- Ayak sesleri ağır ve kararlıydı. Taşların üstünde yankılanıyordu… yaklaşarak. Nefesimi tuttum. Kalbim öyle hızlı çarpıyordu ki, sesinin mağaranın dışına kadar gideceğinden korktum. Refleksle kutuyu kaptım, çürük kumaşıyla birlikte göğsüme bastırdım ve mağaranın içindeki gölgeli köşeye çekildim. Ateş yakmamıştım… bu bir şanstı. Ayak sesleri girişte durdu. Bir süre… sadece rüzgârın uğultusu vardı. Sonra bir ses: —Orada biri var mı? Erkek sesi. Yaşlı değil… ama sert. Tanıdık gelmedi. Cevap vermedim. Sessizlik uzadı. Sonra bir adım daha. Işık mağaranın içine sızdı. Birinin silueti girişte belirdi. —Seni gördüm —dedi adam—. Saklanmana gerek yok. Yalan söylüyordu. Beni görmemişti. Ama artık saklanmanın bir anlamı yoktu. Yavaşça ayağa kalktım, gölgelerden çıktım. Gözlerimiz buluştu. Adam birkaç saniye bana baktı. Sonra yüzünde garip bir ifade oluştu. Şaşkınlık… ardından bir şey daha. —Sen… —dedi fısıldayarak—. Sen Elvira’nın kızı mısın? İçim buz kesti.
- —Beni tanıyor musun? Adam başını salladı. Bir adım geri çekildi. —Tanıyorum… çünkü bu mağara… senin sandığın gibi bir yer değil. Elim refleksle kutuya sıkıca sarıldı. —Ne demek istiyorsun? Adam derin bir nefes aldı. —Yıllar önce… dedenin kaybolduğu gün… herkes onun dağda öldüğünü düşündü. Ama gerçek bu değildi. Boğazım kurudu. —Ne gerçek? Adam gözlerini kutuya dikti. —O kutuyu açmadan önce… bilmen gereken bir şey var. Sessizlik. Rüzgâr. Kalbim. —Deden yalnız değildi —dedi—. O gece burada üç kişi vardı. Dizlerim titredi. —Kim? Adam cevap vermedi. Sadece bana baktı. Ve yavaşça söyledi: —Baban da buradaydı. Dünya durdu. —Bu… mümkün değil. Babam yıllar önce öldü. —Hayır —dedi adam sertçe—. Sana öyle söylendi. Elim titremeye başladı. —Peki gerçek ne? Adam bir adım yaklaştı. —Gerçek… o kutunun içinde. Bakışlarım kutuya indi. Paslı kilit. Eski ahşap. Dedemin baş harfleri. Yavaşça açtım. Kilidin sesi mağarada yankılandı. Kapak gıcırdayarak açıldı. İçinde… Eski bir defter. Bir tomar para. Ve bir fotoğraf. Fotoğrafı aldım. Ellerim titriyordu. Fotoğrafta üç kişi vardı. Dedem. Genç bir adam… Ve… Babam. Ama en korkuncu o değildi. Fotoğrafın arkasında tek bir cümle yazıyordu: “Bizi ele veren kendi kanımızdı.” Nefesim kesildi. —Bu ne demek? —fısıldadım. Adam gözlerini kapattı. —Bu… ihanet demek. Başımı kaldırdım. —Kim? Adam bana baktı. Uzun… ağır bir sessizlikten sonra: —Annen. Sanki biri göğsümü parçaladı. —Yalan söylüyorsun. —Keşke öyle olsaydı. Geri çekildim. Başımı salladım. —Hayır… o… o bunu yapmazdı. Adam cebinden eski bir kâğıt çıkardı. Bana uzattı. Titreyerek aldım. Bu… bir satış belgesiydi. Evimizin. Ama altında başka bir şey vardı. Bir imza. “Elvira Demir” Ve altında küçük bir not: “Anlaşma tamamlandı. Sessizlik karşılığında ödeme alındı.” Gözlerim karardı. —O gece… —dedi adam— annen yerini söyledi. Deden ve baban yakalandı. Ama bir şey ters gitti. —Ne? Adam yavaşça konuştu: —Deden sakladığı şeyi vermedi. Kutuyu işaret etti. —Bu yüzden… ikisi de ortadan kayboldu. Sessizlik çöktü. Her şey… bir anda anlam kazandı. Annemin evi satması. Beni beklememesi. Herkesin uzaklaşması. Ben… sadece geride kalan fazlalıktım. Gözlerim doldu. Ama bu sefer… ağlamadım. Kutunun içindeki paraya baktım. Deftere. Sonra adama. —Sen kimsin? Adam derin bir nefes aldı. —O gece oradaydım. Kalbim duracak gibi oldu. —Sen… —Ben kaçtım —dedi—. Ama yıllardır bunu bekliyordum. Birinin geri dönmesini. Sessizlik. Sonra yavaşça başımı salladım. Artık korkmuyordum. Artık yalnız da değildim. Çünkü gerçek… en azından artık benimdi. Kutuyu kapattım. Ayağa kalktım. —Bu benim —dedim sakin ama kesin bir sesle. Adam bana baktı. Sonra hafifçe başını eğdi. —Evet… artık senin. Mağaranın dışına çıktım. Güneş tepelerin üzerinden yükseliyordu. Aşağıda kasaba görünüyordu. Aynı kasaba. Aynı insanlar. Ama ben… artık aynı değildim. Artık evsiz değildim. Çünkü bir yerim vardı. Gerçek. Ve o gerçek… beni yeniden inşa edecekti. Arkamda mağara kaldı. Ama bu kez… kaçan ben değildim. Başlayan bendim. O gün kasabaya geri indim. Ve yıllar sonra ilk kez… insanlar bakışlarını kaçırdı. Çünkü artık ben… geçmişinden kaçan kadın değildim. Gerçeği bilen kadındım. Ve bu kez… kimse beni susturamayacaktı.
