DOLAR
Alış: 48.57
Satış: 48.77
EURO
Alış: 55.75
Satış: 55.98
GBP
Alış: 64.80
Satış: 65.29
ANKARA
ADANA
ADIYAMAN
AFYON
AĞRI
AKSARAY
AMASYA
ANKARA
ANTALYA
ARDAHAN
ARTVİN
AYDIN
BALIKESİR
BARTIN
BATMAN
BAYBURT
BİLECİK
BİNGÖL
BİTLİS
BOLU
BURDUR
BURSA
ÇANAKKALE
ÇANKIRI
ÇORUM
DENİZLİ
DİYARBAKIR
DÜZCE
EDİRNE
ELAZIĞ
ERZİNCAN
ERZURUM
ESKİŞEHİR
GAZİANTEP
GİRESUN
GÜMÜŞHANE
HAKKARİ
HATAY
IĞDIR
ISPARTA
İSTANBUL
İZMİR
KAHRAMANMARAŞ
KARABÜK
KARAMAN
KARS
KASTAMONU
KAYSERİ
KIRIKKALE
KIRKLARELİ
KIRŞEHİR
KİLİS
KOCAELİ
KONYA
KÜTAHYA
MALATYA
MANİSA
MARDİN
MERSİN
MUĞLA
MUŞ
NEVŞEHİR
NİĞDE
ORDU
OSMANİYE
RİZE
SAKARYA
SAMSUN
SİİRT
SİNOP
SİVAS
ŞANLIURFA
ŞIRNAK
TEKİRDAĞ
TOKAT
TRABZON
TUNCELİ
UŞAK
VAN
YALOVA
YOZGAT
ZONGULDAK
Ana Sayfa
Foto Galeri
18.09.2026
EVSİZ BİR ADAM ELİNDE, “BENİMLE EVLEN. YAŞAMAK İÇİN SADECE BİR AYIM KALDI,” YAZAN BİR PANKART TUTUYORDU — ONA ACIYIP KABUL ETTİM
- “Fakat ilk birkaç cümleyi okuduğum anda ellerim titremeye başladı.” Mektubun başında şöyle yazıyordu: “Derya, sana anlattığım hayatın büyük kısmı doğruydu. Sokakta yaşadım, hastaydım ve gerçekten fazla vaktim kalmamıştı. Ama senin bilmediğin bir şey var. Ben o metro girişine tesadüfen oturmadım. Seni bulmak için oradaydım.” Bir an nefes alamadım. Satırları tekrar okudum. Sonra bir kez daha. İki yıldır her sabah kahve götürdüğüm, bazen yanına oturup dertleştiğim adamın beni önceden tanıdığını söylüyordu. Mektuba devam ettim. “Babanın adı Selçuk’tu. Bunu biliyorsun. Ama onun yıllar önce yanında çalışan şoförün adını muhtemelen hiç duymadın. O adam bendim.” Sandalyemin arkalığına yaslandım. Babam ben on iki yaşındayken bir trafik kazasında hayatını kaybetmişti. Annem o günden sonra babamdan neredeyse hiç söz etmemişti. Bana yalnızca şirket işleri nedeniyle çok seyahat ettiğini ve kazanın da şehir dışındaki bir toplantı dönüşünde meydana geldiğini anlatmıştı. Cevdet ise başka bir şey söylüyordu. “Baban öldüğü gece direksiyonda ben yoktum, Derya. Ama herkes öyle sandı. Daha doğrusu herkesin öyle sanması sağlandı.” Kalbim göğsümün içinde sertçe çarpmaya başladı. Mektubun arasından küçük, sararmış bir gazete kupürü düştü. Başlıkta babamın adı vardı. İş insanı Selçuk Armağan trafik kazasında hayatını kaybetti. Altında ise küçücük bir satır dikkatimi çekti. Araçta bulunan şoför olay yerinden kaçtı. O şoför Cevdet’ti. Mektupta, babamın ölmeden kısa süre önce şirket ortağı olan eniştem Orhan’la büyük bir tartışma yaşadığı yazıyordu. Babam bazı hesaplarda ciddi usulsüzlükler fark etmişti. Paravan şirketlere gönderilen paralar, sahte faturalar ve kaybolan milyonlar… O gece babam delilleri savcılığa götürmeye karar vermişti. Cevdet onu arabayla götürecekti. Ancak garajdan çıkmalarından birkaç dakika önce babamın telefonuna bir mesaj gelmişti. Babam aracı kendisinin kullanacağını söylemiş ve Cevdet’i eve göndermişti. “Ben itiraz ettim,” diye yazmıştı Cevdet. “Ama beni dinlemedi. Sonra arkasından başka bir aracın çıktığını gördüm. İçinde Orhan’ın adamlarından biri vardı.” Ellerim buz kesmişti
- Mektubun devamındaki satır beni daha da sarstı. “Babanın kazası kaza değildi.” Ayağa kalktım. Mutfakta birkaç adım attım ama dizlerim titriyordu. Annemin yıllardır neden Orhan eniştemle aynı masaya oturmadığını şimdi anlıyordum. Aile toplantılarında onun adı geçtiğinde yüzünün neden gerildiğini, neden bana babamın şirketinden kalan hisseleri sattırmak için sürekli baskı yaptığını da… Cevdet her şeyi görmüştü. Ama korkmuştu. Orhan’ın adamları onu bulmuş, susturmuş ve suçu üzerine yıkmakla tehdit etmişti. Cevdet kaçmıştı. Yıllarca başka şehirlerde yaşamış, sahte isimler kullanmış, işten işe sürüklenmişti. Sonra