DOLAR
Alış: 48.57
Satış: 48.77
EURO
Alış: 55.75
Satış: 55.98
GBP
Alış: 64.80
Satış: 65.29
ANKARA
ADANA
ADIYAMAN
AFYON
AĞRI
AKSARAY
AMASYA
ANKARA
ANTALYA
ARDAHAN
ARTVİN
AYDIN
BALIKESİR
BARTIN
BATMAN
BAYBURT
BİLECİK
BİNGÖL
BİTLİS
BOLU
BURDUR
BURSA
ÇANAKKALE
ÇANKIRI
ÇORUM
DENİZLİ
DİYARBAKIR
DÜZCE
EDİRNE
ELAZIĞ
ERZİNCAN
ERZURUM
ESKİŞEHİR
GAZİANTEP
GİRESUN
GÜMÜŞHANE
HAKKARİ
HATAY
IĞDIR
ISPARTA
İSTANBUL
İZMİR
KAHRAMANMARAŞ
KARABÜK
KARAMAN
KARS
KASTAMONU
KAYSERİ
KIRIKKALE
KIRKLARELİ
KIRŞEHİR
KİLİS
KOCAELİ
KONYA
KÜTAHYA
MALATYA
MANİSA
MARDİN
MERSİN
MUĞLA
MUŞ
NEVŞEHİR
NİĞDE
ORDU
OSMANİYE
RİZE
SAKARYA
SAMSUN
SİİRT
SİNOP
SİVAS
ŞANLIURFA
ŞIRNAK
TEKİRDAĞ
TOKAT
TRABZON
TUNCELİ
UŞAK
VAN
YALOVA
YOZGAT
ZONGULDAK
Ana Sayfa
Foto Galeri
19.09.2026
ANNEM YILLAR BOYUNCA YAZIN EN SICAK GÜNLERİNDE BİLE UZUN KOLLU KIYAFETLER GİYDİ
- “Şimdi sana babanın neden yıllardır bu sırrı saklamama yardım ettiğini anlatacağım. Ama önce bilmen gereken bir şey var… Tamer senin sandığın kişi değil.” Annem bu cümleyi söylediğinde odanın içindeki hava bir anda ağırlaşmış gibi geldi. Gözlerim hâlâ sol kolundaydı. Dirseğinin biraz altında, teninin üzerinde koyu kahverengi, küçük ve kusursuz bir hilale benzeyen bir işaret vardı. O işareti daha önce görmüştüm. Ama annemin kolunda değil. Babamın çalışma odasında. Duvarın üst rafında duran eski, gümüş renkli bir çakmağın üzerinde aynı hilal vardı. Çocukken o çakmağa dokunmam kesinlikle yasaktı. “Bu…” dedim güçlükle. “Babamın çakmağındaki işaret.” Annem başını yavaşça salladı. “Evet.” “Ne demek bu?” Figen bir süre konuşmadı. Sanki yıllardır içine gömdüğü kelimeleri hangi sırayla çıkaracağını bilmiyordu. Sonra elimi tuttu. “Tamer senin öz baban değil.” Nefesim kesildi. Bir an gerçekten yanlış duyduğumu sandım. “Ne?” “Bunu sana böyle söylemek istemezdim.” Elimi onunkinden çektim. “Hayır. Az önce ne dedin?” Annemin gözleri doldu. “Tamer seni üç yaşından beri büyüttü. Ama seni dünyaya getiren adam o değil.” Ayağa kalktım. Odanın içinde birkaç adım attım. Bütün hayatım boyunca “babam” dediğim adamın yüzü zihnimde dönüp duruyordu. Bisiklete binmeyi bana o öğretmişti. İlk okul günümde elimden o tutmuştu. Ateşlendiğim gecelerde başucumda o beklemişti. “Peki benim babam kim?” Annemin bakışları kolundaki işarete kaydı. “Adı Selçuktu.” “Öldü mü?” Cevap vermedi. Bu sessizlik cevaptan daha kötüydü. “Anne?” “Bilmiyorum.” Mideme bir ağrı saplandı. “Nasıl bilmiyorsun?” Figen yatağın kenarına biraz daha çöktü. “Çünkü on yedi yıldır onu görmedim.” Sonra hikâyeyi anlatmaya başladı. Ben doğmadan yıllar önce annem İzmir’de küçük bir muhasebe bürosunda çalışıyormuş. Selçuk’la orada tanışmış. Selçuk dışarıdan bakıldığında son derece düzgün, nazik ve etkileyici bir adammış. Ama zamanla annem onun başka insanlarla gizli işler çevirdiğini fark etmiş. Kaçakçılık değil. Uyuşturucu değil. Daha garip bir şey. Sahte kimlikler, sahte şirketler ve insanların üzerlerine geçirilmiş borçlar. Selçuk insanların isimlerini kullanarak paravan şirketler açıyor, borç bırakıyor ve ortadan kayboluyormuş. Annem bunu öğrendiğinde