DOLAR
Alış: 48.67
Satış: 48.87
EURO
Alış: 55.88
Satış: 56.10
GBP
Alış: 65.03
Satış: 65.52
ANKARA
ADANA
ADIYAMAN
AFYON
AĞRI
AKSARAY
AMASYA
ANKARA
ANTALYA
ARDAHAN
ARTVİN
AYDIN
BALIKESİR
BARTIN
BATMAN
BAYBURT
BİLECİK
BİNGÖL
BİTLİS
BOLU
BURDUR
BURSA
ÇANAKKALE
ÇANKIRI
ÇORUM
DENİZLİ
DİYARBAKIR
DÜZCE
EDİRNE
ELAZIĞ
ERZİNCAN
ERZURUM
ESKİŞEHİR
GAZİANTEP
GİRESUN
GÜMÜŞHANE
HAKKARİ
HATAY
IĞDIR
ISPARTA
İSTANBUL
İZMİR
KAHRAMANMARAŞ
KARABÜK
KARAMAN
KARS
KASTAMONU
KAYSERİ
KIRIKKALE
KIRKLARELİ
KIRŞEHİR
KİLİS
KOCAELİ
KONYA
KÜTAHYA
MALATYA
MANİSA
MARDİN
MERSİN
MUĞLA
MUŞ
NEVŞEHİR
NİĞDE
ORDU
OSMANİYE
RİZE
SAKARYA
SAMSUN
SİİRT
SİNOP
SİVAS
ŞANLIURFA
ŞIRNAK
TEKİRDAĞ
TOKAT
TRABZON
TUNCELİ
UŞAK
VAN
YALOVA
YOZGAT
ZONGULDAK
Ana Sayfa
Foto Galeri
21.09.2026
KOMŞUM BAHÇEMDEKİ BÜTÜN MEYVELERİ TOPLAYIP GÖTÜRDÜ
- “Bunu nereden buldunuz?” Nursel’in sesi bir anda titredi. Az önce öfkeyle kapısının önüne çıkmış, bahçesine yerleştirdiğim şeyleri görünce bana bağırmaya başlamıştı. Ama kalabalığın arasından çıkan adam telefonunu havaya kaldırınca yüzündeki bütün renk çekildi. Adam, sokağın başında oturan emekli öğretmen Cavit Bey’di. Telefonunun ekranında gece çekilmiş bir görüntü vardı. Nursel, bahçe duvarımdan içeri giriyordu. Elinde büyük bir el feneri vardı. Ardından merdiveni dayıyor, dallara uzanıyor, meyveleri tek tek çuvallara dolduruyordu. Üstelik yalnız değildi. Yanında yeğeni Tolga vardı. Ben birkaç saniye ekrana bakakaldım. “Bu görüntü…” dedim. Cavit Bey başını salladı. “Benim evin güvenlik kamerası sizin bahçenin bir kısmını görüyor. Sabah gürültüyü duyunca kayıtlara baktım.” Nursel bir anda bağırmaya başladı. “Beni izlemeye hakkınız yok!” Cavit Bey sakin kaldı. “Ben seni izlemiyordum. Kendi evimi kayda alıyordum. Sen görüntüye girdin.” Kalabalığın içinde uğultu yayıldı. Ama Nursel’in asıl korktuğu şey görüntü değildi. Bahçesinin önüne yerleştirdiğim masaya bakıp duruyordu. Sabah saatlerce uğraşarak üç şey hazırlamıştım. Birincisi, Tarık’ın ağaçlarının geçen haftaki fotoğraflarıydı. Dallar meyvelerle doluydu. İkincisi, o sabah çektiğim fotoğraflardı. Aynı dallar kırık ve tamamen boştu. Üçüncüsü ise büyük bir kartondu. Üzerine tek bir cümle yazmıştım: “BU MEYVELER SATILIK DEĞİLDİ. BİR BABANIN ÇOCUKLARINA BIRAKTIĞI SON HASATTI.” Altına da Tarık’ın küçük bir fotoğrafını koymuştum. Onu ağaçların arasında gülümserken gösteren bir fotoğraf. Nursel önce kartona, sonra bana baktı. “Bunu kaldır.” “Hayır.” “İnsanları bana karşı dolduruyorsun.” Başımı salladım. “Hayır, Nursel. Ben yalnızca ne yaptığını saklamıyorum.” Tam o sırada Aren yanımda belirdi. Babası Tarık’ın şapkası yine elindeydi. Onu görünce içim burkuldu. Nursel de oğluma baktı. Aren, çocuklara özgü o açık ve acımasız dürüstlükle sordu: “Babamın elmaları nerede?” Sokağa bir anda sessizlik çöktü. Nursel cevap vermedi. Aren bir adım daha yaklaştı. “Babam bana onları birlikte toplayacağımızı söylemişti.” Boğazım düğümlendi
