- Gümüştepe Devlet Hastanesi’nin acil servisindeki soğuk floresan ışıklarının altında otururken zaman sanki durmuştu. Ellerimi o kadar sıkı kenetlemiştim ki eklem yerlerim bembeyaz kesilmişti. Telefonum durmaksızın çalıyor, eşim Aylin’in ismi ekranda yanıp sönüyordu. Ancak Aylin hastaneye gelmek yerine, babasının Yeşilyurt’taki malikanesinde beklemeyi tercih etmişti. Yaşlı komşumuzun söylediğine göre, henüz sekiz yaşındaki oğlum Burak, ayağında tek bir ayakkabıyla, kulağından akan kanlar içinde sokakta tek başına sürülenip yardım ararken Aylin olay yerinde bile yoktu. Doktorlar Burak’ın şiddetli bir kafa travması geçirdiğini, beynindeki ödemi kontrol altında tutmak için taramaların sürdüğünü belirttiler. Beyaz perdenin arkasına geçtiğimde, o minik bedenini hastane yatağında öyle çaresiz görmek göğsümü daralttı. Yüzünün sağ tarafı morarmış, alnı soğuk terlerle kaplanmıştı.
- “Baba…” dedi titrek bir sesle. “Çok hızlı koşmaya çalıştım ama yakaladılar. Dedem çok kızgındı. Murat ve Koray amcam kollarımdan ve bacaklarımdan tuttu. Dedem kafamı beton zemine vurdu ve ‘Baban seni kurtarmaya gelemez’ diye bağırdı.” O an içimde yıllardır uyuyan bir fırtına uyandı. Geçmişte, devletin özel görevlerinde en tehlikeli anlarda bile soğukkanlılığımı korumayı öğrenmiş bir adamdım. Ancak üç yetişkin adamın minik bir çocuğa acımasızca saldırdığını duymak, içimdeki koru dev bir yangına dönüştürdü. Öfkeni bastırarak koridora çıktım. Standart polis prosedürlerinin saatlerce sürecek kırtasiye işleriyle zaman kaybettireceğini biliyordum. Yıllardır aramadığım şifreli bir numarayı tuşladım. Eski operasyon ekibime ulaştım: “Bir hedef değil, bir suç mahalli koruması istiyorum. Yeşilyurt’taki malikanedeki tüm kamera kayıtlarını, delilleri ve izleri kanıtlanabilir şekilde güvenceye alın.” Gerçeklerin Yüzüne Vuran Masumiyet Kısa süre sonra hastaneye gelen polisler ve sosyal hizmet uzmanları güvenlik önlemlerini artırdı. Tam o sırada Aylin, timsah gözyaşlarıyla asansörden indi. Suçluluk hissini öfkeyle kapatmaya çalışarak bana bağırmaya başladı. “Ona ne olduğunu bilmiyordum, babam sadece düştüğünü söyledi!” diye savunmaya geçti. Ancak gözlerindeki kaçamak bakışlar, gerçeği sakladığını açıkça ortaya koyuyordu. Güneş doğarken eski ekibim ihtiyacım olan tüm delilleri toplamıştı. Karşı sokaktaki bir peyzaj aracının araç içi kamerası, dehşet anlarını saniye saniye kaydetmişti. İki amcanın çocuğu sabitlediği, dede Suat Bey’in ise acımasızca saldırdığı net bir şekilde görülüyordu. Bu görüntüler mahkeme salonunda izletildiğinde, Aylin’in tüm yalanları birer birer çöktü. İşin arkasındaki asıl kirli plan ise kısa sürede ortaya çıktı. Suat Bey ve aile avukatları, Burak’ın adına kalan aile vakfı mirasından pay alabilmek için beni “vesayet hakkından mahrum bırakma” planı yapmışlardı. Çocuğu korkutarak ve beni kışkırtarak hukuki bir avantaj elde etmeyi hedefliyorlardı. Aylin ise bu planın bir parçası olmayı kabul etmiş, ancak olayın bu kadar canice bir boyuta ulaşacağını tahmin edememişti. Adaletin Tecellisi ve Yeni Bir Başlangıç Mahkeme günü geldiğinde, eski ekibimin topladığı sarsılmaz kanıtlar ve komşumuzun tanıklığı sayesinde adalet tecelli etti. Mahkeme yargıcı, çocuk üzerinde uygulanan bu sistemli şiddet ve maddi çıkar sağlama girişimini affetmedi. Dede Suat Bey, ağırlaştırılmış çocuk istismarı ve kasten yaralama suçlarından uzun süreli hapis cezasına çarptırıldı. Amcalar Murat ve Koray, suça iştirakten ceza aldılar. Aylin, velayet haklarından tamamen mahrum bırakılarak adli kontrol şartıyla gözetim altına alındı. Tüm bu süreç boyunca Burak’ın yanında durdum. Aile mirasının tamamını, hiçbir art niyetli akrabanın dokunamayacağı uluslararası bir çocuk sağlığı ve eğitim vakfına devrettim. Burak için önemli olan tek şey, güvende olduğunu bilmekti. Aylar süren psikolojik destek ve sevgi dolu bir bakımın ardından Burak, yaşadığı travmanın izlerini yavaş yavaş silmeye başladı. Bir öğleden sonra, Yeşilyurt’taki eski evden getirdiğimiz mavi bisikletine baktı ve gülümseyerek: “Baba, bu bisikleti yeniden boyayabilir miyiz?” diye sordu. “Hangi renge boyamak istersin oğlum?” dedim. “Parlak sarıya,” dedi neşeyle. “Çünkü sarı renk, yeni başlayan güzel bir sabahı hatırlatıyor.” O gün bahçede bisikleti birlikte sarıya boyarken, geçmişin karanlık gölgelerinin tamamen geride kaldığını ve Burak ile birlikte yepyeni, aydınlık bir güne uyandığımızı hissettim.

