DOLAR
Alış: 49.66
Satış: 49.86
EURO
Alış: 55.38
Satış: 55.60
GBP
Alış: 66.04
Satış: 66.53
ANKARA
ADANA
ADIYAMAN
AFYON
AĞRI
AKSARAY
AMASYA
ANKARA
ANTALYA
ARDAHAN
ARTVİN
AYDIN
BALIKESİR
BARTIN
BATMAN
BAYBURT
BİLECİK
BİNGÖL
BİTLİS
BOLU
BURDUR
BURSA
ÇANAKKALE
ÇANKIRI
ÇORUM
DENİZLİ
DİYARBAKIR
DÜZCE
EDİRNE
ELAZIĞ
ERZİNCAN
ERZURUM
ESKİŞEHİR
GAZİANTEP
GİRESUN
GÜMÜŞHANE
HAKKARİ
HATAY
IĞDIR
ISPARTA
İSTANBUL
İZMİR
KAHRAMANMARAŞ
KARABÜK
KARAMAN
KARS
KASTAMONU
KAYSERİ
KIRIKKALE
KIRKLARELİ
KIRŞEHİR
KİLİS
KOCAELİ
KONYA
KÜTAHYA
MALATYA
MANİSA
MARDİN
MERSİN
MUĞLA
MUŞ
NEVŞEHİR
NİĞDE
ORDU
OSMANİYE
RİZE
SAKARYA
SAMSUN
SİİRT
SİNOP
SİVAS
ŞANLIURFA
ŞIRNAK
TEKİRDAĞ
TOKAT
TRABZON
TUNCELİ
UŞAK
VAN
YALOVA
YOZGAT
ZONGULDAK
Ana Sayfa
Foto Galeri
29.10.2026
Kızımın Sevgilisi Yemekte Çatalını Üç Kez Düşürdü, Masanın Altında Gördüğüm Şey Üzerine Gizlice Polisi Aradım
- O küçücük şaşkınlık, o gece ilk kez Koray’ın her şeyi kontrol edemediğini gösteriyordu. Kapının ardından bir erkek sesi duyuldu: “İçeridekiler, polisiz. Acil yardım ihbarı aldık. Herkesin güvende olduğundan emin olmak istiyoruz.” Koray’ın yüzündeki ifade değişti. Çenesini sıktı, ardından Ceylan’ı kendisine biraz daha yaklaştırdı. “Sen aradın,” dedi bana. Cevap vermedim. “Beni aptal mı sanıyorsun?” “Koray,” dedim, sesimi mümkün olduğunca sakin tutarak. “Kızımın canı yanıyor. Lütfen silahı indir.” “Bana ne yapacağımı söyleme!” Ceylan’ın gözlerinden yaşlar akıyordu. Kızım, küçüklüğünde korktuğu zaman yaptığı gibi alt dudağını ısırıyordu. Onu en son böyle gördüğümde sekiz yaşındaydı ve hastanede dikiş atılmasını bekliyordu. Şimdi yirmi iki yaşındaydı. Ama gözlerimin önünde aynı çaresiz çocuk duruyordu. Kapıdan yeniden ses geldi. “İçeride silah bulunduğuna ilişkin bir ihbar aldık. Kimsenin zarar görmesini istemiyoruz. Bizimle konuşabilirsiniz.” Koray’ın gözleri büyüdü. “Ne söyledin onlara?” “Yalnızca yardım istedim.” Bana doğru bir adım attı. Ceylan istemsizce onunla birlikte sürüklendi. “Bütün bunları sen başlattın. Şimdi bitireceksin.” Kapıyı açıp polisleri göndermemi istedi. Her şeyin yanlış anlaşılma olduğunu söyleyecektim. Aksi hâlde kızımın başına geleceklerden beni sorumlu tutuyordu. Kapıya baktım. Aramızda birkaç metre vardı ama o mesafe hayatımın en uzun yolu gibi görünüyordu. “Ceylan burada kalacak,” dedi Koray. “Hayır,” dedim. İkimiz de bu cevaba şaşırdık. Koray’ın yüzü sertleşti. “Ne dedin?” “Artık ikinizi ayırmana izin vermeyeceğim. Bunca zamandır kızımla konuşmama izin vermedin. En azından şimdi yanında kalacağım.” Koray birkaç saniye sustu. Sonra kapıya doğru bağırdı: “Burada bir sorun yok! Aile içinde tartışıyoruz. Gidin!” Dışarıdaki polis