Antalya Kemer Suluda Ada Tur Adalar Turu Gemi Turu Turlar Setur Gezi Turları

Çiftçi bir dul, nehirde İPlerle bağlı genç bir kızı AZGIN SUYA DÜŞMEK ÜZEREYKEN gördü… » T.C. Haber T.C. Haber
Ana Sayfa 26.04.2026

Çiftçi bir dul, nehirde İPlerle bağlı genç bir kızı AZGIN SUYA DÜŞMEK ÜZEREYKEN gördü…

1 / 2

Yağmur, mağaranın girişine öyle bir vuruyordu ki, sanki gökyüzü bizimle ilgili tüm izleri silmek istiyordu.

Ben ise hâlâ tam olarak kendime gelememiştim.

Elif geri döndüğünde sırılsıklamdı; ellerinde ağaç kabukları ve bitkiler vardı.

—Bulabildiklerimi getirdim —dedi, yanıma diz çökerek—. Bu yakacak… ama iyileştirir.

Cevap veremedim. Gücüm yoktu.

Kıyafetimden bir parça daha yırttı ve kolumdaki yarayı temizlemeye başladı. Bitki karışımı derime değdiği anda, acı bütün bedenime yayıldı.

Dişlerimi sıktım.

Bağırmadım.

Zayıf görünmek istemiyordum.

Ama o zaten fark etti.

—Güçlü olmak zorunda değilsin —diye mırıldandı—. Zaten elinden geleni yaptın.

Bu cümle… beni, dün gecenin tüm darbelerinden daha fazla sarstı.

Çünkü içten içe biliyordum.

Yetmemişti.

Henüz değil.

Saatlerce orada kaldık.

Fırtına yavaş yavaş çekildi ama tehlike bitmedi.

Dışarıdan gelen her ses nefesimizi tutmamıza neden oluyordu.

Her dal kıpırtısı, sanki bizi bulmuşlar gibi hissettiriyordu.

Ama gelmediler.

O gün değil.

Yağmur ince bir çiseleğe dönünce Elif konuştu:

—Gün tamamen aydınlanmadan buradan gitmeliyiz.

Başımı salladım.

Haklıydı.

Atın izini bulurlarsa… zamanımız kalmazdı.

Mağaradan dikkatlice çıktık.

Şimşek hâlâ oradaydı, sırılsıklam ama dimdikti. Yanına gittiğimde başını omzuma dayadı. Sanki eskisi gibi olmadığımı anlamış gibiydi.

—Bir kez daha, eski dostum —diye fısıldadım.

Yeniden yola çıktık.

İlk gün en zoru değildi… en sessiziydi.

Ve bu sessizlik daha kötüydü.

Elif sürekli arkasına bakıyordu.

Ben de öyle.

İkimiz de aynı şeyi biliyorduk:

Bizi arıyorlardı.

Ana yollardan uzak, dar patikalardan ilerledik. Az yiyeceğimiz vardı. Küçük derelerden su içtik. Sırayla uyuduk.

Ama gerçek anlamda dinlenmedik.

Gece, kuru bir ağacın yanında Elif ilk kez sessizliği bozdu:

—Hasan… neden kaldın?

Uzun süre cevap vermedim.

Ateşe baktım.

—Bir kere daha gittim —dedim sonunda—. Her şeyi kaybettim.

Başka bir şey sormadı.

Ama anladı.

İkinci gün… neredeyse yakalanıyorduk.

Uzakta motor sesleri duyduk.

Sesler.

Bağırışlar.

Köpek havlamaları.

Elif gerildi.

Ben de.

Atı durdurduk ve çalılıklara girdik.

Kıpırdamadan bekledik.

Kalbim o kadar hızlı atıyordu ki, bizi ele verecek sandım.

Sesler yaklaştı.

Çok yaklaştı.

—Uzak olamazlar —dedi bir ses.

—O yaşlı adam fazla dayanamaz —diye cevap verdi diğeri—. Kız da öyle.

Elif elimi sıktı.

Ama korkudan değil.

Kararlılıktan.

O an anladım:

Artık o, nehirde bulduğum o çaresiz kız değildi.

Artık savaşıyordu.

Üçüncü gün bedenim pes etmeye başladı.

Nefes almak bile acı veriyordu.

Bir anda attan düştüm.

Elif hemen indi.

—Böyle devam edemezsin —dedi—. Bayılacaksın.

—Devam edebilirim —dedim, ama kendime bile inanmıyordum.

Kalkmaya çalıştım… ama yapamadım.

O an unutamayacağım bir şey oldu.

Elif bana baktı ve dedi ki:

—Şimdi sıra bende.

Beni yeniden ata bindirdi.

Dizginleri eline aldı.

Ve Şimşek’i yönlendirmeye başladı.

Ölümün kıyısından çıkardığım o kız… şimdi beni kurtarıyordu.

Sakin.

Tereddütsüz.

O gece küçük bir köye ulaştık.

Nereden geldiğimizi söylemedik.

Detay vermedik.

Sadece su ve biraz dinlenme istedik.

Yaşlı bir kadın bize uzun uzun baktı.

Sonra sadece şunu söyledi:

—Girin.

Başka bir şey sormadı.

Bazen insanlar kelimesiz anlar.

Bize sıcak çorba verdi.

Yere uzanacak bir yer gösterdi.

Üsteki Resimden Diğer Sayfaya Geçiş Yaparak Haberin Devamını Okuyabilirsiniz.

1 / 2
Tema Tasarım |