- Kızım Zeynep, henüz otuz iki yaşındayken şüpheli bir şekilde hayatını kaybetti. Yıllarca emek vererek İzmir’de kurduğu grafik tasarım şirketiyle kendi ayakları üzerinde durmuş, evini borçsuz hale getirmiş ve dört yaşındaki kızı Elif’i sevgiyle büyütmüştü. Ancak şimdi beyaz güllerle süslenmiş tabutunun içinde sessizce yatıyordu. Oysa Zeynep’in en sevdiği çiçek ayçiçeğiydi. Cenazedeki her ayrıntı bile bana yanlış geliyordu. Damadım Murat, eşini yeni kaybetmiş bir adam gibi davranmıyor, son derece sakin ve kontrollü görünüyordu. Yanında ise sevgilisi Selin vardı. Kadın, kızımın Elif doğduğunda kendisine hediye ettiğim altın işlemeli bilekliği bileğinde taşıyordu. Ona bunun Zeynep’e ait olduğunu söylediğimde yüzüme sahte bir gülümsemeyle eğildi ve kulağıma sadece iki kelime fısıldadı: “Ben kazandım.” O an içimde tarifsiz bir öfke yükseldi. Ancak kollarımda uyuyan torunum için sessiz kaldım. O söz bana Zeynep’in ölümünden birkaç saat önce yaptığı son telefon konuşmasını hatırlattı. “Anne, bana bir şey olursa Murat’ın söylediklerine sakın inanma. Evde çok önemli bir kanıt sakladım ama telefonda anlatamam. Her hareketimi takip ediyorlar.” O gece kızım merdivenden düşerek öldüğü söylenmişti. Polis olayı talihsiz bir ev kazası olarak değerlendirmişti. Fakat cenazede makyajla kapatılmaya çalışılan morlukları ve bileklerindeki izleri görünce buna asla inanmadım. Cenaze sonrası Zeynep’in Bursa’daki evine geçildi. Selin sanki evin sahibiymiş gibi dolapları açıyor, misafirlere kahve dağıtıyordu. Murat ise torunum Elif’i benim büyütemeyeceğimi söyleyerek velayeti tamamen almak istediğini açıkladı. Tam bu sırada kapı çaldı. İçeri kızımın avukatı Kemal Bey girdi. Elinde mühürlü bir zarf ve bir USB bellek vardı. Murat konuşmanın ertelenmesini istedi ancak avukat bunun Zeynep’in kesin talimatı olduğunu söyledi. Mektupta Zeynep kendi el yazısıyla şunları yazmıştı: “Eğer bu mektup okunuyorsa bana bir şey olmuştur. Murat hiçbir şekilde mal varlığıma sahip olmasın ve Elif’in velayeti hakkında gerçekler ortaya çıkmadan hiçbir karar verilmesin.” Ardından USB bellekte kayıtlı video açıldı.