aynı sakinlikle cevap verdi: “İhbarın içeriği nedeniyle herkesin güvende olduğunu doğrulamamız gerekiyor. Silahı bırakmanızı istiyoruz.” Koray küfretti. Eli titriyordu. O ana kadar sergilediği kusursuz beyefendi görüntüsünden geriye hiçbir şey kalmamıştı. Ceylan güçlükle konuştu. “Koray, lütfen. Artık bitsin.” “Sus!” Kızım irkildi. Ardından beklemediğim bir şey yaptı. Başını kaldırıp bana baktı. “Anne,” dedi titrek bir sesle, “sana anlatmam gereken çok şey var.” Koray hemen sözünü kesti. “Şimdi bunun zamanı değil.” “Tam da zamanı,” diye karşılık verdim. “Ama önce hepimizin sağ salim buradan çıkması gerekiyor.” Dışarıdan ikinci bir polis sesi duyuldu. Koray’a doğrudan sesleniyor, kimsenin zarar görmesine gerek olmadığını söylüyordu. Sonraki dakikalar ağır ağır geçti. Koray bir an bağırıyor, bir an susuyor, bazen Ceylan’ı suçluyor, bazen de her şeyi düzeltebileceğini söylüyordu. Polisler onunla konuşmayı sürdürdü. Ben ise gözlerimi kızımdan ayırmadım. Sonunda Koray’ın sesi çatladı. “Ben ona kötü bir şey yapmak istemedim.” Ceylan ağlayarak başını salladı. “Beni korkutuyorsun.” Bu üç kelime odadaki bütün sesleri susturdu. Koray ilk kez kızımın yüzüne gerçekten bakmış gibiydi. “Benden korkuyor musun?” Ceylan cevap vermedi. Yalnızca başını eğdi. Kapının dışındaki polis yeniden konuştu: “Koray, silahı bırakın. İçerideki herkesin güvenliğini sağlamamız gerekiyor.” Koray uzun süre kıpırdamadı. Sonra Ceylan’dan uzaklaştı ve silahı yere bıraktı. Polisin talimatlarına uyarak kapıdan uzaklaştı. Ekipler içeri girip onu kontrol altına aldığında dizlerimin bağı çözüldü. Bir polis silahı güvenceye alırken diğerleri bizim durumumuzu kontrol etti. Ceylan olduğu yerde donakalmıştı. “Anne,” diye fısıldadı. “Gerçekten gittiler mi?” “Koray artık sana dokunamayacak,” dedim ve kollarımı açtım. Kızım bana sarıldığı anda hıçkırmaya başladı. Öyle sıkı sarılmıştı ki neredeyse nefes alamıyordum. Ama onu bırakmaya hiç niyetim yoktu. Bir kadın polis yanımıza geldi. Ceylan’ın yaralarını fark edince sağlık ekibi çağırdı. Ambulans geldiğinde kızımın ayağında belirgin bir şişlik vardı. Baldırındaki morlukların bazıları eskimiş, bazıları daha yeniydi. Hastaneye birlikte gittik. Muayene sırasında doktor, yaraların değerlendirilmesi ve kayıt altına alınması gerektiğini anlattı. Ceylan’ın ayağında kırık saptanmadı fakat ciddi bir ezilme vardı. Bandajın altındaki yaranın da tıbbi bakıma ihtiyacı bulunuyordu. Polis ifadesi için gelen görevli, Ceylan’la yalnız görüşmek isteyip istemediğini sordu. Kızım bana baktı. “Annem kalsın,” dedi. Oturduğum sandalyeyi yatağına yaklaştırdım. Ceylan konuşmaya önce çok uzaktan başladı.
