- Beş yıl önce, kavurucu bir yaz öğleden sonrasında, eşim Kaan ve kardeşleri beni Kapadokya yakınlarında ıssız bir benzinliğin önünde bırakıp kahkahalarla uzaklaştılar. “Kaan, dur! Bu komik değil!” diye bağırarak aracın peşinden koştum. Kaan direksiyonun başındaydı. Kardeşleri Burak ve Çağrı ise camlardan sarkmış, ellerindeki telefonlarla korkumu kaydediyorlardı. “Bol şans, Leyla!” diye bağırdı Çağrı. “Üç yüz kilometre sonra görüşürüz!” Araç gözden kayboldu. İlk birkaç dakika geri döneceklerini düşündüm. Bunun yine kötü bir şaka olduğuna inanmak istedim. Ancak yol boş kaldı. Çantam, cüzdanım ve telefonum da araçtaydı. Kaan bana enerji içeceği almamı söylemiş, ben de sadece birkaç dakika süreceğini düşündüğüm için hiçbir şeyimi yanıma almamıştım. Benzinliğin görevlisinden telefon istedim. Arkadaki ankesörlü telefonun bozuk olduğunu söyledi ve eşimin muhtemelen geri döneceğini belirtti. Gölgeye oturup beklerken yıllardır görmezden geldiğim gerçeği kabul ettim. Bu, ilk değildi. Kaan ve kardeşleri daha önce önemli bir iş görüşmemden önce anahtarlarımı saklamış, evimizin kapısına sahte tahliye belgesi asmış, kıyafetlerimi mahvetmiş ve korktuğum anları kayda almışlardı. Her seferinde bana mizah anlayışım olmadığını söylüyorlardı. Kaan’ın annesi ise böyle neşeli bir aileye katıldığım için minnettar olmam gerektiğini savunuyordu. O gün anladım ki onların yanında kendim olmaktan çıkmıştım. Tam o sırada montumun cebinde eski bir telefon buldum. Kaan sabah onu bana vermişti. Ekranda tek bir mesaj vardı: “Sinirlenme. Kanal için şaka yaptık. Sonra döneceğiz.” Kardeşleri internette şaka videoları çekiyordu. Kaan da onların onayını kazanmak için beni eğlence malzemesine çevirmişti. Telefon kapanmadan önce kararımı verdim. Beklemeyecektim. Bir süre sonra benzinliğe iki çocuklu bir kadın geldi. Adı Meryem’di. Kuzeye gittiğini söyleyince beni yanına aldı. Yol boyunca hiçbir şeyi açıklamam için zorlamadı. Bana su, sandviç, on dolar ve telefon şarj cihazı verdi. “Yalnız kalmak korkutucu diye geri dönme,” dedi. “Ben bir zamanlar çok geç kaldım.” Otogara ulaştığımda teyzem Melek’e e-posta gönderdim. Kaan, onun beni kontrol etmeye çalıştığını söyleyerek yıllar önce aramızı bozmuştu. “Yanında kalabilir miyim? Gidecek yerim yok.” Cevabı hemen geldi: “Anahtar paspasın altında. Her zaman evine dönebilirsin.” Tek yönlü bilet aldım ve on dört saat sonra Çanakkale’deki küçük bir sahil kasabasına ulaştım. Teyzem beni eski kamyonetinin yanında bekliyordu. Hiç soru sormadan sarıldı. İki gün uyudum.