- Videoda Zeynep, son günlerde yaşadığı korkuları tek tek anlatıyordu. Murat’ın telefonunu, bilgisayarını ve eşyalarını sürekli kontrol ettiğini, Selin’le birlikte şirketini ele geçirmek için plan yaptıklarını söylüyordu. Masaya mavi bir dosya kaldırdı. Bu dosyada şirket adına çekilmiş sahte krediler, değiştirilmiş hayat sigortaları ve hakkında düzenlenen sahte psikolojik rahatsızlık raporları bulunuyordu. Amaç, onu akıl sağlığı yerinde olmayan biri gibi göstererek hem şirketini hem de kızını elinden almaktı. Daha sonra görüntü değişti. Evde gizlice yerleştirdiği güvenlik kamerası kayıtlarında Murat ile Selin’in konuşmaları duyuluyordu. “Yaşadığı sürece şirketten tek kuruş alamayacağız.” “Bunun sadece kaza gibi görünmesi gerekiyor.” Bu sözler odadaki herkesi şoke etti. Selin panikleyerek bilekliği masaya fırlattı ve istemeden her şeyi itiraf etmeye başladı. Tam o sırada savcılık kararıyla polis eve geldi. Telefonlara ve bilgisayarlara el konuldu. Silinen mesajlar geri getirildiğinde gerçek daha da netleşti. Selin, olay gecesi Zeynep’in ellerinde şirket yolsuzluklarını kanıtlayan bir USB bellek olduğunu, sabah savcılığa gitmeye hazırlandığını anlattı. Murat’ın belleği almak isterken onu ittiğini, Zeynep’in merdivenlerden düştüğünü ve kendisinin de çığlıklar duyulmasın diye kapıyı kapattığını itiraf etti. Evde yapılan aramada Zeynep’in sakladığı asıl USB bellek de bulundu. Ancak olay burada bitmedi. Avukat bana Zeynep’in tutuklamalardan sonra açılmasını istediği ikinci zarfı verdi. İçindeki anahtar, yatak odasındaki gizli kasayı açıyordu. Kasada yeni belgeler, banka kayıtları, laboratuvar raporları ve başka ses kayıtları vardı. Belgelerde aile doktoru Doktor Ahmet’in de olayın içinde olduğu ortaya çıktı. Doktor, Zeynep hakkında sahte psikolojik rapor düzenlemiş, haberi olmadan adına ağır sakinleştirici ilaçlar yazmıştı. Bu ilaçlar haftalar boyunca çayına karıştırılmış, çevresine dengesiz biri gibi görünmesi sağlanmıştı. Laboratuvar incelemeleri Zeynep’in uzun süre düzenli olarak ilaç verildiğini doğruluyordu. Ses kayıtlarında Selin ile doktorun ilaç dozlarını konuştuğu, Murat’ın ise şirketi tamamen üzerine geçirmek istediği açıkça duyuluyordu. Savcılık hemen doktor hakkında yakalama kararı çıkardı. Kaçmaya çalışırken otogarda yakalandı. Ardından Zeynep’in mezarı açılarak yeniden otopsi yapıldı. İkinci inceleme, vücudunda yüksek miktarda sakinleştirici bulunduğunu, kollarındaki darp izlerini ve merdivenden düşmeyle açıklanamayacak ağır yaraları ortaya koydu. En acı gerçek ise sonradan öğrenildi. Zeynep düştükten sonra hemen ölmemişti. Murat tam 14 dakika boyunca ambulansı aramamış, bu sırada Selin kan izlerini temizleyip evi kaza süsü verecek şekilde düzenlemişti. Murat ise delilleri bulmaya çalışmıştı. Aylar süren soruşturma sonunda Murat, Selin ve Doktor Ahmet birlikte yargılandı. Toplanan video kayıtları, ses kayıtları, banka belgeleri, laboratuvar raporları ve dijital deliller mahkemede tek tek incelendi. Mahkeme, Murat’ı kasten öldürme, dolandırıcılık ve delil karartma suçlarından ağır hapis cezasına çarptırdı. Selin suça yardım etmekten hüküm giydi. Doktor Ahmet ise sahte rapor düzenlemek, yasa dışı ilaç temin etmek ve suça iştirak etmekten meslekten men edilerek ceza aldı. Torunum Elif’in velayeti bana verildi. İlk zamanlarda sürekli kapısız siyah evler çizen küçük kızım, aldığı psikolojik destek sayesinde zamanla yeniden gülümsemeye başladı. Ben ise her sabah Zeynep’in fotoğrafına bakıp tek bir cümle söylüyorum: “Geç de olsa sözünü tuttum kızım. Sana inanmadığım için kendimi hiç affetmeyeceğim ama kızını ömrümün sonuna kadar koruyacağım.” Adalet, kızımı geri getirmedi. Ama onun önceden hazırladığı cesur plan sayesinde gerçek gizli kalmadı ve torunumun geleceği karanlığa teslim edilmedi.