- Koray’la altı ay önce tanışmıştı. Bir akşam iş çıkışında fenalaştığında yardımına koşan kişi Koray olmuştu. Ona su almış, hastaneye gitmesine yardımcı olmuş, sonrasında da sürekli ilgilenmişti. “Hayatımı kurtardı sandım,” dedi. “Çünkü benimle gerçekten ilgilenen biri olduğunu düşündüm.” İlk haftalarda çiçekler, hediyeler ve uzun telefon konuşmaları vardı. Sonra Koray, arkadaşlarının onu kötü etkilediğini söylemeye başlamıştı. Önce en yakın arkadaşıyla görüşmesini istememişti. Ardından çalıştığı yerden ayrılmasını önermişti. Bir süre sonra telefonunu kontrol etmeye, mesajlarını sorgulamaya başlamıştı. Ceylan her itiraz ettiğinde Koray ona kendisini ne kadar sevdiğini anlatıyordu. “Başlangıçta kıskançlık sandım,” dedi kızım. “Sonra korkmaya başladım.” Bir keresinde ayrılmak istediğinde Koray günlerce özür dilemişti. Başka bir seferinde onu ailesinden uzaklaşmakla suçlamıştı. Son haftalarda tehditler başlamıştı. “Senin başına bir şey getireceğini söyledi,” dedi bana. “O yüzden sana hiçbir şey anlatamadım.” Boğazımdaki düğümü yutmaya çalıştım. “Ceylan, senin yaşadıklarından sorumlu olan kişi Koray. Beni korumak için onun yanında kalmak zorunda değildin.” Kızım gözlerini kapattı. “Bunu biliyorum artık. Ama o zaman ne yapacağımı bilemedim.” O gece yemeğe gelme fikrini de Koray ortaya atmıştı. Sürekli ertelenen tanışmanın artık gerçekleşmesini istediğini söylemişti. Ceylan başlangıçta reddetmişti. Ancak Koray ısrar etmiş, gitmezlerse benim evime tek başına geleceğini söylemişti. Kızım bunun üzerine küçük bir plan yapmıştı. Çantasındaki göz kalemiyle bir kâğıda yardım çağrısı yazmış, elbisesinin altına bantlamıştı. “Bacaklarımdaki morlukları görebileceğini düşündüm,” dedi. “Belki bir şeylerin ters gittiğini anlarsın diye.” “Anladım, canım.” “Ama Koray’ın çatalını sürekli düşüreceğini bilmiyordum.” Kızımın bu sözleri üzerine ikimiz de kısa süreliğine sustuk. O zaman anladım. Çatalın düşmesi ne bir işaretti ne de hesaplanmış bir hareket. Koray masanın altında Ceylan’ı kontrol etmeye çalışırken çatalı düşürmüş, ardından bunu umursamaz bir oyuna çevirmişti. Ve kendi davranışı, saklamaya çalıştığı gerçeği açığa çıkarmıştı. Ertesi gün karakolda ifademi verdim. Kâğıdı polise teslim ettim. Olay yerindeki silah ve diğer deliller incelemeye alındı. Ceylan da kendi ifadesini verdi. Görevli, Koray hakkında yürütülen soruşturmanın devam edeceğini açıkladı. Kızımın güvenliği için gerekli koruyucu ve önleyici tedbirlerin değerlendirilmesine yönelik işlemler başlatıldı. Ancak ikimiz de tek bir gecede bütün sorunların biteceğine inanacak kadar saf değildik. Ceylan bir süre benimle kalmaya karar verdi. Güvenliğine ilişkin öneriler doğrultusunda günlük düzenini yeniden planladık. Telefonu ve hesaplarıyla ilgili endişelerini de yetkililerle paylaştı. İlk geceler kolay geçmedi. Kızım uyurken en küçük seste sıçrıyordu. Bazen odasından çıkıp salona geliyor, kapının kilitli olup olmadığını soruyordu. Bazı sabahlar kahvaltı masasına oturup hiçbir şey yemeden kalkıyordu. Ben de her seferinde ona aynı şeyi söylüyordum: “Buradasın. Güvendesin. Konuşmak istersen dinlerim.” Bir gün kızım bana beklemediğim bir soru sordu. “Anne, neden daha önce