdil. Tufan, duyduğu belirsiz sesle dudak hareketlerini birleştirmeye çalıştı. Gözleri doldu. “İdil,” diye fısıldadı. İdil gülümsedi. “Buradayım.” Ama gerçeğin ortaya çıkması kasabadaki herkesin bir anda değişmesini sağlamadı. Pazarda bazıları hâlâ Tufan’a eski lakabıyla sesleniyordu. Bir gün İdil, fırının önünde bunu duyunca adamların karşısına dikildi. “Yıllardır onun hakkında hikâyeler uydurdunuz,” dedi. “Hanginiz kapısını çalıp nasıl yaşadığını sordu? Hanginiz yardım teklif etti?” Kimse cevap vermedi. Fırıncı kadın tezgâhın arkasından çıkıp İdil’e yaklaştı. Çocukken Tufan’ın kendisine gizlice yiyecek bıraktığını anlattı. Ardından demirci, kışın borcunu ödeyemediğinde Tufan’ın hesabını kapattığını söyledi. Birer birer başka insanlar da konuşmaya başladı. Kötü söylentilerin altında yıllarca gizlenmiş iyilikler gün yüzüne çıkıyordu. O akşam İdil duyduklarını deftere yazdı. Tufan satırları okurken başını eğdi. *Bunları anlatmanı istemedim,* diye yazdı. *Biliyorum. Ama gerçekleri saklamanın neye mal olduğunu gördük,* diye karşılık verdi İdil. Tufan uzun süre düşündü, sonra defterin kenarına küçük bir ev çizdi. Yanına da açık bir kapı ekledi. Bu, onların geleceği için yaptığı ilk plandı: çiftliğin boş kulübesi onarılacak, ihtiyacı olan çocuklara ve ailelere kışın sıcak bir yer sağlanacaktı. İdil bu fikri hiç tereddüt etmeden kabul etti. Sonraki hafta Rıfat ve diğer işçiler çatıyı onardı, fırıncı kadın ekmek getirdi, Ferit Bey de hastalanan çocuklara ücretsiz bakacağına söz verdi. Bir zamanlar Tufan’dan uzak duran kasaba, ilk kez onunla aynı sofraya oturmaya hazırlanıyordu. Çünkü o evin kapısından ilk girdiğinde hissettiği şeyi başka insanların da yaşamasını istiyordu: korkmadan nefes alabilmek. Aylar geçti. Çiftlik yeniden ayağa kalktı. Tufan, toprakların satışından vazgeçti; hesapları artık kendisiyle İdil birlikte tutuyordu. İdil de kasabadaki çocuklara okuma yazma öğretmeye başladı. Özellikle hiçbir zaman söz hakkı verilmemiş kızlara kapısını açıyordu. Bir akşam gün batarken Tufan eski defteri getirdi. İlk sayfada evliliklerinin başlangıcında yazdığı cümle hâlâ duruyordu: *Yatak odası senin. Ben ocağın yanında uyuyacağım.* Tufan altına yeni bir cümle ekledi: *O gün sana güvenli bir yer vermek istemiştim. Şimdi senden bir şey istemeye cesaret ediyorum: Benimle burada kalmayı gerçekten istiyor musun?* İdil kalemi aldı. Ellerinin titrediğini fark etti. Bir zamanlar geleceği elli liraya satılmış, korkuyla bu eve getirilmişti. Şimdi ilk kez kendi geleceğini seçebiliyordu. *Evet,* diye yazdı. *Ama artık mecbur olduğum için değil. Seni sevdiğim için.* Tufan elini uzattı. İdil onun avucunu tuttu. Dışarıda kar eriyor, toprağın altından baharın ilk çiçekleri yükseliyordu. Uzaklarda kuşlar uçuyor, yeni bir mevsim sessizce başlıyordu. İdil o an anladı: İnsan bazen sesini kaybettiğinde değil, kimse onu dinlemediğinde yalnız kalıyordu. Tufan yıllarca sessizliğe mahkûm edilmişti; kendisi ise konuşabildiği hâlde susturulmuştu. Birbirlerine verdikleri en kıymetli hediye, duyulan kelimeler değil, sonunda gerçekten dinlenmiş olmaktı.


