Ana Sayfa 7.09.2026

İş İnsanı Azerbaycan Yolculuğunu İptal Edip Eve Gizlice Döndü: İzleme Odasında Gördüğü Manzara Kanını Dondurdu!

2 / 2

Ancak şüphe, zihne bir kez düştüğünde her şeyi değiştiren sinsi bir zehirdir. Kızlarının son zamanlarda neden bu kadar içine kapandığını öğrenmek isteyen Cihangir, Bakü seyahati yalanını ortaya atarak kendi evine bu tuzağı kurmuştu.

Malikanenin alt katındaki karanlık izleme odasında, onlarca yüksek çözünürlüklü ekran evin her köşesini canlı olarak gösteriyordu. Cihangir deri koltuğuna oturup gözlerini ekranlara dikti.

İlk dakikalarda her şey normal görünüyordu. Gülseren mutfakta tezgahı siliyor, kızlar meyve sularını içiyordu. Ancak dış kapının kapanıp dış personelin uzaklaşmasıyla birlikte, salona giren Sibel’in yüzündeki o zarif maske aniden düştü.

Sibel, salonda sakince resim çizen 9 yaşındaki Leyla ve elinde oyuncak ayısıyla oturan küçük Derin’e doğru sert adımlarla yürüdü. “Size salonda böyle hantal gibi yayılmamanızı kaç defa söyleyeceğim ben?” diye gürledi.

Çocuklar sıradan bir şaşkınlık yaşamadı; adeta korkudan donakaldılar. Derin’in dudakları titremeye başladı. Sibel, küçük kızın elindeki oyuncak ayıyı acımasızca çekip alarak odanın diğer ucundaki yüksek koltuğa fırlattı.

Daha Sibel tek bir kelime bile edemeden, mutfaktan çıkan bakıcı Gülseren hızla salona girdi. Kendi konumunu veya işini kaybetmeyi hiç düşünmeden, bedenini Sibel ile iki küçük kızın arasına adeta bir siper gibi koydu.

“Sibel Hanım,” dedi Gülseren saygılı ama kararlı bir sesle. “Çocuklar sadece öğretmenlerini beklerken sakınca resim yapıyorlardı.”

Sibel öfkeyle Gülseren’in üzerine yürüdü: “Sana fikrini soran oldu mu? Haddini bil! Cihangir ile evlendiğim gün seni bu evden sokağa atacağım!”

Gülseren geri adım atmadı. Sibel, kendisini engelleyen Gülseren’e öfkelenip küçük Derin’in kolunu sertçe kavramaya çalışınca, Gülseren kolunu araya koyarak küçük kızı korudu. Sibel çıldırmış gibi telefonuna sarıldı: “Şimdi polisi arıyorum! Cihangir’e bana saldırdığını ve kasayı soyarken seni yakaladığımı söyleyeceğim!”

İzleme odasında oturan Cihangir’in parmak boğumları sıkmaktan bembeyaz kesilmişti. Bütün o kayıp eşya hikayelerinin, kışkırtma yalanlarının tek bir amacı vardı: Çocukları yalnızlaştırıp evde tam bir korku imparatorluğu kurmak.

Cihangir, “Tüm kayıtları güvenli sunuculara yedekle Barış,” dedi buz gibi bir sesle. “Ben yukarı çıkıp evimi temizliyorum.”

Salonda Sibel zafer edasıyla telefonla oynarken, arkasındaki koridordan devasa bir ses yankılandı:
“O cümleni tamamla bakalım Sibel…”

Sibel elindeki telefonu neredeyse düşürüyordu. Arkasını döndüğünde, gördüğü manzara karşısında adeta taş kesildi.Sibel’in yüzündeki bütün kan bir anda çekildi. Sesi titreyerek, “Cihangir? Sen… Senin uçağın kalkmamış mıydı?” diye kekeledi.

Cihangir onu duymuyordu bile. Nişanlısının yüzüne dahi bakmadan doğrudan kızlarının yanına gitti. Ülkenin en güçlü iş insanlarından biri olan adam, ahşap parkenin üzerine diz çöktü. Ellerini çocuklarına doğru uzattı.

