DOLAR
Alış: 46.54
Satış: 46.72
EURO
Alış: 53.04
Satış: 53.26
GBP
Alış: 61.49
Satış: 61.94
Bir Direğe Bağladılar… Hırsızlıkla Suçlandı.
Amasya’nın Suluova ilçesine bağlı Yeniköy köyünün merkezinde, belediye binasının önünde demir bir direk vardı. Normalde köy bayramlarının duyuruları ve şenlik afişleri bu direğe asılırdı. O sabah ise direk ne bir kutlama ne de bir ilan taşıyordu. Bir kadını bağlıyordu.
Elif Yıldırım, kaba bir ip ile direğe bağlanmıştı. Bilekleri ipten kızarmış, hatta açılmıştı. Saçları dağınık, yüzü gözyaşlarıyla ıslanmış, kahverengi elbisesi toprak içinde kalmıştı. Saatlerdir oradaydı. Etrafında, bir zamanlar onunla selamlaşan, yaptığı gözlemeleri yiyen, adını çocukluğundan beri bilen insanlar vardı. Ama o gün hiçbiri onu bir insan gibi görmüyordu. Hepsi onu suçlu olarak görüyordu.
—Hırsız! —diye bağırdı ön sıradan bir kadın—. Zaten yalnız kaldı diye böyle oldu! Allah kötü kadınları cezalandırır!
—Önce kocası öldü, şimdi de hırsızlık yapıyor —diye tükürür gibi konuştu bir adam—. Böyle kadınlar hep uğursuzluk getirir.
Elif gözlerini kapattı. Sözler, iplerden daha çok acıtıyordu. İki yıl önce eşi Ramazan’ı bir trafik kazasında kaybetmişti. O günden sonra hasta annesiyle köyün kenarındaki kerpiç evde yaşamış, dikiş dikmiş, başkalarının işlerinde çalışmış, pazarda ev yemekleri satmıştı. Kimseye yük olmamıştı. Kimseyi rahatsız etmemişti. Sadece çalışmıştı.
Ama küçük bir köyde, yalnız bir kadın her zaman en kolay hedef olurdu.
O sabah onu, belediye başkanı Veli Karahan’ın evinden yüz bin liranın çalınmasıyla suçlamışlardı. Paranın bir kısmının Elif’in evindeki eski bir tencerenin içinde bulunduğu söylenmişti. Bunun oraya kim tarafından konduğunu kimse sorgulamadı. Elif “Ben almadım” dediğinde kimse dinlemedi. Belediye başkanının sarhoş yeğeni Kaan evini işaret edince herkes kararını vermişti.
—Ben çalmadım —diye tekrar etti Elif, sesi titreyerek—. Lütfen dinleyin. Dün gece Kaan’ın amcasının evinden çıktığını gördüm. O…
—Sus! —diye bağırdı Kaan, sahte bir öfkeyle—. Şimdi de suçu bana atıp kurtulmaya çalışıyor!
Kalabalık yeniden uğuldadı.
Elif başını eğdi. Evde yalnız kalan hasta annesini düşündü. Yatağından kalkamayan annesini… Yarım bıraktığı yemeği… Eğer onu götürürlerse annesinin açlıktan ölebileceğini düşündü.
Tam o sırada uzaktan bir siren sesi duyuldu.
Kalabalık hareketlendi. Köy meydanına bir jandarma aracı girdi. Kapısı açıldı ve üniforması düzgün, bakışları sert bir adam indi. Adı Murat Demir’di. Bölge jandarma komutanlığından yeni atanmıştı. Köye ilk gelişi olduğu için kimse onu tanımıyordu. Ama varlığı bile kalabalığın sesini düşürmeye yetti.
—Bunu kim onayladı? —diye sordu soğuk bir sesle, direğe bağlı kadına bakarak.
Belediye başkanı Veli Karahan hemen öne çıktı.
—Komutanım, tam zamanında geldiniz. Bu kadın evimden yüz bin lira çaldı. Deliller var. Kaçmasın diye bağladık.
Murat ona soğuk bir bakış attı.
—Halk ne zamandan beri mahkeme yerine geçiyor?
Veli Karahan yutkundu ama kendinden emin görünmeye çalıştı.
—Sadece adalete yardımcı olmak istedik.
Murat direğe doğru birkaç adım attı.
—Başını kaldır —diye emretti.
Elif titredi. İlk anda yapamadı. Utanıyordu. Ama sonunda başını kaldırdığında, dünya ikisi için de durdu.
Murat’ın nefesi kesildi.
—Elif…
Elif gözlerini büyüttü, sanki bir hayalet görmüş gibi.
—Murat…
Kalabalık ne olduğunu anlamadı. Onlar için sadece bir hırsızlıkla suçlanan kadın ve yeni gelen bir komutandı. Ama ikisinin arasında gömülmüş bir geçmiş vardı. Yıllar önce Elif, Murat’ın eşiydi. Birbirlerini genç, saf ve güçlü bir aşkla sevmişlerdi. Ama aile baskıları, araya giren dedikodular ve zamanında savunulamayan kırgınlıklar evliliklerini yıkmıştı. Boşanmışlardı. Elif başka bir hayat kurmaya zorlanmış, Murat ise kendini jandarmaya, disipline ve sertliğe vermişti.
