- İcra kurulu başkanı (CEO) olarak şirketteki ilk günümde beni aşağılayan ilk kişi, kocamın sekreteri oldu. Yönetici asansörünün önünde durmuş, beni baştan aşağı süzdükten sonra değerimi çoktan biçmiş gibi küçümseyici bir edayla gülümsedi: “Temizlik personeli ve stajyerler servis asansörünü kullanır.” Bir an için şaka yaptığını sandım. Ancak arkasındaki çalışanların gözlerini yere devirdiğini görünce durumun ciddiyetini anladım. Üzerimde sade bej bir elbise ve alçak topuklu ayakkabılar vardı. Altı yıl boyunca yurt dışındaki büyük projeleri yönetmiş, şantiyelerde mühendis baretleriyle çalışmış biri olarak kıyafetin bir sınıf göstergesi sayıldığı bu holding kültürüne oldukça yabancıydım. “Ben temizlik görevlisi değilim,” dedim sakince. “O zaman stajyer olmalısın. Stajyerler de servis asansörünü kullanır.” Yakasındaki isimlikte yazıyordu: Cansu Tong – Genel Müdür Kaan’ın Başsekreteri. Kocamın odası. Kocamın sekreteri. Kaan ile on yıldır evliydim ama bu kadınla hiç karşılaşmamıştım. Yakındaki bir çalışan fısıldadı: “Lütfen servis asansörüne binin. Cansu Hanım hayatınızı cehenneme çevirebilir.” “O asansör 68. kata çıkıyor mu?” diye sordum. “Hayır, 63’te duruyor. Kalan 5 katı merdivenle çıkmak zorundayız.” Cansu kahkaha attı: “5 kat merdiven fazla geliyorsa bu şirkete ait değilsiniz demektir.” İçimde bir şeylerin buz kestiğini hissettim. Üç gün önce yönetim kurulu, şirket operasyonlarının tamamen bana devredilmesini oy birliğiyle kabul etmişti. Resmi duyuru saat tam 10:00’da yapılacaktı. Kocam Kaan döneceğimi biliyordu ama “toplantılara boğulduğunu” söyleyerek beni geçiştirmişti. Yönetim kurulunun bana “CEO” unvanını verdiğinden de, dönüştüğüm güçten de haberi yoktu.
- Asansöre doğru bir adım attım. Cansu önümü kesti: “Burası üst düzey yöneticiler için.” “Seni duydum,” dedim ve düğmeye bastım. Kapılar açıldığında içeri girdim, o da peşimden geldi. “Bittin sen,” dedi hırsla. “Öğleden önce stajını iptal ettireceğim.” O sırada bileğindeki saati fark ettim. Beyaz seramik, pırlanta taşlı ve özel üretim bir saat. Dünyada sadece 10 adet vardı. Bir ay önce Kaan’dan, annesinin doğum günü için bu özel saati almasını istemiş, İstanbul’da sözleşme imzalarken finansmanını ben sağlamıştım. Şimdi ise o saat, kocamın sekreteri Cansu’nun bileğindeydi. Cansu baktığımı görünce elini kaldırdı: “Beğendin mi? Genel Müdürümüz Kaan Bey hediye etti.” Zihnimde on yıllık evliliğim tek bir anda sarsıldı. Geç saatlere kadar süren toplantı sözleri, iş gezileri, balkonda fısıltıyla yapılan telefon konuşmaları… Tam o sırada toplantı salonunun kapısı açıldı. Kocam Kaan dışarı çıktı. Cansu’yu görünce yüzü yumuşadı: “Cansum, ne oldu? Kim canını sıktı senin?” Cansu beni gösterdi: “Şu yeni stajyer. Kuralları çiğnedi, bana saygısızlık yaptı. Hemen kovmalısın!” Kaan’ın gözleri bana kaydı. Ve olduğu yerde donakaldı. Yüzündeki tüm kan çekildi. Cansu onun sessizliğini öfke sanıp baskı yaparken, Kaan zoraki bir sesle mırıldandı: “O… benim karım.” Koridor bir anda buz kesti. Herkes şaşkınlık içindeydi. Kaan hemen Cansu’nun omuzuna dokunup “Bu bir yanlış anlaşılma” dedi. “Hangi kısmı yanlış anlaşılma?” diye sordum. “Çalışanları aşağılaması mı, yoksa annenin doğum günü için aldığımız saati kolunda taşıması mı?” Kaan panikle “Açıklayabilirim” dedi. Saat tam 10:00’da yönetim kurulu kararı tüm şirkete duyuruldu: Yeni CEO olarak göreve başladım. İlk talimatımla ayrımcı asansör kuralını kaldırdım. İkinci talimatımla ise son 5 yıla ait tüm finansal kayıtların ve harcama belgelerinin incelemeye alınmasını emrettim. Öğleye doğru denetim ekibi büyük usulsüzlüğü ortaya çıkardı: Şirketten Hayali Danışmanlık firmalarına 41 milyon dolar aktarılmıştı ve bu firmaların adresi Cansu’ya uzanıyordu. Cansu odama girdiğinde