- Altı ay önce beni ve henüz yeni doğmuş bebeğimizi 25 yaşındaki sekreteri Cansu için terk eden eski kocam Kaan, havuz başındaki barda elinde viski bardağıyla küstah bir gülümsemeyle bekliyordu. Yanımda getirdiğim şık lacivert takımı ve heybetli duruşuyla dikkat çeken Deniz’i tepeden tırnağa süzdü. Kalabalığın duyabileceği bir ses tonuyla kahkahayı bastı: “Bu ne zavallılık Zeynep! Ajandadan kiralık oyuncu mu tuttun? Senin gibi çökmüş, tek başına kalmış bir kadını böyle bir adam gerçekten seçer mi sanıyorsun? Hiç aynaya baktın mı?” Havuz partisi bir anda sessizliğe büründü. Yüzüme sıcaklık bastı, bir an yerin yarılıp içine girmek istedim. Ama Deniz elimi bırakmadı. O sıcak gülümsemesi kayboldu, yerini ortama tamamen hakim olan bir soğukkanlılığa bıraktı. Kaan’a dönerek tam bir acıma duygusuyla baktı. “Aslında Kaan,” dedi Deniz, derin sesiyle ortamdaki sessizliği bıçak gibi keserek. “Bütün öğleden sonradan beri seninle tanışmayı bekliyordum.” Kaan’ın gülüşü dondu. “Sen ne saçmalıyorsun?” Deniz ceketinin iç cebinden siyah kadife bir kutu çıkarıp Kaan’a uzattı: “Sana bir şey getirdim.” Kaan kutuyu alaycı bir ifadeyle kapıp açtı. Kutunun içindekini gördüğü an boğazından dehşet dolu bir çığlık koptu. Yüzündeki bütün renk çekildi, elleri öyle şiddetle titredi ki kadife kutu parmaklarının arasından kayıp taş zemine düştü.
- Kutunun içinde bir tektaş değil, üzerinde Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) mührü bulunan altın kaplama özel bir flaş bellek vardı. “Ben bir tiyatro oyuncusu değilim Kaan,” dedi Deniz, otoriter bir sesle. “Ben Deniz Kaya. İstanbul merkezli Sermaye Denetim ve Hukuk Grubu’nun Başdenetçisiyim.” Kaan göğsünü tutarak iki adım geriledi. Deniz konuşmasına devam etti: “Zeynep beni erkek arkadaşı olsun diye tutmadı. Altı ay önce boşanma protokolünü imzaladığınızda, tazminat ve hisse beyanlarındaki tutarsızlıkları fark edip firmamızı görevlendirdi. Sadece gizli ilişkinizi bulmadık Kaan; dijital ayak izlerinizi adım adım takip ettik.” Deniz bir adım daha öne çıktı: “Kendi şirketinizin çalışan büyüme ve emeklilik fonundan sistemli olarak çaldığınız 4,2 milyon doları bulduk. Cansu’ya Kuzey Kıbrıs’ta aldığınız lüks deniz manzaralı rezidansın para transferlerini tespit ettik. Boşanma davasında yalan beyanda bulundunuz ve çocuklarınızın annesinden mal kaçırmak için nitelikli dolandırıcılık yaptınız.” Cansu elindeki kadehi düşürdü. Cam kırıkları zemine saçıldı. “Kaan! Ne diyor bu adam?! Kıbrıs’taki evi ikramiyenle aldığını söylemiştin!” Kaan yanıt veremedi. Gözleri dehşetle açılmış, tamamen Deniz’e kilitlenmişti. “Bunu… bunu kanıtlayamazsınız!” “Mali işler müdürün üç saat önce adli makamlara teslim oldu Kaan,” diyerek öne çıktım. “Eski bilgisayarında bulduğum hesap dökümlerini sunduğumuzda müdürün suçunu itiraf etti.” Kaan bana ilk kez görüyormuş gibi baktı. Beni çaresiz ve yalnız sanmıştı. Ama ailemiz için kariyerimi askıya almadan önce kıdemli bir finansal adli denetim uzmanı olduğumu unutmuştu. Tam o sırada bahçeden adli kolluk araçlarının sesleri yankılandı…İçeri giren adli kolluk ekipleri Kaan’ın yanına ulaştı. Resmi görevli, “Kaan Bey, hakkınızda nitelikli dolandırıcılık ve belgede sahtecilik suçlamasıyla yakalama kararı var,” diyerek kelepçeyi taktı. Çelik kelepçenin soğuk sesi bahçede yankılandı. Kaan gözyaşları içinde götürülürken Cansu gizlice kapıya doğru süzülmeye çalıştı. Ancak diğer görevli önünü kesti: “Cansu Hanım, Kıbrıs’taki gayrimenkul için el koyma kararı ve banka hesaplarınız için inceleme var, bir yere ayrılmayın.” Cansu bütün lüks hayatının bir anda yok olduğunu anlayarak sinir krizleri geçirdi. Aylar sonra adalet tam anlamıyla tecelli etti. Deniz’in ekibinin hazırladığı eksiksiz kanıtlar karşısında Kaan suçunu kabul etmek zorunda kaldı. Zimmete para geçirmek, kamuoyunu yanıltmak ve sahtecilik suçlarından 6 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Mahkeme, kanıtlanan büyük dolandırıcılık nedeniyle eski boşanma anlaşmasını tamamen iptal etti. Hakim, evlilik süresince edinilen tüm varlıkların mülkiyetini bana devretti, oğlum Efe’nin tam velayetini verdi ve Kaan’ın şahsi birikimlerinin büyük kısmına el koydu. Cansu’ya alınan lüks ev devlete aktarıldı. Altı ay sonra… İzmir’deki yeni iç mimarlık ve tasarım stüdyomun geniş pencerelerinden içeri tatlı bir gün ışığı süzülüyordu. Altı aylık oğlum Efe, ofisimin köşesindeki beşiğinde mışıl mışıl uyuyordu. Kapı hafifçe çalındı. İçeriye elinde bir buket sarı gül ve deri çantasıyla Deniz girdi. O sert denetçi takımını çıkarmış, yerini sıcak bir gülümsemeye bırakmıştı. “Tünaydın patron,” dedi Deniz gülleri masama bırakırken. “Tüm varlık devir onaylarını avukatına teslim ettim.” “Her şey için teşekkür ederim Deniz,” diyerek ona sıcacık sarıldım. İlk başta profesyonel bir hukuki destek olarak başlayan bu yolculuk, gece yarısı belge incelemeleri ve omuz omuza verdiğimiz mücadeleler sayesinde derin bir sevgiye dönüşmüştü. Deniz uyuyan Efe’ye sevgiyle baktı, ardından bana dönüp fısıldadı: “Eee, hukuki süreçler resmi olarak bittiğine göre… Beni artık mahkeme kararları veya adli evraklar olmadan gerçek bir akşam yemeğine çıkaracak mısın?” Gülümseyerek kollarımı boynuna doladım. Kaan, zenginliği ve küstahlığıyla dokunulmaz olduğunu sanmıştı. Ancak dürüstlüğün ve gerçek gücün bağırmaya ihtiyacı olmadığını acı bir şekilde öğrenmişti. Deniz’in gözlerinin içine baktım: “Hiç sormayacaksın sanmıştım.”