- Elimi oğlumun omzuna koydum. Nursel gözlerini kaçırdı. Belki ilk kez ne çaldığını gerçekten anlamıştı. Meyve değil. Bir çocuğun babasıyla yapmayı beklediği son şeyi. Ama hikâye orada bitmedi. Cavit Bey videoyu bana gönderdi. Ben de aynı gün karakola gidip görüntüleri teslim ettim. Polis memuru kaydı izledikten sonra bana dönüp: “Bahçeye izinsiz girme, mala zarar verme ve ürünlerin alınması konusunda şikâyetçi olabilirsiniz,” dedi. Tereddüt etmedim. “Şikâyetçiyim.” Tarık yaşasaydı belki bana, “Boş ver, uğraşma,” derdi. Ama bu kez konu birkaç çuval meyve değildi. Nursel önce sınırı aşmıştı. Sonra uyarıldığında geri dönüp bunu bilerek tekrar yapmıştı. Öğleden sonra iki polis onun evine geldi. Mahalledeki herkes pencerelerden bakıyordu. Nursel bu kez bağırmadı. Sadece sürekli: “Ben çalmadım. Ziyan olmasın diye aldım,” diyordu. Polislerden biri: “Gece vakti komşunuzun bahçesine girip bütün ürünü almak ‘ziyan olmasın’ diye açıklanamaz,” dedi. Sonra asıl soru geldi. “Meyveler nerede?” Nursel sustu. Polis tekrar sordu. “Nereye götürdünüz?” Bir süre sonra gerçek ortaya çıktı. Nursel ve Tolga, meyveleri sabah erkenden semt pazarındaki bir tanıdığa götürmüşlerdi. Bir kısmı çoktan satılmıştı. Bunu duyduğumda içim yeniden acıdı. Tarık’ın aylarca baktığı elmalar yabancı insanların poşetlerine girmişti. Onları geri alamazdım. Ama birkaç saat sonra beklemediğim bir şey oldu. Cavit Bey kapımı çaldı. Arkasında dört komşu daha vardı. Biri elinde kasa taşıyordu. Sonra bir diğeri geldi. Ardından bir başkası. “Bunlar ne?” diye sordum. Komşumuz Leman Hanım gülümsedi. “Bizim bahçenin elmaları.” Yanındaki adam kasayı yere bıraktı. “Bizimkiler armut.” Başka biri: “Bunlar da erik.” Ne söyleyeceğimi bilemedim. Leman Hanım elimi tuttu. “Tarık her sene bizim çocuklara meyve verirdi. Şimdi sıra bizde.” Gözlerim doldu. Ama Aren’in tepkisi daha farklıydı. Kasaların etrafında dolaştı. Sonra bana baktı. “Bunlar babamın değil.” Kalbim parçalandı. Çömeldim. “Değil.” “Babamın elmaları geri gelmeyecek mi?” Başımı yavaşça salladım. “Hayır.” Aren uzun süre sustu. Sonra beklemediğim bir şey yaptı. Babasının şapkasını başına geçirdi ve boş ağaçlara doğru yürüdü. Peşinden gittim. Kırılmış dallardan birinin önünde durdu. “Anne, bunlar