Onu bir daha hiç böyle görmeyi düşünmemişti: bir direğe bağlanmış, aşağılanmış, bütün köyün önünde onuru çiğnenmiş halde.
—Çözün onu —dedi Murat.
Bir asker hemen ipleri kesti. Elif’in kolları serbest kalınca dizleri çözüldü. Murat onu tutmak için uzandı ama Elif utançla geri çekildi; ona dokunmaya bile hakkı yokmuş gibi.
—Komutanım —diye araya girdi Veli Karahan—. Bu kadın tehlikelidir. Hakkında söylentiler var…
Murat yavaşça ona döndü.
—Bir kelime daha “söylenti” dersen seni iftira ve görevi kötüye kullanmadan gözaltına alırım. Burada karar dedikoduyla değil, delille verilir.
Sessizlik, taş gibi meydene çöktü.
Murat, Elif’in komutanlığa götürülmesini emretti. Ama onu bir hücreye değil, sorgu odasına aldılar. Yol boyunca Elif tek kelime etmedi. Camdan dışarı bakıyor, boş bir bakışla sessizce oturuyordu. Murat onu dikiz aynasından izliyordu. İçinde eski bir acı, yeni bir öfkeyle karışıyordu. O yorgun yüz, bir zamanlar kapıda onu karanfillerle karşılayan kadının yüzüydü. Şimdi ise sanki yıllardır var olmak için izin bekleyen birinin yüzüydü.
Komutanlıkta Murat kapıyı kapattı ve ona su uzattı.
—İç.
Elif başını salladı.
—Bana acıyarak davranma. Bugün yeterince utandım.
—Bu acıma değil.
—O zaman ne?
Murat bir süre sustu.
—Suçluluk.
Elif acı bir gülümsemeyle güldü.
—Suçluluk hiçbir şeyi değiştirmez, Murat.
Murat karşısına oturdu.
—Bana ne olduğunu anlat.
Elif yüzünü ellerinin arasına aldı. Birkaç saniye sadece ağladı. Sonra konuşmaya başladı. Ramazan’ın iyi bir adam olduğunu, ama erken öldüğünü anlattı. O günden sonra köyde bazı erkeklerin geceleri kapısını çaldığını, yardım bahanesiyle yaklaşıp karşılık beklediğini söyledi. Hepsini reddetmişti. Sonra dedikodular başlamıştı: “dul kadın”, “uğursuz”, “kolay”, “ahlaksız”.
Bir gece önce, yaşlı bir kadına yemek götürüp dönerken, Veli Karahan’ın evinin arka tarafından Kaan’ı bir sırt çantasıyla çıkarken görmüştü. Kaan da onu görmüştü. Sabah olduğunda insanlar kapısına dayanmış, evinde arama yapmıştı. Aylar önce kullanmadığı bir tencerenin içinde paralar bulunmuştu. Açıklama yapamadan onu meydana sürüklemişlerdi.
—Ben çalmadım —dedi sesi titreyerek—. Annem adına yemin ederim. Eğer beni hapse atarlarsa annem yaşayamaz. Onun dışında kimsem yok.
Murat yumruklarını masanın altında sıktı.
—Hapse girmeyeceksin.
Elif ona inanmaz gibi baktı.
—Herkes suçlu olduğumu düşünüyor.
—O zaman herkes gerçeği duymayı öğrenecek.
Murat odadan çıktı. Artık aynı adam değildi. Sadece geçmişteki yarasıyla yüzleşen bir eski koca değil, bir köyde masum bir kadının nasıl ezildiğini gören bir komutandı.
Önce bir kadın astsubayı Elif’in annesi Emine Yıldırım’ın yanına gönderdi. Sonra Veli Karahan’ın evinin karşısındaki bakkalın güvenlik kamerasını inceletti. Kamera eskiydi ama yeterliydi. Gece 23.40’ta Kaan’ın duvardan atlayıp siyah bir çantayla çıktığı görülüyordu. Ardından köyün dışındaki gizli bir kahvehanenin sahibine ulaştı. Başta kimse konuşmak istemedi. Ama Murat kolay sindirilecek biri değildi. Bir saat içinde gerçek ortaya çıktı: Kaan o gece kumarda büyük para kaybetmişti.
Üsteki Resimden Diğer Sayfaya Geçiş Yaparak Haberin Devamını Okuyabilirsiniz.
Diğer Galeriler
-
Babamın otelindeki galaya girdiğimde üvey annemin “Güvenlik, onu dışarı çıkarın!” diye bağırdığını duydum.
-
Eski eşim beni ve oğlumuzu zengin bir adam için terk etti – 10 yıl sonra beni düğününe davet etti, ben de bir oyuncuyu eşimmiş gibi davranması için tuttum.
-
Kazadan sonra doktor acil ameliyat olmam gerektiğini söyledi, ama kocam başka bir kadının elini tutarak mırıldandı, “O her zaman hassas bir yapıya sahipti
-
Askerlik görevimden eve döndüm, karımın gülümsemesini görmeyi umuyordum.
-
Oğlumu, komutan olan kocamı ziyaret etmeye götürdüm, ancak gardiyan bizi kapıda durdurdu ve “Kız arkadaşı birliğin içinde. Ziyaretçi giremez!” dedi.
-
Hastane aradı ve küçük bir çocuğun acil durum irtibat kişisi olarak beni yazdığını söyledi.
