- Kapının dışına çıktığımda soğuk hava yüzüme çarptı ama içimdeki ateşi söndüremedi. Telefonumu titreyen ellerimle açıp Nehir’i aramak üzereydim ki içeriden bir sandalye sesi geldi. Bir an durdum. Ji-ho’nun babasının konuşmasını henüz tam olarak anlamamıştım. Duyduğum birkaç cümle beynimde dönüp duruyordu. “Onunla neden evlendiğimi biliyorsun.” “Tam olarak neye ihtiyacım olduğunu da biliyorsun.” “Kimse bunu öğrenemez.” Bu sözlerin ne anlama geldiğini çözmeden kızımı aramak istemiyordum. Çünkü yanlış anladıysam, Nehir’in yıllardır mutlu olduğunu düşündüğüm evliliğini bir anda yıkabilirdim. Ben sokağın köşesinde beklerken içeriden konuşmalar yeniden yükseldi. Bu kez kapının tam kapanmadığını fark ettim. Sessizce geri döndüm ve antrede durarak dinlemeye başladım. Sung-ho’nun sesi bu kez daha sakindi. “Artık ona gerçeği söylemelisin. Nehir’in seni hâlâ sevdiğini görmüyor musun?” Ji-ho bir süre cevap vermedi. Sonra derin bir nefes aldı. “Ben onu hiçbir zaman kullanmak istemedim.” Babası sertçe cevap verdi. “Ama kullandın.” Bu kelimeyi duyunca kalbim sıkıştı. Ji-ho konuşmaya devam etti. “Evlendiğimizde her şey farklıydı. Babamın şirketi iflasın eşiğindeydi. Bankalar bizi sıkıştırıyordu. Annemin tedavisi için para gerekiyordu. Nehir’in çalıştığı şirketin benim işime yatırım yapma ihtimali olduğunu biliyordum.” Sung-ho’nun sesi titredi. “Bunun için onunla mı evlendin?” “Başlangıçta evet.” O anda gözlerimi kapattım. Sanki birisi göğsümün içine taş doldurmuştu. Nehir’in yıllardır sevgi sandığı şeyin arkasında hesap olduğunu düşünmek bile dayanılmazdı. Ama Ji-ho hemen ardından başka bir şey söyledi. “Fakat sonra ona gerçekten âşık oldum.” Babası sustu. Ji-ho devam etti. “İlk başta planım basitti. Nehir’le evlenecek, onun çevresinden destek bulacak ve ailemi kurtaracaktım. Ama sonra onun nasıl biri olduğunu gördüm. Annemi hastanede yalnız bırakmadı. Babamın borçlarını öğrendiğinde beni suçlamadı. Hatta kendi birikimini kullanarak annemin ameliyat masraflarının bir kısmını ödedi.” Bir an nefesimi tuttum. Bu söyledikleri beni daha da şaşırtmıştı. Sung-ho yavaşça sordu: “Peki neden hâlâ saklıyorsun?” Ji-ho’nun cevabı uzun bir sessizliğin ardından geldi. “Çünkü onun bana yardım etmesinin sebebini öğrenmesini istemiyorum.” “Ne demek istiyorsun?” “Benimle evlendiğinde onu sevdiğime inanıyordu. Oysa ilk aylarda gerçekten onu bir çıkış yolu olarak görüyordum. Eğer bunu öğrenirse, sonradan ona duyduğum gerçek sevgimin bile sahte olduğunu düşünecek.” Sung-ho derin bir nefes verdi. “Bunu öğrenmek onun hakkı.” Ji-ho’nun sesi çatladı. “Biliyorum.” Tam o sırada ayak sesleri duydum ve hızla dışarı çıktım. Birkaç dakika sonra Nehir’in arabası sokağın başında göründü. Beni terliklerle kapının önünde görünce şaşkınlıkla yanıma koştu. “Anne? Neden buradasın? Ne oldu?” Ona baktım ama konuşamadım. Yüzüne baktığımda yıllar önce küçük bir çocukken bana sarılıp “Anne, sen bana hiç yalan söylemezsin, değil