- Uyandığımda masada kahvaltı, üç yüz dolar ve bir adres vardı. Teyzemin arkadaşı Meral, çarşıdaki küçük lokantasına yardımcı arıyordu. Böylece eski soyadımı kullanarak yeni bir hayata başladım. Lokanta eskiydi ama huzurluydu. Kimse benimle alay etmiyor, emeğime saygı duyuyordu. Geceleri teyzemin verandasında denizi izliyor, yıllar sonra ilk kez rahat uyuyordum. Altı hafta sonra yaralı bir adam lokantaya girip yere yığıldı. Adının Gökhan olduğunu söyledi. Yaraya temiz bezlerle bastırıp ambulans çağırdım. Üç gün sonra teşekkür etmek için geri geldi. Gökhan zamanla lokantanın müdavimi oldu. Geçmişimizi sorgulamadan birbirimize alıştık. Bir süre sonra onun eski bir polis olduğunu öğrendim. Görev yaptığı sırada yolsuzlukları ortaya çıkarmış, ancak suç delilleri kendi üzerine çevrilmişti. Kariyerini kaybetmiş ve susturulmak istenmişti. “Ben artık kaçmıyorum,” dedi bir gün. “Sen hâlâ kaçıyor musun?” O anda gerçeği fark ettim. Ben artık Kaan’dan saklanmıyordum. Kendime ait yeni bir hayat kuruyordum. Gökhan bana hiçbir zaman ne yapmam gerektiğini söylemedi. Evdeki kilitleri yeniledi, güvenlik ışıkları taktı ama kararları her zaman bana bıraktı. Teyzem onun için, “Önünde yürümüyor, yanında duruyor,” diyordu. Beş yıl sonra Kaan bizi buldu. Kapıda durduğunda eski korkum geri geldi. Daha zayıf ve yorgun görünüyordu. Beni bulmak için özel araştırmacı tuttuğunu söyledi. Burak ve Çağrı, yıllar önceki benzinlik olayını bir programda anlatmışlardı. Ancak insanların tepkisi bekledikleri gibi olmamıştı. İzleyiciler yapılanı şaka değil, psikolojik eziyet olarak görmüştü. Kanal sponsorlarını kaybetmiş, Kaan işinden olmuştu. Kaan özür diledi. “Senin yardım isteyip bana döneceğini sanmıştım,” dedi. “Ortadan kaybolunca bensiz daha güvende olduğunu anladım.” Sonra kardeşlerinin başka bir kadını ofiste kilitleyip korkusunu kaydettiğini anlattı. Savcılık bunun bir alışkanlık olduğunu kanıtlamak için benim de ifade vermemi istiyordu. Dört ay sonra mahkemede yaşadıklarımı anlattım. Issız yolu, sıcaklığı, çaresizliği ve sevdiğini söyleyen insanların korkuyu eğlenceye dönüştürmesini tek tek açıkladım. “Onlar sonrasını kaydetmiyor,” dedim. “Geceleri görülen kâbusları, kaybolan güveni göstermiyorlar. Buna içerik diyorlar. Ben ise komedi kılığına sokulmuş acımasızlık diyorum.” Salonda derin bir sessizlik oluştu. Burak ve Çağrı suçlu bulundu. Para cezası, kamu hizmeti ve denetimli serbestlik aldılar. Kanalları kapandı, destekçileri onları terk etti. Mahkeme çıkışında Kaan bana kendisinden nefret edip etmediğimi sordu. “Hayır,” dedim. “Sadece artık sana ait değilim.” Gökhan’la birlikte yürürken yıllardır taşıdığım yükün hafiflediğini hissettim. Altı ay sonra küçük bir ev aldık. Tapuda ikimizin de adı vardı. Çünkü gerçek ortaklıkta kimsenin görünmez olması gerekmezdi. Teyzem de bizimle yaşamaya başladı. Gökhan’la güvenlik danışmanlığı işi kurduk. Yıllar sonra Kaan son kez mesaj attı. Yeniden evlendiğini ve kardeşleriyle arasına sınır koymayı öğrendiğini söyledi. Onun adına sevindim. Çünkü iyileşmek, birinin değişimini izlemek zorunda kalmadan onun daha iyi biri olmasını dileyebilmekti. O benzinliği hâlâ hatırlıyorum. Bir zamanlar hayatımın en kötü günü sandığım o gün, aslında yeni hayatımın başladığı gündü. Onlar beni geride bıraktıklarını düşündüler. Gerçekte ise onları geride bırakan bendim. SON

