Ana Sayfa 16.10.2026

Kocam İhanetimi Öğrendiği Günden Sonra Bana 18 Yıl Dokunmadı, Ama Doktorun Ortaya Çıkardığı Ameliyat Kaydı Bütün Hayatımı Değiştirdi

1 / 2

Kocam onu aldattığımı öğrendikten sonra bir daha bana dokunmadı. Tam 18 yıl boyunca aynı evde, birbirini tanımayan iki yabancı gibi yaşadık. Ta ki emekli olduktan sonra gittiğim sıradan bir doktor muayenesinde, hiç hatırlamadığım bir ameliyat hakkında sorular sorulana kadar.

Doktorumun söylediklerini kocama anlattığımda yüzündeki ifade bir anda değişti. Ardından neredeyse yirmi yıldır kilitli tuttuğu dosya dolabının anahtarını çıkardı ve hayatımı altüst edecek o cümleyi kurdu:

“Nermin, sana yıllar önce söylemem gereken bir şey var.”

Her şey 2008 yılının ilkbaharında başlamıştı.

Bir sabah kahvaltı masasına oturduğumda kocam Selçuk, önüme yazdırılmış bir e-posta bıraktı. Sayfaya göz attığım anda yüzümdeki bütün kan çekildi. Başka bir adamla yaptığım yazışmalardı.

“Ne kadar zamandır?” diye sordu.

Başımı eğdim.

“Dört aydır.”

Selçuk hiçbir şey söylemeden merdivenlere baktı. On dört yaşındaki oğlumuz Ozan, üst katta okula hazırlanıyordu.

Sonra ceketini aldı ve işe gitti.

Bağırmadı. Hakaret etmedi. Boşanmak istediğini söylemedi. Fakat o sabah evimizde bir şey sonsuza kadar değişti.

Selçuk faturaları ödemeye, bozulan eşyaları tamir etmeye, Ozan’ın okul toplantılarına katılmaya devam etti. Dışarıdan bakıldığında sorumluluk sahibi bir eş ve babaydı.

Ama benimle arasına görünmez bir duvar örmüştü.

Onu aldatmıştım. Yaptığımın hiçbir mazereti olmadığını biliyordum. Sonraki yıllarda yaşadığım her yalnızlığı, her soğuk bakışı hak ettiğim bir ceza olarak görmemin nedeni de buydu.

İlişkim Bora adında bir adamla başlamıştı.

Babam vefat ettiğinde, İzmir’deki aile şirketimizden ve bazı taşınmazlardan bana miras kalmıştı. Ancak hesapları incelemeye başladığımda açıklayamadığım para çıkışları fark ettim.

Bora, mali konularda danışmanlık yaptığını söyleyerek karşıma çıktı. Belgeleri anlamama yardımcı olabileceğini söyledi. Sabırlıydı, düşüncelerimi dinliyordu ve uzun zamandır kimsenin göstermediği ilgiyi gösteriyordu.

Ben de bu ilgiyi aşkla karıştırdım.

Selçuk ilişkimizi öğrendiğinde Bora ortadan kayboldu. Telefonu kapandı. Buluştuğumuz küçük ofis boşaltıldı. Onun gerçek hayatı hakkında sandığımdan çok daha az şey bildiğimi o zaman fark ettim.

Zaten uzun süredir depresyonla mücadele ediyordum. Yaşananların ardından ruhsal durumum hızla kötüleşti.

O ilkbaharda ağır bir kriz geçirdim ve çok miktarda ilaç alarak hayatıma son vermeye kalkıştım.

Beni Selçuk buldu.

Hastanede geçirdiğim günlerden geriye yalnızca parçalar kalmıştı. Beyaz bir tavan, psikiyatri doktorunun sakin sesi, karnımın üzerindeki küçük pansumanlar…

Selçuk, doktorların iç kanama tespit ettiğini ve acil ameliyata alındığımı söyledi.

“İlaçlardan mı olmuş?” diye sormuştum.

“Doktorlar gerekeni yaptı. Sen iyileşmene bak.”

“Karnımdaki kesikler neden var?”

“Kanamanın nereden geldiğini görmek için karnına bakmaları gerekmiş.”

Daha fazlasını anlatmadı.

Ben de hem yorgunluğumdan hem utancımdan sorularımı sürdürmedim.

Hastaneden çıkış belgelerimle kontrol randevularımı Selçuk takip ediyordu. Psikiyatrik tedavime devam ettim ancak ameliyat sonrası kontrollerim ertelenen randevular ve karışan evraklar arasında unutuldu.