bana hamileymiş. “Ondan ayrılmak istedim,” dedi annem. “Ama izin vermedi.” “Bana zarar mı verdi?” Annem bir an durdu. “Bana vurmuyordu. Ama insanı korkutmanın tek yolu vurmak değildir.” Bunu söylerken sesi titredi. Selçuk annemi tehdit etmeye başlamış. Polise giderse beni elinden alacağını söylemiş. Annemin ailesinin başına bir şey geleceğini ima etmiş. Bir gece annem kaçmaya karar vermiş. Tam o sırada Tamer ortaya çıkmış. “Babam onu tanıyor muydu?” “Evet.” Bu kez annemin yüzü daha da ciddileşti
- “Tamer, Selçuk’un çocukluk arkadaşıydı.” Şaşkınlıkla ona baktım. “Ne?” “Birlikte büyümüşler. Sonra yolları ayrılmış. Tamer onun ne hale geldiğini çok geç öğrendi.” Annem, kaçtığı gece beni kucağına alıp otogara gitmiş. Fakat Selçuk onu takip etmiş. Tam otogarda yakalayacakken Tamer önüne çıkmış. İkisi kavga etmiş. Tamer, annemle beni arabasına bindirip şehirden çıkarmış. “Peki kolundaki bu işaret?” Annem hilal biçimli lekeye baktı. “Bu doğum lekesi.” Kaşlarımı çattım. “Çakmaktakiyle aynı olması tesadüf mü?” “Değil.” Birden koridordan kapının açılma sesi geldi. İkimiz de sustuk. Babam eve gelmişti. Ayak sesleri koridorda yaklaştı. Annem hızla kolunu kapatmaya çalıştı ama çok geçti. Kapı açıldı. Tamer bizi gördü. Sonra annemin açık kolunu. Yüzü anında değişti. “Anlattın mı?” Annem başını eğdi. “Artık saklayamazdım.” Babam bana baktı. “Ne kadarını biliyorsun?” “Senin babam olmadığını.” İlk kez ona “baba” diyemedim. Bu fark edilmişti. Tamer’in yüzü acıyla gerildi. “Anladım.” “Bu hilal ne?” Tamer kapıyı kapattı. Cebinden anahtarlığını çıkardı. “Benimle gel.” Aşağı indik. Çalışma odasına girdik. Yıllardır dokunmamı istemediği o gümüş çakmağı raftan aldı. Arkasını çevirdi. Hilalin hemen altında küçücük iki harf vardı: F.S. “Bu çakmak Selçuk’un muydu?” dedim. “Hayır.” Babamın cevabı şaşırttı. “Annenindi.” Annem kapıda belirdi. “Yıllar önce bana Selçuk verdi. Hilali özellikle yaptırmıştı. Çünkü doğum lekemi çok severdi. Başta romantik olduğunu sanmıştım.” Tamer çakmağı masaya koydu. “Sonra bu işaret onun kullandığı şirketlerin logosu oldu.” Birden mideme yeniden ağrı girdi. “Yani?” Tamer derin bir nefes aldı. “Yıllar önce Selçuk kaybolduğunda polis birçok dosyayı kapattı. Ama birkaç ay önce aynı hilal işaretiyle yeni şirketler kurulmaya başladı.” Annemin yüzüne baktım. O anda neden hâlâ korktuğunu anladım. “Selçuk geri mi döndü?” Kimse cevap vermedi. Tam o sırada kapı zili çaldı. Üçümüz de donduk. Saat gece ona yaklaşıyordu. Tamer eliyle bize beklememizi işaret etti ve kapıya yöneldi. Birkaç saniye sonra salondan bir erkek sesi geldi. “Figen Hanım burada mı?” Annemin parmakları koluma kenetlendi. Yavaşça koridora çıktık. Kapıda yaklaşık elli yaşlarında, takım elbiseli bir adam duruyordu. Elinde sarı bir zarf vardı. “Ben avukat Erdem Saruhan,” dedi. “Size Selçuk Aras adına bir şey teslim etmem gerekiyor.” Annemin yüzündeki kan çekildi. Tamer kapıyı biraz daha kapattı. “Selçuk nerede?” Avukat başını iki yana salladı. “Bilmiyorum.” Sonra bana baktı. “Ancak bu zarf genç hanıma.” Tamer hemen önüme geçti. “Hayır.” Avukat sakin bir sesle devam etti. “Talimat çok açık. On sekiz yaşına gelmesine iki yıl kala teslim edilmesi istenmiş.” “Ben on altı yaşındayım.” “Evet.” Zarfı titreyen ellerimle aldım. Üzerinde ismim yazıyordu. Altında tek bir cümle vardı. ‘Gerçeği öğrenmeye başladıysan, annen artık seni koruyamaz.’ Annem ağlamaya başladı. Tamer zarfı elimden almak istedi. Ama ilk kez ona izin vermedim. Açtım. İçinden eski bir fotoğraf çıktı. Fotoğrafta annem, Tamer ve tanımadığım genç bir adam yan yana duruyordu. Adamın yüzüne baktığım anda nefesim kesildi. Gözleri bana benziyordu. Fotoğrafın arkasında ise yalnızca bir adres ve tarih yazıyordu. Ertesi gün. Saat 14.00. Tamer fotoğrafı aldı. “Gitmeyeceğiz.” “Ben gideceğim.” “Bu adamın kim olduğunu bilmiyorsun.” “Ben de tam olarak bu yüzden gideceğim.” Ertesi gün polisle birlikte adrese gittik. Tamer daha önceden her şeyi bildirmişti. Adres, şehir dışında terk edilmiş bir depoydu. İçeri girdiğimizde Selçuk orada değildi. Ama onun yerine masanın üzerinde onlarca dosya bulduk. İçlerinde annemin adı vardı. Tamer’in adı vardı. Ve benim adım vardı. Selçuk yıllar önce benim kimliğimi kullanarak şirket açmayı planlamış. On sekiz yaşıma bastığım gün bana ait belgeler devreye sokulacakmış. Asıl planı bana ulaşmak değilmiş. Beni kullanmakmış. Fakat dosyalar aynı zamanda polisin yıllardır çözemediği pek çok bağlantıyı ortaya çıkardı. Selçuk birkaç hafta sonra yakalandı. Onu hiç görmedim. Görmek de istemedim. Aylar sonra bir akşam Tamer’le balkonda oturuyorduk. Uzun süre konuşmadık. Sonunda ona döndüm. “Sana bir şey soracağım.” Başını kaldırdı. “Sor.” “Beni üç yaşından beri neden büyüttün?” Gülümsedi ama gözleri doldu. “Çünkü çocukların kimin kanını taşıdığına değil, kimin yanında kaldığına inanırım.” Boğazım düğümlendi. O gece yıllardır ilk kez annem kısa kollu bir bluz giydi. Kolundaki hilal açıkça görünüyordu. Eskiden o işaretin karanlık bir geçmişi temsil ettiğini düşünürdüm. Ama artık başka türlü görüyordum. O hilal annemin sakladığı korkunun değil, sonunda yüzleştiği geçmişin işaretiydi. Tamer ise biyolojik babam değildi. Fakat bana bir babanın verebileceği en önemli şeyi vermişti: Kendi hatalarının yükünü değil, güvenli bir hayatı. O günden sonra bir insanı ailesi yapan şeyin aynı soyadı, aynı kan ya da aynı yüz olmadığını öğrendim. Aile, kaçmak için bütün nedenlerin varken yanında kalmayı seçen insandı. Ve yıllarca gerçeği öğrenmekten korkmuş olsam da sonunda fark ettim: Bazen en korkutucu sır, hayatınızı mahveden şey değildir. Bazen o sır, sizi bunca yıl kimin gerçekten koruduğunu anlamanızı sağlar.
Benzer Galeriler
-
Geçmişin Bedeli ve Adaletin Zaferi: Bir Kadının Küllerinden Yeniden Doğuşu
-
400 Doların Arkasındaki Gizli Miras: Garson Kızın Hayatını Değiştiren O Gece ve Adalet
-
8 Yaşındaki Oğlumun Gecenin Bir Yarısı Kapı Önünde Fısıldadığı O Korkunç Cümle ve Evdeki Saklı Gerçek
-
İkizinin Varlığını 18 Yıl Senden Sakladık: Bir Annenin En Büyük İtirafı ve Yüzleşme
-
Japonya’nın En Yaşlı Doktoru Paylaşıyor
-
Yıllarca Eşimi ‘Yarım Adam’ Diye Küçümsediler


