DOLAR
Alış: 49.32
Satış: 49.52
EURO
Alış: 55.47
Satış: 55.70
GBP
Alış: 65.61
Satış: 66.10
ANKARA
ADANA
ADIYAMAN
AFYON
AĞRI
AKSARAY
AMASYA
ANKARA
ANTALYA
ARDAHAN
ARTVİN
AYDIN
BALIKESİR
BARTIN
BATMAN
BAYBURT
BİLECİK
BİNGÖL
BİTLİS
BOLU
BURDUR
BURSA
ÇANAKKALE
ÇANKIRI
ÇORUM
DENİZLİ
DİYARBAKIR
DÜZCE
EDİRNE
ELAZIĞ
ERZİNCAN
ERZURUM
ESKİŞEHİR
GAZİANTEP
GİRESUN
GÜMÜŞHANE
HAKKARİ
HATAY
IĞDIR
ISPARTA
İSTANBUL
İZMİR
KAHRAMANMARAŞ
KARABÜK
KARAMAN
KARS
KASTAMONU
KAYSERİ
KIRIKKALE
KIRKLARELİ
KIRŞEHİR
KİLİS
KOCAELİ
KONYA
KÜTAHYA
MALATYA
MANİSA
MARDİN
MERSİN
MUĞLA
MUŞ
NEVŞEHİR
NİĞDE
ORDU
OSMANİYE
RİZE
SAKARYA
SAMSUN
SİİRT
SİNOP
SİVAS
ŞANLIURFA
ŞIRNAK
TEKİRDAĞ
TOKAT
TRABZON
TUNCELİ
UŞAK
VAN
YALOVA
YOZGAT
ZONGULDAK
Ana Sayfa
Foto Galeri
17.10.2026
Ankara’ya gidiyormuş gibi yaptım ve gizlice geri döndüm. Begonvillerin altında, ailem kahvelerini yudumlarken karımın onlara hizmet ettiğini, üstelik eşyalarının da başkaları tarafından kullanıldığını gördüm.
- BÖLÜM 1 Murat Yılmaz, Bilbao’ya giden uçağa biniyormuş gibi yaptığı gün, kusursuz bir hayat sunduğunu sandığı kadının, kahvaltısını ayakta yaptığını, kendi ailesine hizmetçi gibi hizmet ettiğini ve kendisi evden her ayrıldığında çamaşır odasının yanındaki küçük bir odada uyuduğunu öğrendi. Murat 41 yaşındaydı ve İstanbul, Ankara, İzmir ve Antalya arasında sürekli seyahat etmesini gerektiren, tarihî otellerin ve eski konutların restorasyonuyla uğraşan bir şirketin sahibiydi. Eşi Elif’le birlikte İzmir’in Urla ilçesinin dışında, geniş bir bahçesi olan güzel bir evde yaşıyordu. Evin taş döşeli avlusunu mor begonviller süslüyor, bahçede limon ve portakal ağaçları yükseliyor, sardunyalarla dolu saksılar güneşin altında sıralanıyordu. Aile, eskiden beri burada bulunan ahşap masada oturup güneşin altında kahvaltı yapmayı severdi. Murat, evlendikten sonra bu evi satın almış, bütün masrafları üstlenmiş ve her ay Elif’in kişisel hesabına rahatça yaşayabileceği miktarda para yatırmıştı. Ayrıca kalp rahatsızlığı nedeniyle tedavi gören kayınpederi Kemal’in masraflarını da karşılıyordu. Kemal, sağlık durumundaki komplikasyonların ardından kızının yanına taşınmıştı. İlk şüphe, bir görüntülü görüşme sırasında ortaya çıktı. Elif mutfaktan gülümsüyordu ama eskisine göre daha zayıf görünüyordu. Üzerinde, Murat’ın yıllardır gördüğü eski bir elbise vardı. — Sana aldığım kıyafetler gelmedi mi? diye sordu Murat. — Geldi. Onları saklıyorum. Murat nedenini soramadan annesi Neriman arkasından göründü. — Senin karın zaten hep fazla sade giyinmeyi severdi, dedi küçümseyerek. Birkaç gün sonra Murat, Instagram’da gördüğü bir fotoğrafta baldızı Zeynep’in, evlilik yıl dönümlerinde Elif’e hediye ettiği safir küpeleri taktığını fark etti. Bunu sorduğunda Elif, küpeleri ona ödünç verdiğini söyledi. Neriman hemen araya girdi. — İnsan ailesinden bir şey alırken her seferinde izin mi isteyecek? Biz bizeyiz sonuçta. Bu söz Murat’ın aklından çıkmamaya başladı. Ertesi gece, planlanandan erken döndü. Öğleden sonra güneşinin altında, fuşya renkli begonvillerin gölgelediği avluda her şey ilk bakışta normal görünüyordu. Neriman bir fincan Türk kahvesi içerek oturuyordu. Zeynep telefonuyla ilgileniyor, Kemal sessizce bir köşede duruyor, köpek Karabaş masanın yanında uyuyordu. Elif ise yeşil bir önlük takmış, masaya ekmek, peynir, zeytin, domates ve taze