Ana Sayfa 21.09.2026

KOMŞUM BAHÇEMDEKİ BÜTÜN MEYVELERİ TOPLAYIP GÖTÜRDÜ

2 / 2

Elimi oğlumun omzuna koydum.

Nursel gözlerini kaçırdı.

Belki ilk kez ne çaldığını gerçekten anlamıştı.

Meyve değil.

Bir çocuğun babasıyla yapmayı beklediği son şeyi.

Ama hikâye orada bitmedi.

Cavit Bey videoyu bana gönderdi. Ben de aynı gün karakola gidip görüntüleri teslim ettim.

Polis memuru kaydı izledikten sonra bana dönüp:

“Bahçeye izinsiz girme, mala zarar verme ve ürünlerin alınması konusunda şikâyetçi olabilirsiniz,” dedi.

Tereddüt etmedim.

“Şikâyetçiyim.”

Tarık yaşasaydı belki bana, “Boş ver, uğraşma,” derdi.

Ama bu kez konu birkaç çuval meyve değildi.

Nursel önce sınırı aşmıştı.

Sonra uyarıldığında geri dönüp bunu bilerek tekrar yapmıştı.

Öğleden sonra iki polis onun evine geldi.

Mahalledeki herkes pencerelerden bakıyordu.

Nursel bu kez bağırmadı.

Sadece sürekli:

“Ben çalmadım. Ziyan olmasın diye aldım,” diyordu.

Polislerden biri:

“Gece vakti komşunuzun bahçesine girip bütün ürünü almak ‘ziyan olmasın’ diye açıklanamaz,” dedi.

Sonra asıl soru geldi.

“Meyveler nerede?”

Nursel sustu.

Polis tekrar sordu.

“Nereye götürdünüz?”

Bir süre sonra gerçek ortaya çıktı.

Nursel ve Tolga, meyveleri sabah erkenden semt pazarındaki bir tanıdığa götürmüşlerdi.

Bir kısmı çoktan satılmıştı.

Bunu duyduğumda içim yeniden acıdı.

Tarık’ın aylarca baktığı elmalar yabancı insanların poşetlerine girmişti.

Onları geri alamazdım.

Ama birkaç saat sonra beklemediğim bir şey oldu.

Cavit Bey kapımı çaldı.

Arkasında dört komşu daha vardı.

Biri elinde kasa taşıyordu.

Sonra bir diğeri geldi.

Ardından bir başkası.

“Bunlar ne?” diye sordum.

Komşumuz Leman Hanım gülümsedi.

“Bizim bahçenin elmaları.”

Yanındaki adam kasayı yere bıraktı.

“Bizimkiler armut.”

Başka biri:

“Bunlar da erik.”

Ne söyleyeceğimi bilemedim.

Leman Hanım elimi tuttu.

“Tarık her sene bizim çocuklara meyve verirdi. Şimdi sıra bizde.”

Gözlerim doldu.

Ama Aren’in tepkisi daha farklıydı.

Kasaların etrafında dolaştı.

Sonra bana baktı.

“Bunlar babamın değil.”

Kalbim parçalandı.

Çömeldim.

“Değil.”

“Babamın elmaları geri gelmeyecek mi?”

Başımı yavaşça salladım.

“Hayır.”

Aren uzun süre sustu.

Sonra beklemediğim bir şey yaptı.

Babasının şapkasını başına geçirdi ve boş ağaçlara doğru yürüdü.

Peşinden gittim.

Kırılmış dallardan birinin önünde durdu.

“Anne, bunlar seneye yine elma verir mi?”

Ağaca baktım.

Bazı dallar kırılmıştı ama gövde sağlamdı.

“Evet,” dedim. “İyi bakarsak verir.”

“Babam gibi mi bakacağız?”

Bu kez gülümsedim.

“Babam gibi.”

O günden sonra Aren’le her hafta sonu bahçeye çıktık.

Kırılan dalları budadık.

Toprağı havalandırdık.

Tarık’ın kulübede bıraktığı eski defteri bulduk.

Hangi ağacı ne zaman budadığı, hangisinin daha fazla su istediği, hangi armudun geç olgunlaştığı tek tek yazıyordu.

Defterin son sayfasında ise yalnızca bir cümle vardı:

“Aren büyüdüğünde bu bahçeyi ona bırakacağım.”

O cümleyi okuduğum gece uzun süre ağladım.

Nursel birkaç hafta sonra kapımıza geldi.

İlk kez yanında ne Tolga vardı ne de o kendinden emin tavrı.

Elinde bir zarf tutuyordu.

“Satılan meyvelerin parasını getirdim,” dedi.

Zarfa bakmadım bile.

“Ben para istemiyorum.”

“Başka ne yapabilirim?”

O anda arkamdan Aren’in sesi geldi.

“Yeni ağaç al.”

İkimiz de ona döndük.

Aren ciddi ciddi Nursel’e bakıyordu.

“Kırdığınız dalların yerine.”

Nursel’in yüzü değişti.

Sonra yavaşça başını eğdi.

Bir hafta sonra gerçekten iki genç fidan getirdi.

Onları bahçenin en boş köşesine diktik.

Nursel yardım etmek istedi.

İzin verdim.

Çünkü affetmek yapılanı unutmak değildi.

Bazen affetmek, bir insanın bozduğu şeyi kendi elleriyle onarmasını izlemekti.

Ertesi yıl ilkbaharda bahçe yeniden çiçek açtı.

Aren ağaçların arasında koşarken İdil peşinden gidiyordu.

Ben verandada durup onları izliyordum.

Sonra Aren, babasının eski şapkasını düzeltti ve yeni dikilen fidanlardan birine baktı.

“Anne,” dedi, “babam haklıymış.”

“Neyde?”

Ağacı işaret etti.

“Bu ağaçlar gerçekten bize bakmaya devam ediyor.”

O an anladım ki Tarık’ın bize bıraktığı şey yalnızca meyveler değildi.

Bir bahçeydi.

Bir emekti.

Çocuklarına öğrettiği sabırdı.

Ve insanlar bazı şeyleri çalabilirdi.

Elmaları.

Armutları.

Hatta bir mevsimin bütün hasadını.

Ama sevgiyle bırakılmış bir mirası çalmak o kadar kolay değildi.

Çünkü ertesi bahar geldiğinde ağaçlar yeniden çiçek açıyordu.

Ve biz hâlâ oradaydık.

Üsteki Resimden Diğer Sayfaya Geçiş Yaparak Haberin Devamını Okuyabilirsiniz.

2 / 2
Tema Tasarım |