titriyordu: “Beni intikam için mi soruşturuyorsun?” Ağır bilançoyu önüne koydum: “Bu şirketler senin adresine kayıtlı. Kocamın metresi olmanın bedeli bu mu?” Cansu’nun gözleri büyüdü, yüzü dehşetle kaplandı ve hayatımın gidişatını değiştirecek o cümleyi fısıldadı: “Siz gerçekten hiçbir şey bilmiyorsunuz… Ben onun metresi değilim. Ben Kaan’ın öz kız kardeşiyim!”Duyduklarım karşısında donup kalmıştım. Cansu, Kaan’ın üvey kız kardeşiydi. Annesi Perihan Hanım henüz 19 yaşındayken bir kız çocuk dünyaya getirmiş, aile baskısıyla çocuk evlatlık verilmişti. Kaan bunu altı yıl önce öğrenmiş, Cansu’yu bulup şirket içinde gizlice yanına almıştı. Peki ama Kaan bu gerçeği öz annesinden neden saklamış ve 41 milyon dolarlık sahte şirketleri neden kardeşinin üzerine yapmıştı? Saat 14:00’te yönetim kurulu acil toplandı. Kaan avukatlarıyla içeri girdi ve soğukkanlılıkla konuştu: “Eşim duygusal kriz geçiriyor. Yetkisini aşarak şirketi zarara uğratacak sahte bir soruşturma başlattı.” Önüme bir dosya sürdü. Dosyada 41 milyon dolarlık usulsüz transferlerde benim dijital imzam görünüyordu! Kaan beni şirketi soymakla suçlayıp hakkımda suç duyurusunda bulunulmasını istedi. Beni CEO yapmayı desteklemesinin tek sebebi, tüm suçu üzerime yıkmak için zemin hazırlamakmış! Tam o sırada toplantı salonunun kapısı açıldı. İçeriye Kaan’ın annesi Perihan Hanım, holdingin baş hukuk müşaviri ve Cansu girdi. Perihan Hanım gözyaşları içinde Cansu’ya baktı: “Lian… Kızım…” Perihan Hanım, kaybettiği kızını teşhis etmişti. Ardından baş denetçi bilgisayarını açtı ve Kaan’ın maskesini tamamen düşürdü. İmzamın, Kaan’ın bilgisayarından klonlanan dijital sertifikalarla sahtelendiği kanıtlandı. Cansu’nun üzerindeki şirketler ise Kaan tarafından “maaş düzenlemesi” adı altında kardeşine imzalatılan belgelerden ibaretti. Kaan; hem karısını hem de öz kardeşini hapse attıracak, kendisi ise paralarla kaçacaktı! Kaan öfkeyle doğruldu: “İstediğinizi yapın! Şirketin kontrolü bende. Annemin sağlık raporu sayesinde oy hakkı bana geçti!” Perihan Hanım hafifçe gülümsedi ve çantasından bir evrak çıkardı: “O maddeli vasiyeti iptal ettirdim Kaan. Ve tüm hisse kontrolünü bu sabah itibarıyla gelinim Selin’e devrettim.” Kaan çıldırdı: “Bu benim doğuştan gelen hakkım!” Perihan Hanım’ın sesi salonu kapladı: “Hayır Kaan. Senin doğuştan gelen bir hakkın yok. Çünkü sen evlatlıksın. Benim tek biyolojik çocuğum Cansu!” Sessizlik odayı kapladı. Kaan’ın biyolojik mirasçı olmadığını bildiği için Cansu’yu annesinden sakladığı, öz kardeşini bir piyon gibi kullandığı ortaya çıktı. Biyolojik bir mirasçının varlığı, Kaan’ın servet üzerindeki tüm iddialarını yok ediyordu. Kaan sandalyesine çöktü. O sırada içeri giren polisler Kaan’ı kelepçeledi. Cansu cebinden küçük bir ses kayıt cihazı çıkardı: “Şirketi soyduğunu anladığımda polise ve yönetim kuruluna isimsiz ihbarı yapan bendim,” dedi. Kaan tutuklanarak götürüldü. Cansu’ya dönüp, “Şirketteki ayrımcı davranışların ve insanları ezmen affedilemez. Sen de işten çıkarıldın,” dedim. Cansu başını öne eğip kabul etti. Yaptığı kötülüklerin bedelini ödemeliydi ama en azından annesi Perihan Hanım ile helalleşme şansı bulmuştu. Altı ay sonra… Holdingdeki yönetici asansörü kuralı tamamen tarihe karıştı. Artık o asansörü her çalışan eşit şekilde kullanıyordu. Kaan dolandırıcılık ve kimlik hırsızlığından uzun süreli hapis cezası aldı. Boşanma davamız tek celsede bitti. O gün binadan çıkarken asansörün aynasındaki yansımama baktım. Altı ay önce o kapıdan kocasına güvenen sıradan bir kadın olarak girmiştim; şimdi ise kendi hakkını ve adaletini söke söke almış bir CEO olarak çıkıyordum. Kocam, asansörün benim yerimi öğreneceğim yer olduğunu sanmıştı. Oysa orası, kendi yerini kaybettiği yer olmuştu.