sıkılmış portakal suyu getiriyordu. Murat, kayınpederinin bir şey söylemeye çalıştığını fark etti. Ancak Neriman, Kemal’in konuşmasına fırsat vermeden onun yerine cevap verdi. Ardından Zeynep, ertesi gün Elif’in arabasını kullanacağını söyledi. Bunu söylerken Elif’e sormaya bile gerek duymamıştı. O gece Murat, iş nedeniyle beş günlüğüne Ankara’ya gitmesi gerektiğini açıkladı. Elif, çay kaşığını fincanında çevirmeyi bıraktı. — Beş gün mü? — Belki dört, diye cevap verdi Murat. Neriman memnuniyetle gülümsedi. — Sen işine bak, oğlum. Burada her şeyle biz ilgileniriz. Saatler sonra Murat, koridordan annesinin sesini duydu. — O burada olduğu sürece sorun istemiyorum. Elif’in sesi çok alçaktı. — Ben hiçbir sorun çıkarmıyorum ki. — O zaman her zamanki gibi yapmaya devam et. Ertesi sabah Murat bir valizle evden çıktı. Havaalanına gitti ve herkesin uçağa bindiğini sanmasına izin verdi. Ama uçağa binmedi. Başka bir arabaya geçti, evin yakınlarında küçük bir daire kiraladı ve ara yollardan geçerek eve geri döndü. Saat 12.17’de Zeynep’in, Elif’in arabasını kullanarak evden çıktığını gördü. Saat 12.23’te Elif’i elinde bir çöp torbası ve diğer elinde bir süpürgeyle avlunun arkasından çıkarken gördü. Saat 16.10’da ise Neriman’dan bir mesaj aldı: “Her şey yolunda. Elif dinleniyor.” Murat, uzaktan karısının güneşin altında avluyu temizlemeye devam edişini izledi. O an gerçeği anladı. Kendi evinin içinde, uzun zamandır birileri tarafından özenle inşa edilen bir yalan vardı…. BÖLÜM 2 Gün doğmadan önce Murat, begonvillerle kaplı duvarın arkasına yeniden saklandı. Saat 05.42’de mutfağın ışığı yandı. Elif kahve hazırladı, yerleri süpürdü, bulaşıkları yıkadı ve meyveleri doğradı. Saat 07.00’de Neriman avluya çıktı ve sanki lüks bir otelin terasında oturuyormuş gibi sandalyesine yerleşti. — Kahve ılık olmuş. Elif hiç itiraz etmeden kahveyi yenisiyle değiştirdi. Bir süre sonra Zeynep göründü. Elindeki çay kaşığını yere düşürdü, ardından yerdeki bir lekeyi işaret etti. — Bir tane daha getir. Murat kapıya doğru bir adım attı ama durdu. Şimdi içeri girerse yalnızca görünenleri öğrenecekti. Gerçeğin yüzeyin altında saklı olduğunu hissediyordu. Öğle vakti Zeynep’in iki arkadaşı eve geldi. Avludaki masaya menemen, sucuk, peynir, zeytin, salata ve balık kondu. Masanın etrafında altı sandalye vardı ama Elif’e ayrılmış bir yer yoktu. Elif herkese yemek servisi yaptı, boşalan tabakları topladı ve herkesin yemeğini bitirmesini bekledi. Ardından mutfağa geçip kendisine biraz menemen ve bir parça ekmek aldı. O öğleden sonra Neriman, Murat’a bir mesaj gönderdi: “Bugün hep birlikte yemek yiyoruz. Elif sana selam söylüyor.” Akşam olduğunda ise Murat’ın gördükleri daha da ağırlaştı. Zeynep küçük bir valizle yatak odasına çıktı. Elif’in gardırobunu açtı, bordo renkli bir elbise seçti ve parfümlerinden birini aldı. — O elbiseyi bana Murat hediye etti, dedi Elif kapıdan. — Zaten. Parasını ağabeyim ödedi. — Bu, elbisenin senin olduğu anlamına gelmez. Zeynep aynadan Elif’e baktı. Elif daha fazla konuşmadı. Yan koridora yöneldi ve çamaşır odasının yanındaki dar bir odaya girdi. İçeride tek kişilik bir yatak, eski bir abajur ve bir karton kutu vardı. Murat utançtan başını öne eğdi. Ama ardından gördüğü şey, bütün meselenin anlamını değiştirdi. Elif banyoya gittiğinde Neriman odaya girdi.