“Leyla… Derin…” dedi, sesi gözyaşlarının ağırlığıyla kısılarak. “Çok özür dilerim kızlarım. Her şey için çok özür dilerim.”

Çocuklar önce tereddüt etti, ardından babalarının boynuna sımsıkı sarıldılar. Derin, babasının kulağına fısıldadı: “Baba… Sibel bize kızacağını, seni üzersek bizi yatılı okula göndereceğini söylüyordu.”

Cihangir gözlerini kapatıp derin bir acıyla sarsıldı. İş temposu yüzünden çocuklarının sessiz çığlıklarını nasıl gözden kaçırdığını anladı. Onları bağrına bastıktan sonra başını kaldırıp kenarda gözyaşlarını silen Gülseren’e baktı.

“Teşekkür ederim Gülseren,” dedi minnet dolu bir sesle. “Ben kendi evlatlarıma kör bir babayken, sen onları korudun.”

Sibel durumu toparlamaya çalışarak öne fırladı: “Cihangir, sevgilim! Yanlış anladın! Bu kadın bana saldırdı, ben sadece çocukları disipline sokmaya çalışıyordum…”

Cihangir ayağa kalktı. Gözlerindeki sıcaklık yerini öldürücü bir soğukluğa bırakmıştı. “Bana yaklaşma,” dedi. “Ve tek bir kelime dahi etme.”

“Cihangir ben senin nişanlıyım!”

“Bu eve üç ay önce 30’dan fazla gizli ve yüksek çözünürlüklü kamera yerleştirdiğimi bilmiyordun, değil mi?” diye sordu Cihangir. “Bugün hiç havaalanına gitmedim. 45 dakikadır güvenlik odasında senin kızıma nasıl bağırdığını, oyuncağını nasıl fırlattığını ve masum bir kadına nasıl iftira atmaya çalıştığını izledim!”

Sibel’in elindeki telefon gürültüyle yere düştü. Dizlerinin bağı çözülür gibi oldu.

Tam o sırada malikanenin ağır ahşap kapıları açıldı. Güvenlik müdürü Barış, yanında iki polis memuru ve Cihangir’in başavukatı Tülay ile içeri girdi.

Avukat Tülay elindeki resmi evrakları çıkararak Sibel’in karşısına dikildi: “Sibel Hanım, Cihangir Bey’in talimatıyla mülke giriş izniniz iptal edilmiştir. Ayrıca hakkınızda çocuk istismarı, şantaj ve polis ekiplerini asılsız ihbarla yanıltmaya teşebbüsten suç duyurusunda bulunuldu.”

Tülay sesini biraz daha düşürerek devam etti: “Ayrıca son beş ayın finansal dökümlerini inceledik. Şahsi hesaplarınıza usulsüzce aktardığınız 50 milyon liradan fazla parayı tespit ettik. Bu sadece bir aile içi anlaşmazlık değil, doğrudan nitelikli dolandırıcılıktır.”

Polis memurları hysteria krizine giren Sibel’in kollarını arkadan bağlayarak kelepçeyi taktılar. Sibel, “Cihangir beni dinle! O sadece basit bir bakıcı!” diye feryat ederken polisler tarafından evden çıkarıldı. Kapı kapandığında, devasa malikaneye derin ve huzurlu bir sessizlik hakim oldu.

Cihangir, kızlarının yanına dönüp koltukta oturan Gülseren’in önünde durdu.

“Gülseren,” dedi Cihangir. “Sen bugün sadece çocuklarımı değil, bu ailenin geleceğini de kurtardın. Kendi işini, rızkını ve itibarını riske atarak evlatlarıma siper oldun.”

Cihangir o günden sonra Gülseren’i evin tüm yönetiminden sorumlu kılarken, hak ettiği yüksek maaşı ve şartları ona sağladı. Artık iş gezilerini sınırlandıran ve her akşamını kızlarına ayıran Cihangir, ailesine bir daha asla hiçbir tehlikenin yaklaşamayacağı huzurlu bir yuva kurdu. O görkemli evde artık korku değil, sevgi ve güven sesleri yankılanıyordu.

Üsteki Resimden Diğer Sayfaya Geçiş Yaparak Haberin Devamını Okuyabilirsiniz.

2 / 2
Tema Tasarım |