anlamadın?” Cevap vermek kolay değildi. “Bazı şeylerin değiştiğini gördüm,” dedim. “Ama kendi hayatını kurduğunu düşündüm. Seni zorlamak istemedim. Keşke korktuğunu daha önce fark etseydim.” Ceylan başını salladı. “Ben de sana kızgın değilim. Sadece bazen keşke birisi bana doğrudan iyi olup olmadığımı sorsaydı diyorum.” O günden sonra onun adına kararlar vermek yerine neye ihtiyacı olduğunu sormaya başladım. Psikolojik destek almaya karar verdi. Yarım bıraktığı işine dönmek için eski yöneticisiyle görüştü. Bir zamanlar uzaklaştığı arkadaşıyla yeniden buluştu. Her şey yavaş ilerliyordu. Ama ilerliyordu. Aradan aylar geçti. Koray hakkındaki adli süreç devam ederken Ceylan kendi hayatını yeniden kurmaya başladı. Artık eskiden olduğu gibi neşeli görünmek zorunda hissetmiyordu. Bazen üzülüyor, bazen öfkeleniyor, bazen de hiçbir şey konuşmak istemiyordu. Bunların hepsine hakkı vardı. Bir pazar akşamı mutfakta birlikte yemek hazırlıyorduk. Fırında yine dana rosto vardı. Ceylan sarımsaklı patates püresini karıştırıyor, ben limonatayı hazırlıyordum. Masaya oturduğumuzda kızım bir süre tabağına baktı. Sonra elindeki çatalı kaldırdı. “Anne, sana bir şey söyleyeceğim.” Kalbim istemsizce hızlandı. “Dinliyorum.” “Artık kendi evime çıkmak istiyorum.” Birkaç saniye sustum. İçimde onu her tehlikeden korumak isteyen anneyle kendi ayakları üzerinde durmasına izin vermesi gerektiğini bilen kadın birbirine karışmıştı. “Emin misin?” diye sordum. “Evet. Korkularım tamamen geçmedi. Ama hayatımı yeniden kendim yönetmek istiyorum.” Elini tuttum. “Öyleyse yanında olacağım.” Ceylan gülümsedi. Bu kez o gülümsemeyi hemen tanıdım. Sahte değildi. Gözleri de gülüyordu. Bir süre sonra çatalı yanlışlıkla tabağının kenarından kayıp yere düştü. Şıngırt. İkimiz de olduğumuz yerde donduk. Sonra Ceylan eğilip çatalı aldı, bana baktı ve hafifçe güldü. “Galiba artık yere düşen her çataldan korkmak zorunda değiliz.” Gözlerim doldu. “Hayır, canım,” dedim. “Değiliz.” O akşam ilk kez geçmişi konuşmadan uzun uzun yemek yedik. Ceylan yeni evinin nasıl olmasını istediğini anlattı. Penceresi güneş alsın istiyordu. Küçük bir kitaplığı olsun istiyordu. En önemlisi de kapısını kime açacağına kendisi karar vermek istiyordu. Onu dinlerken o korkunç gecenin bana öğrettiği şeyi düşündüm. Bir annenin görevi yetişkin çocuğunun bütün kararlarını kontrol etmek değildi. İhtiyaç duyduğunda güvenle dönebileceği bir kapıyı açık tutmaktı. Kızımın hayatını o gece tek başıma kurtarmamıştım. Ceylan korkusuna rağmen yardım istemenin bir yolunu bulmuş, polisler görevlerini yapmış, ardından pek çok insan onun yeniden ayağa kalkmasına destek olmuştu. Ve şimdi karşımda, kendi geleceğinin planlarını yapan genç bir kadın oturuyordu. Yemekten sonra Ceylan bana sarıldı. “Anne, o kâğıdı fark etmeseydin ne olurdu bilmiyorum.” Onun saçlarını okşadım. “Ama fark ettim.” “Biliyor musun,” dedi, “o gece senden tek istediğim beni eve almandı. Şimdi anlıyorum ki ben aslında kendi hayatıma geri dönmek istiyormuşum.” Ona daha sıkı sarıldım. Çünkü o akşam anladım ki bazen en büyük kurtuluş, birinin seni tehlikeden çıkarmasıyla başlar; ama gerçek özgürlük, korkmadan kendi yolunu seçebildiğin gün gelir.