mi?” diye sorduğu günü hatırladım. Şimdi vereceğim cevap, onun hayatını değiştirebilirdi. “Nehir,” dedim sonunda, “seninle çok önemli bir şey konuşmam gerekiyor.” Beni eve aldı. Ji-ho bizi görünce yüzü bembeyaz oldu. Beni gördüğü anda her şeyi anladığını fark ettim. “Ne kadarını duydunuz?” diye sordu. “Yeterince,” dedim. Nehir ikimize şaşkınlıkla baktı. “Ne oluyor?” Ji-ho gözlerini yere indirdi. Sonra ilk kez, kızımın gözlerinin içine bakarak her şeyi anlattı. Evliliğinin ilk dönemlerinde ailesinin borç içinde olduğunu…
- Nehir’in çevresinden gelebilecek maddi desteği düşündüğünü… Başlangıçta evlilik kararının içinde çıkar olduğunu… Ama zamanla ona gerçekten âşık olduğunu… Nehir hiçbir şey söylemeden dinledi. Ji-ho son sözünü bitirdiğinde odada uzun bir sessizlik oldu. Sonra Nehir ayağa kalktı. “Bana neden hiç söylemedin?” Ji-ho’nun gözleri doldu. “Çünkü seni kaybetmekten korktum.” Nehir başını salladı. “Beni kaybetmekten değil, gerçeği öğrendiğimde seni seçip seçmeyeceğimden korktun.” Ji-ho cevap veremedi. Nehir yanımıza gelip elimi tuttu. “Anne, sen bunu ne zaman öğrendin?” “Bu gece.” Gözlerimin içine baktı. “Peki bana neden hemen söylemedin?” “Çünkü senin adına karar vermek istemedim. Gerçeği öğrenme hakkının sana ait olduğunu düşündüm.” Nehir uzun süre düşündü. Sonra Ji-ho’ya döndü. “Şu anda senden nefret etmiyorum. Ama sana eskisi gibi güvenemem.” Ji-ho’nun gözlerinden yaşlar süzüldü. “Biliyorum.” Nehir o gece Ji-ho’dan birkaç gün ayrı kalacağını söyledi. Ben de yanında kalmaya karar verdim. Ertesi sabah mutfakta kahvaltı hazırlarken Nehir yanıma geldi. “Anne,” dedi, “sence insanlar ilk başta yanlış bir sebeple başlayıp sonra gerçekten sevebilir mi?” Elimdeki bıçağı bıraktım. “Sevebilir,” dedim. “Ama gerçek sevgi, başladığın hatayı sonsuza kadar gizlemek değildir. Gerçek sevgi, karşındaki insanın gerçeği bilmesine rağmen seçim yapmasına izin vermektir.” Nehir gözlerini sildi. Aradan haftalar geçti. Ji-ho ailesiyle birlikte bütün borçlarını ve geçmişteki yalanlarını açıkça ortaya koydu. Nehir ise acele etmeden kendi kararını verdi. Bir süre sonra Ji-ho yeniden karşıma çıktığında başını eğerek benden özür diledi. Ben ona yalnızca şunu söyledim: “Kızımı seviyorsan artık onu kandırarak değil, gerçeği söyleyerek sev.” Nehir ve Ji-ho evliliklerine hemen eskisi gibi devam etmedi. Önce güvenlerini yeniden kurmaları gerektiğini kabul ettiler. Aylar sonra kızım beni aradığında sesi ilk kez huzurluydu. “Anne,” dedi, “artık onun beni neden seçtiğini biliyorum. Asıl önemli olan, gerçeği öğrendikten sonra benim onu neden seçtiğimi biliyor olmam.” O gece anladım ki bazen bir evliliği ayakta tutan şey hiç yalan söylememek değil, en büyük yalan ortaya çıktıktan sonra bile gerçeğin karşısında durabilmektir. Ben Güney Kore’ye kızımı ziyaret etmek için gitmiştim. Ama oradan dönerken yalnızca kızımın evliliğinin sırrını değil, sevginin gerçek anlamını da öğrenmiş olarak dönüyordum.

