DOLAR
Alış: 46.60
Satış: 46.78
EURO
Alış: 53.35
Satış: 53.57
GBP
Alış: 62.15
Satış: 62.61
ANKARA
ADANA
ADIYAMAN
AFYON
AĞRI
AKSARAY
AMASYA
ANKARA
ANTALYA
ARDAHAN
ARTVİN
AYDIN
BALIKESİR
BARTIN
BATMAN
BAYBURT
BİLECİK
BİNGÖL
BİTLİS
BOLU
BURDUR
BURSA
ÇANAKKALE
ÇANKIRI
ÇORUM
DENİZLİ
DİYARBAKIR
DÜZCE
EDİRNE
ELAZIĞ
ERZİNCAN
ERZURUM
ESKİŞEHİR
GAZİANTEP
GİRESUN
GÜMÜŞHANE
HAKKARİ
HATAY
IĞDIR
ISPARTA
İSTANBUL
İZMİR
KAHRAMANMARAŞ
KARABÜK
KARAMAN
KARS
KASTAMONU
KAYSERİ
KIRIKKALE
KIRKLARELİ
KIRŞEHİR
KİLİS
KOCAELİ
KONYA
KÜTAHYA
MALATYA
MANİSA
MARDİN
MERSİN
MUĞLA
MUŞ
NEVŞEHİR
NİĞDE
ORDU
OSMANİYE
RİZE
SAKARYA
SAMSUN
SİİRT
SİNOP
SİVAS
ŞANLIURFA
ŞIRNAK
TEKİRDAĞ
TOKAT
TRABZON
TUNCELİ
UŞAK
VAN
YALOVA
YOZGAT
ZONGULDAK
Ana Sayfa
Foto Galeri
4.07.2026
Hastane bekleme odasında tanıştığım yaşlı bir yabancıyla, yalnız ölmesin diye evlendim…
- Fermuarı çekerken kalbimin atışları odanın sessizliğinde yankılanıyordu. Çantanın içinden ilk çıkan şey, üzeri hafifçe sararmış, kalın bir gazete kupürü destesi ve eski bir fotoğraf albümü oldu. En altta ise ağır, kadife kaplı siyah bir defter yer alıyordu. İlk önce fotoğraf albümünü açtım. Sayfaları çevirdikçe nefesim boğazımda düğümlendi. Fotoğraflardaki genç adam Kemal Bey’di; ancak üzerinde hastane odasındaki o garip, mahzun ifadeden eser yoktu. Mağrur, keskin bakışlı bir subay üniforması içindeydi. Yanında ise gencecik, gülümseyen bir kadın vardı. Kadının yüz hatlarına baktığımda damarlarımdaki kanın çekildiğini hissettim. Bu kadın, henüz birkaç ay önce toprağa verdiğim kendi annemden başkası değildi. Titreyen ellerimle siyah defteri, yani Kemal Bey’in günlüğünü açtım. İlk sayfalarda, otuz yıl öncesine ait el yazısıyla yazılmış şu satırlar beni karşıladı: “Hayatımın en büyük günahını ve en büyük doğrusunu aynı kalbe sığdırdım. Leyla… Benim tek aşkım, tek pişmanlığım. Onu korumak için gitmek zorundaydım ama arkamda bıraktığım o küçük kız çocuğunun, bir gün beni bulacağını hiç tahmin etmezdim.” Günlüğü okuduktan sonra parçalar yavaş yavaş birleşmeye başladı. Kemal Bey, aslında bir “yabancı” değildi. O, annemin gençlik yıllarında büyük bir aşkla sevdiği, ancak dönemin siyasi ve askeri karışıklıkları nedeniyle yolları trajik bir şekilde ayrılmak zorunda kalan gizli babamdı. Bir görev için yurt dışına gönderilmiş, kimliğini değiştirmek zorunda kalmış ve yıllarca bizi uzaktan, bir gölge gibi izlemişti. Annemin ölüm haberini aldığında, onun da dünyası yıkılmıştı. Zaten hasta olan kalbi bu acıya dayanmamıştı. Beni o hastane koridorlarında bulması bir tesadüf değildi; o, hayatının son günlerinde kızının kokusunu içine çekebilmek, ona yük olmadan sadece yanında olabilmek için o yatağa sığınmıştı. Peki neden benimle evlenmişti? Neden bana “babanım” dememişti? Günlüğün son sayfalarında