DOLAR
Alış: 49.07
Satış: 49.27
EURO
Alış: 54.95
Satış: 55.17
GBP
Alış: 64.82
Satış: 65.30
Evlendiğim gece karım bana adet olduğunu söyledi.
“Çünkü o kadının sol elini sana asla göstermemesi gerekiyordu.”
Nihat dayım bu sözleri söyledikten sonra avucundaki eski anahtarı bana uzattı.
Tam nedenini soracaktım ki beni susturdu.
Sonra çiftlik evinin arka tarafındaki, çocukluğumdan beri kilitli duran eski taş odayı işaret etti.
— Cevabı gerçekten öğrenmek istiyorsan önce o kapıyı açman gerekiyor.
Anahtarı elime bıraktığında parmaklarının titrediğini fark ettim.
Ardından kulağıma eğilip öyle bir cümle söyledi ki o anda babamın odasında gördüğüm kadının Ceyda olmamasını dilemeye başladım.
— O yüzük annenindi.
Bir süre nefes alamadım.
Dayımın yüzüne baktım.
— Ne dedin?
— Sol elde gördüğün yüzük… annenin yüzüğüydü.
— Annem dört yıl önce öldü.
— Biliyorum.
— O zaman bana ne anlatmaya çalışıyorsun?
Nihat dayım cevap vermedi.
Sadece taş odaya bakmaya devam etti.
Sinirle kolundan tuttum.
— Dayı, yeter artık! Dün gece babamın odasında bir kadın gördüm. Karıma benziyordu. Parmağında düğün yüzüğüne benzeyen bir yüzük vardı. Şimdi bana annemin yüzüğü olduğunu söylüyorsun. Açık açık konuş.
Dayım başını eğdi.
— O oda açılınca anlayacaksın.
Birlikte çiftlik evinin arkasına yürüdük.
Taş oda çocukluğum boyunca yasaklı bir yer olmuştu.
Babam bana oranın eski tarım aletleriyle dolu olduğunu söylerdi. Kapısına yaklaşmamı bile istemezdi.
Anahtarı kilide soktum.
İlk denemede dönmedi.
İkinci kez bastırdığımda paslı mekanizma sert bir sesle açıldı.
Kapıyı ittim.
İçeri ağır bir rutubet kokusu yayıldı.
Ama ortada ne saban vardı ne de eski motor parçaları.
Duvar boyunca raflar uzanıyordu.
Kutular.
Dosyalar.
Eski fotoğraf albümleri.
Bir köşede anneme ait olduğunu hemen tanıdığım ahşap sandık duruyordu.
Üzerinde adı yazılıydı.
“Meral.”
Dizlerimin bağı çözüldü.
Sandığın kapağını kaldırdım.
İçinde annemin şalları, eski mektupları ve fotoğrafları vardı.
En üstte küçük kırmızı bir kutu duruyordu.
Kutuyu açtım.
Boştu.
Ama içindeki kadife yüzeyde bir yüzüğün yıllarca durmuş olduğu belliydi.
Nihat dayı arkamda konuştu.
— Ablam ölmeden iki ay önce o yüzüğü bana verdi. “Bir gün Barış’ın bilmesi gerekirse ona göster,” dedi.
Başımı çevirdim.
— Neyin bilmesi gerekirse?
Dayım raftan bir dosya aldı.
Dosyanın içinden eski bir fotoğraf çıkardı.
Fotoğraf yaklaşık otuz yıl öncesine aitti.
Babam gençti.
Yanında annem vardı.
Ama yanlarında üçüncü bir kadın daha duruyordu.
Fotoğrafı elime aldığım anda boğazım düğümlendi.
Kadının yüzü Ceyda’ya inanılmaz derecede benziyordu.
Aynı gözler.
Aynı çene.
Aynı saç yapısı.
— Bu kim?
— Adı Sevil.
— Kim Sevil?
Dayım uzun süre sustu.
Sonra:
— Ceyda’nın annesi.
Elimdeki fotoğraf titredi.
— Ceyda’nın annesini hiç görmedim. Küçükken öldüğünü söyledi.
— Ölmedi.
Başımı kaldırdım.
— Ne?
— Yaşıyor.
O an taş odanın içi daralmış gibi hissettim.
— Dün gece babamın odasındaki kadın…
Üsteki Resimden Diğer Sayfaya Geçiş Yaparak Haberin Devamını Okuyabilirsiniz.
Diğer Galeriler
-
flaş isim istifa etti
-
Yerine geçecek
-
Fon krizinde adı geçen
-
Kötü haber geldi
-
“19 yaşındayken anne babası ve öz kardeşi, hamile kızlarını evden kovdu. Erkek arkadaşı da onu ve çocuğu terk etti.
-
Kocam iki kolumu da kırıp beni 31. kattaki korkuluğa doğru eğdi ve kulağıma fısıldadı: “İmzala, her şey bitecek.”7 yaşındaki kızımız tüm bunları sessizce izliyordu.