seneye yine elma verir mi?” Ağaca baktım. Bazı dallar kırılmıştı ama gövde sağlamdı. “Evet,” dedim. “İyi bakarsak verir.” “Babam gibi mi bakacağız?” Bu kez gülümsedim. “Babam gibi.” O günden sonra Aren’le her hafta sonu bahçeye çıktık. Kırılan dalları budadık. Toprağı havalandırdık. Tarık’ın kulübede bıraktığı eski defteri bulduk. Hangi ağacı ne zaman budadığı, hangisinin daha fazla su istediği, hangi armudun geç olgunlaştığı tek tek yazıyordu. Defterin son sayfasında ise yalnızca bir cümle vardı: “Aren büyüdüğünde bu bahçeyi ona bırakacağım.” O cümleyi okuduğum gece uzun süre ağladım. Nursel birkaç hafta sonra kapımıza geldi. İlk kez yanında ne Tolga vardı ne de o kendinden emin tavrı. Elinde bir zarf tutuyordu. “Satılan meyvelerin parasını getirdim,” dedi. Zarfa bakmadım bile. “Ben para istemiyorum.” “Başka ne yapabilirim?” O anda arkamdan Aren’in sesi geldi. “Yeni ağaç al.” İkimiz de ona döndük. Aren ciddi ciddi Nursel’e bakıyordu. “Kırdığınız dalların yerine.” Nursel’in yüzü değişti. Sonra yavaşça başını eğdi. Bir hafta sonra gerçekten iki genç fidan getirdi. Onları bahçenin en boş köşesine diktik. Nursel yardım etmek istedi. İzin verdim. Çünkü affetmek yapılanı unutmak değildi. Bazen affetmek, bir insanın bozduğu şeyi kendi elleriyle onarmasını izlemekti. Ertesi yıl ilkbaharda bahçe yeniden çiçek açtı. Aren ağaçların arasında koşarken İdil peşinden gidiyordu. Ben verandada durup onları izliyordum. Sonra Aren, babasının eski şapkasını düzeltti ve yeni dikilen fidanlardan birine baktı. “Anne,” dedi, “babam haklıymış.” “Neyde?” Ağacı işaret etti. “Bu ağaçlar gerçekten bize bakmaya devam ediyor.” O an anladım ki Tarık’ın bize bıraktığı şey yalnızca meyveler değildi. Bir bahçeydi. Bir emekti. Çocuklarına öğrettiği sabırdı. Ve insanlar bazı şeyleri çalabilirdi. Elmaları. Armutları. Hatta bir mevsimin bütün hasadını. Ama sevgiyle bırakılmış bir mirası çalmak o kadar kolay değildi. Çünkü ertesi bahar geldiğinde ağaçlar yeniden çiçek açıyordu. Ve biz hâlâ oradaydık.
Benzer Galeriler
-
Yıllarca beni evlatlıktan reddeden babam vefat etti
-
KOMŞUM BAHÇEMDEKİ BÜTÜN MEYVELERİ TOPLAYIP GÖTÜRDÜ
-
82 YAŞINDAYIM, TEKERLEKLİ SANDALYEYE MAHKUMUM. BİR SABAH OĞLUM KARŞIMA GEÇİP, “ANNE, ARTIK BİZE YÜK OLUYORSUN. SENİNLE DAHA FAZLA İLGİLENEMEM,” DEDİ
-
YOKSUL BİR ÜNİVERSİTE ÖĞRENCİSİ, YAŞLI BİR KADININ EVİNİ AYLARCA TEMİZLEDİ AMA TEK KURUŞ BİLE ALAMADI… KADIN ÖLDÜKTEN SONRA KENDİSİNE BIRAKILAN MEKTUBU AÇTIĞINDA OLDUĞU YERDE DONUP KALDI.
-
ÜÇ OĞULDAN SONRA KOCAM SONUNDA KUCAĞIMA BİR KIZ BEBEK VERDİ
-
Arap milyonerle evlendi