hastalandığında kaçmaktan vazgeçmişti. “Ölmeden önce yaptığım en büyük korkaklığı düzeltmek istedim,” diyordu mektubunda. Ama asıl şaşkınlığı son sayfada yaşadım. “Seninle evlenmemin nedeni yalnızca cenazemi sahiplenecek birinin olması değildi.” Mektubu elimden düşürecek gibi oldum. Devam ettim. “Baban bana bir emanet bırakmıştı. Eğer başına bir şey gelirse, bunu yalnızca sana vermemi istemişti. Fakat emaneti sana teslim edebilmem için hukuken aileden biri olmam gerekiyordu. Çünkü yıllar önce açılan kasanın erişim belgesinde bu şart vardı.” Zarfın dibinde küçük, pirinç renkli bir anahtar buldum. Yanında bir banka adı ve kasa numarası yazılıydı. Ertesi sabah erkenden bankaya gittim. Görevli evlilik belgesini ve Cevdet’in ölüm belgesini inceledikten sonra beni alt kata götürdü. Dar koridorun sonunda küçük bir odaya girdik. Görevli kasayı önüme koyup dışarı çıktı. Anahtarı çevirdiğimde ellerim titriyordu. Kutunun içinde para yoktu. Mücevher yoktu. Sadece eski bir ses kayıt cihazı, birkaç dosya ve babamın el yazısıyla yazılmış bir mektup vardı. İlk olarak kayıt cihazını açtım. Babamın sesini duyduğum an gözlerim doldu. On iki yaşımdan beri duymadığım o sesi hemen tanımıştım. “Derya,” diyordu, “eğer bunu dinliyorsan, büyük ihtimalle sana kendim anlatamadım.” Kayıtta babam, Orhan’ın şirketten para kaçırdığını tek tek anlatıyordu. Banka hesaplarını, şirket isimlerini ve tarihleri söylüyordu. En sonunda ise Cevdet’ten bahsetti. “Cevdet’e güvenebilirsin. Başına ne gelirse gelsin, seni korumaya çalışacaktır.” Ağlamaya başladım. O anda anladım. Cevdet iki yıl boyunca metro girişinde yalnızca beni izlememişti. Benim iyi olup olmadığımı kontrol etmişti. Belki konuşmaya cesaret edememişti. Belki geçmişte yaptığı korkaklığın utancıyla yanımda sadece sessizce oturabilmişti. Dosyaları savcılığa teslim ettim. Aylar süren soruşturmanın ardından Orhan hakkında şirket varlıklarını zimmete geçirme, belge sahteciliği ve babamın ölümüyle bağlantılı başka suçlamalar nedeniyle dava açıldı. Annem ise gerçeği öğrendiğinde saatlerce ağladı. “Cevdet’i tanıyordum,” dedi sonunda. “Baban ona çok güvenirdi.” “Peki neden bana hiç söylemedin?” Annem gözlerini yere indirdi. “Çünkü seni koruduğumu sanıyordum.” O gece uzun süre Cevdet’in mezarının başında oturdum. Yanımda her sabah ona aldığım sade kahveden vardı. Bardağı mezar taşının yanına bıraktım. “Beni gerçekten kandırdın,” dedim gülümseyerek. Sonra gözlerim doldu. “Ama sonunda sözünü tuttun.” Ayağa kalkmadan önce mektubunun son cümlesini bir kez daha hatırladım. “Bazen bir insanın ailesi olmak için onunla aynı kanı taşımak gerekmez. Bazen tek gereken, o insanın gerçeğini taşımaya cesaret etmektir.” Cevdet hayatımda yalnızca üç hafta boyunca kocam olmuştu. Ama gerçeği ortaya çıkararak bana, yıllardır kayıp olan babamı bir kez daha geri vermişti. Ve ben o gün mezarlıktan ayrılırken ilk kez onun neden evlenmek istediğini gerçekten anladım. Cevdet ölmeden önce bir aileye sahip olmak istememişti. Aslında yıllar önce kaybettiği aileye son kez borcunu ödemek istemişti.
Benzer Galeriler
-
7 Yıllık Kocamın Anneme Attığı Tokatla Başlayan Gece: Müşterek Hesaptaki Büyük İhanet
-
Yağmur Altında Saatlerce Bekleyen Küçük Kızın Düşürdüğüm Cüzdanla Değiştirdiği Hayatım
-
17 Yıl Adliyede Temizlik Yapan Adamın Gizli Kimliği: Oğluna Dokunan Güçlü Müdürün Hazin Sonu
-
EVSİZ BİR ADAM ELİNDE, “BENİMLE EVLEN. YAŞAMAK İÇİN SADECE BİR AYIM KALDI,” YAZAN BİR PANKART TUTUYORDU — ONA ACIYIP KABUL ETTİM
-
KÜÇÜK KIZIMLA SOKAKTA KALMAMAK İÇİN 72 YAŞINDAKİ ZENGİN PATRONUMUMLA EVLENDİM
-
ANNEM NİŞAN YEMEĞİME, DOLABINDAKİ EN ESKİ VE YIPRANMIŞ ELBİSEYLE GELDİ.