Eve döndüğümde eşyalarımı misafir odasına taşımıştı.

“Burada daha rahat dinlenirsin,” dedi.

O odada tam 18 yıl kaldım.

Ozan büyüdü, üniversiteyi bitirdi ve kendi hayatını kurdu. Bayramlarda ailece sofraya oturuyor, özel günlerde gülümsüyor, gerektiğinde birlikte fotoğraf çektiriyorduk.

Ama geceleri ayrı odaların kapılarını kapatıyorduk.

Selçuk bana hiçbir zaman açıkça hakaret etmedi. Yine de koridorda karşılaştığımızda koluma yanlışlıkla değmemek için kenara çekilirdi.

Bir gün Ozan, henüz ergenlik çağındayken, neden babasının beni hiç öpmediğini sormuştu.

“Evlilik zamanla değişir, oğlum,” demiştim.

Yüzüme bakmadan başını çevirmişti. On dört yaşında olmasına rağmen bunun gerçek bir cevap olmadığını anlamıştı.

Oysa Selçuk’la bir zamanlar birbirimizden ayrı kalmaya dayanamazdık.

Ozan’ı dünyaya getirebilmek için yıllarca uğraşmıştık. Tüp bebek tedavileri, hastane koridorlarında geçirilen saatler, başarısız denemeler ve gözyaşları…

Sonunda oğlumuza kavuşmuştuk.

Tedavi sırasında oluşturulan birkaç embriyomuz daha dondurularak saklanmıştı. İleride yeniden çocuk sahibi olabileceğimizi düşünerek yıllarca saklama ücretlerini ödemiştik.

Ancak 2007 yılında, uzun konuşmalardan sonra embriyoların imha edilmesi için gereken belgeleri birlikte imzaladık.

İkimiz de artık ikinci bir çocuk sahibi olmayacağımızı kabullenmiştik.

Haziran 2026’da, 63 yaşında emekli olduğumda, bütün bunlar uzak bir geçmişin parçalarıydı.

O günlerde alt karnımda geçmeyen bir baskı hissetmeye başladım.

Kadın hastalıkları ve doğum uzmanı Doktor Aylin’e gittim. Ultrason muayenesinde küçük bir kist görüldü. Doktorum ek değerlendirme yaparken geçmiş ameliyatlarımı sordu.

“2008’de bir ameliyat geçirmişsiniz. Ne ameliyatıydı?”

“İç kanama olmuştu. Tam olarak bilmiyorum.”

Doktor Aylin kaşlarını çattı.

“Ultrasonla yıllar önce yapılan işlemin bütün ayrıntılarını anlayamam. Ameliyat raporunu görmem gerekiyor.”

Eve döndüğümde doğruca Selçuk’un karşısına çıktım.

“Doktor ameliyat raporumu istiyor.”

Yüzü bir anda soldu.

“Neden şimdi soruyorlar?”

“Çünkü bana ne yapıldığını bilmiyorum.”

“O zaman çok hastaydın.”

“Selçuk, ben hangi ameliyatı geçirdim?”

Gözlerini pencereden dışarı çevirdi.

“Nermin…”

“Dosyaları getir.”

İlk kez onun huzurunu kaçırmaktan çekinmiyordum.

Selçuk uzun süre sessiz kaldı. Sonra çalışma odasına girdi.

Arkasından yürüdüm.

Duvarın yanındaki eski metal dosya dolabının önünde durdu. Çekmecesi neredeyse yirmi yıldır kilitliydi.

Cebinden küçük bir anahtar çıkardı.

Titreyen elleriyle kilidi açtı.

İçeride sararmış dosyalar, banka dekontları ve üzerinde benim adımın yazılı olduğu kalın bir zarf vardı.

Selçuk zarfı eline aldığında gözlerini kaldırıp yüzüme baktı.

“Sana yalnızca ameliyat hakkında değil, Bora hakkında da yalan söyledim,” dedi.

Ardından zarfı bana uzattı.

Zarfı açtığımda ilk gördüğüm şey, üzerinde 2008 yılına ait tarih bulunan bir hastane raporuydu.

Sayfanın ortasındaki tıbbi ifadeyi birkaç kez okudum.

Üsteki Resimden Diğer Sayfaya Geçiş Yaparak Haberin Devamını Okuyabilirsiniz.

1 / 2
Tema Tasarım |