DOLAR
Alış: 49.53
Satış: 49.72
EURO
Alış: 55.46
Satış: 55.68
GBP
Alış: 66.14
Satış: 66.63
İhanetin Bedeli: Başkomiserin Kusursuz İntikamı
Başlığı okuduğumda kanım dondu: “Valeria S.’nin Ahlaki Yetersizlik ve Görev Suistimali Nedeniyle Meslekten Men ve Boşanma Davası Dosyası.”
Demek başlığı bile hazırlamıştı. Beni sadece boşamakla kalmayacak, on beş yıllık onurlu polis geçmişimi, aldığım nişanları, alın terimi bir çırpıda çöpe atacak ve ellerim kelepçeli bir şekilde hapse girmemi sağlayacaktı. Planı kusursuzdu: Beni uyuşturup hafızamı bulanıklaştıracak, o gece evde yabancı bir adamla çekilmiş gibi gösterilen fotoğraflarla hem mesleğimi bitirecek hem de tüm mal varlığıma el koyacaktı.
Ancak Emre’nin unuttuğu çok küçük bir detay vardı: Karşısındaki kadın, masabaşı memuru değil; ülkenin en tehlikeli organize suç örgütlerini çökertmiş bir başkomiserdi.
O gece eve döndüğünde her zamankinden daha neşeliydi. Mutfakta bana özel olarak hazırladığı akşam yemeğini ikram ederken gözlerindeki o sinsi parıltıyı yakaladım. Kadehimi uzatırken bardağın kenarındaki hafif kimyasal kokuyu fark etmemem imkansızdı. Bilindik bir kas gevşetici veya uyarıcı değildi; doğrudan şuurunu bulandıran, birkaç saat içinde insanı derin bir uykuya hapseden güçlü bir etken maddeydi.
Emre, “Hadi iç de biraz yorgunluğun gitsin hayatım,” dedi. Sesindeki o sahte pırıltı midemi bulandırıyordu.
Gülümsedim. Bardağı dudaklarıma götürür gibi yapıp, arkasını döndüğü anda lavabonun giderine döküverdim. Ardından gözlerimi devirerek yere yığıldım, sanki zehir etkisini göstermiş gibi kendimden geçercesine bir rol yaptım.
Emre’nin yüzündeki o zafer gülümsemesini kapalı gözlerimin arasından net bir şekilde gördüm. Hemen telefonuna sarıldı ve o gece planın ikinci aşamasını başlattı. Eve, Emre’nin bizzat organize ettiği o adam geldi. Beni yatak odasına taşıdılar, etrafı kurguladıkları senaryoya göre düzenlediler ve istedikleri o fotoğrafları çektiler. Emre, her şeyin yolunda gittiğinden emin olduktan sonra sabaha karşı evden ayrıldı ve boşanma avukatına sabah ilk iş olarak başvuracağını belirten mesajlar attı.
Onlar kendilerini kazandıklarına inanırken, ben yatak odasında yavaşça ayağa kalktım. Üzerimdeki üniformayı giydim, çelik yeleğimi kuşanarak belimdeki silahın emniyetini kontrol ettim. Eş zamanlı olarak organize suçlarla mücadele birimindeki en güvendiğim ekibimi aradım.
Sabah saat dokuzda, Beşiktaş’taki o lüks dairenin kapısı çalındığında içeride büyük bir şok yaşanıyordu. Emre, elinde boşanma evrakları ve mahkeme kararıyla kapıyı açtığında karşısında savcılık izniyle gelen özel timi ve tutuklama emrini gördü.
Emre’nin rengi kağıt gibi sarardı. Panikle, “Bu da ne demek oluyor? Karım beni aldattı, deliller ellerimde!” diye bağırmaya başladı.
Tam o sırada koridordan içeri adım attım. Yorgun ama dik bir duruşla, doğrudan gözlerinin içine baktım.
“Deliller mi?” dedim, elimdeki flaş belleği ve kasanın anahtarını masanın üzerine bırakırken. “Emre, sen benim meslek hayatımda çökerttiğim en amatör suçlusun bile olamazsın.”
Ekip arkadaşlarım, çalışma odasındaki kasadan çıkan tüm finansal dekontları, sahte evrakları, kurgu fotoğrafların dijital analiz raporlarını ve Emre’nin o adamla yaptığı para transferi yazışmalarını mahkemeye sundu. Ayrıca evdeki gizli güvenlik kameralarının (Emre’nin beni izlemek için kurdurduğu ama benim kendi sistemime entegre ettiğim kameralar) o gece yaşananları saniye saniye kaydettiği görüntüler ekrana yansıtıldı.
Emre ve suç ortakları, bir kadına kurdukları kumpasın ve bir başkomisere attıkları iftiranın bedelini ödemek üzere kelepçelenerek karakola götürüldü.
Mahkeme salonundan çıkarken güneş, İstanbul’un üzerine parlak bir şekilde doğuyordu. Omuzlarımdaki yük hafiflemişti. Kocam beni yok etmeye çalışmıştı ama kendi kazdığı kuyuya kendi düşmüştü. Çünkü adalet, en zifiri karanlıkta bile hakikati bulup çıkaracak kadar keskin bir kılıçtı.