bu sorunun da cevabı, gözyaşlarıyla yıkanmış satırlarda gizliydi: “Sana baban olduğumu söyleseydim, beni asla affetmeyebilirdin. Seni terk eden bir adamı sevmeni isteyemezdim. Ama gitmeden önce sana ait olanı sana devretmeliydim. Bu dünyadan yasal olarak bir ‘hiç’ olarak ayrılırsam, sana hiçbir şey bırakamazdım. Benimle evlenmeni istedim, çünkü ancak bir eş olarak sana tüm varlığımı, hakkım olan her şeyi yasal olarak devredebilirdim. Beni bir yabancı olarak sevmen, benden nefret eden bir evlat olmandan daha az canımı yaktı
- Çantanın en dibinde, resmi bir zarfın içinde devasa bir servetin, gayrimenkullerin ve yıllarca benim adıma açılmış bir banka hesabında biriken paraların tapuları duruyordu. Ama o an paranın, malın mülkün hiçbir önemi yoktu. Gözüm, günlüğün arasından düşen küçük bir zarfa kaydı. Üzerinde sadece benim adım yazıyordu. Zarfı açtığımda içinden bir çift eski, gümüş küpe ve bir not çıktı: “Sarı kazağınla o gün o odaya girdiğinde, annenin gençliğini karşımda gördüm. Parmağına taktığım o gazoz halkası, otuz beş yıl önce annene evlenme teklif ederken taktığım halkanın aynısıydı. Ben seni hiç bırakmadım kızım. Şimdi gözlerimi huzurla kapatıyorum, çünkü biliyorum ki yalnız ölmedim. En çok ihtiyacım olduğu anda kızımın eli elimdeydi. Beni affet…” Gözyaşlarım günlüğün sayfalarına damlarken, pencereden dışarıya, İstanbul’un gri gökyüzüne baktım. İçimdeki o derin yalnızlık ve hayata karşı duyduğum öfke, yerini tarif edilemez bir huzura ve hüzne bırakmıştı. Ben Kemal Bey’i yalnız ölmesin diye kurtardığımı sanırken, o aslında hayatımı, geleceğimi ve en önemlisi köklerimi bana geri vererek beni kurtarmıştı. Parmağımdaki gazoz halkasına baktım. Benim için artık dünyanın en değerli mücevherinden daha kıymetliydi. O sırt çantasını göğsüme bastırarak hastane odasından çıktım. Hayat, en karanlık koridorlarda bile bize hiç beklemediğimiz mucizeler sunardı. Kemal Bey, yani babam, bana sadece bir miras değil, hayata yeniden tutunmam için bir neden bırakmıştı. Artık yalnız değildim; arkamda beni uzaktan da olsa hep sevmiş bir adamın gölgesi, kalbimde ise ait olduğum yerin huzuru vardı.
Benzer Galeriler
-
Kocam, yeni eşini, ergen çocuklarımızı ve tüm ailesini ikinci düğünü için yurt dışına götürmenin beni yeterince küçük düşüreceğini ve o dönmeden önce sessizce ortadan kaybolmamı sağlayacağını düşündü.
-
18. yaş günü partimde, ailemin ona dokunmaya kalkışması ihtimaline karşı, 3 milyon dolarlık mirasımı sessizce bir vakfa devrettim.
-
Çocuksuz eski karısını Noel’e davet edip onunla alay etmek istedi
-
Karım, 6 kızımızı zengin patronu için terk etti
-
Yabancı uçakta omzumda uyumak istedi
-
Doktora tezimin arifesinde, eşim beni tutarken annesi saçımı kesti ve “Kadınların burada yeri yok” dedi