- El çantasını açtı, içinden bir banka kartı çıkardı ve cebine koydu. Murat kartı hemen tanıdı. Bu, yalnızca Elif’in kullanması için açtığı hesaba ait karttı. Aynı gece şirketin mali işler müdüründen son 24 ayın hesap hareketlerini istedi. Kayıtlarda çeşitli tedarikçilere yapılan transferler, nakit çekimleri ve Zeynep’in butiği Luna Sur adına tekrarlanan ödemeler vardı. Murat’ın Elif’e gönderdiği paranın yarısından fazlası, o evden uzakta olduğu zamanlarda ortadan kaybolmuştu. Ertesi gün Neriman’ın Elif’e birkaç banknot verdiğini gördü. — Kemal’in ilaçlarını al. Para üstünü de getir. Elif yakındaki eczaneye yürüdü. Ancak verilen para, reçetede yazılı iki kutu ilacı almaya yetmiyordu. — O zaman yalnızca bir kutu verebilir misiniz? diye sordu eczacıya. Murat içeri girmek üzereydi ama kendisini bir kez daha durdurdu. Elif eve döndüğünde ilacı Neriman’a götürmedi. Bunun yerine bir tepsi hazırlayıp arka taraftaki odaya yöneldi. Aralık kalmış pencereden babasının zayıf sesini duydu. — Bu ilaçların parasını sen ödememelisin, kızım. — Merak etmeyin. Murat bunun için para gönderiyor. Kemal sustu. — Biliyorum, kızım. Murat, babasının kullandığı bu kelime karşısında olduğu yerde donakaldı. Elif yastığını düzeltti, tansiyonunu bir deftere kaydetti ve ilaçlarını hazırladı. Evde ne bir hemşire ne de bir hasta bakıcı vardı. Kemal’le ilgilenen tek kişi Elif’ti. Sonra Kemal, Elif’in bileğine baktı. Bileğinde artık hiçbir şey yoktu. — Benim için bir daha hiçbir şeyini satma. Murat’ın içi buz kesti. Elif’in bileğinde, beşinci evlilik yıl dönümlerinde ona hediye ettiği altın bileklik artık yoktu. — İlaçlarınızı birinin alması gerekiyordu, diye cevap verdi Elif. — Birinin de oğluma gerçeği anlatması gerekiyor. Elif başını iki yana salladı. — Konuşursam Neriman Hanım bana verdiği sözü yerine getirir. Murat bir an nefes alamadı. Kendi annesi, karısını bu şekilde yaşamaya mecbur bırakmak ve bütün bunlara rağmen onu susturmak için neyle tehdit etmiş olabilirdi? Gerçek, ertesi gün yavaş yavaş ortaya çıkmaya başladı. Murat, asistanından kayınpederi Kemal’in evde bakım hizmeti için yapılan ödemeleri kontrol etmesini istedi. Kayıtlara göre bakım hizmeti sekiz ay önce iptal edilmişti. Buna rağmen Neriman, bu hizmet için ayrılan parayı almaya devam ediyordu. Ardından Murat, Urla’ya yakın bir ilçede, Menemen’deki evlerine de uzak olmayan bir kuyumcu ve ikinci el eşya dükkânını araştırdı. Sonunda, İzmir’in eski çarşılarından birinde altın alım satımı yapan bir işletmede Elif’in bilekliğine ait kaydı buldu. Elif, bilekliği dört ay önce gerçek değerinin çok altında bir fiyata satmıştı. Eczane makbuzlarındaki tarihler de bu satışla örtüşüyordu. O öğleden sonra Murat yeniden evin yakınına geldi. Neriman ile Zeynep avluda tartışırken Elif fincanları topluyordu. — Yarın yine para göndermen gerekiyor, dedi Zeynep. Butiğin tedarikçisi daha fazla beklemeyecek. — Sesini alçalt, diye karşılık verdi Neriman. — O zaman Elif’e imza attır. Elif elindeki fincanı masaya bıraktı. — Artık hiçbir şeye imza atmayacağım. Neriman ona ürkütücü bir sakinlikle baktı. — Hâlâ burada neden kaldığını unutma. Bir süre sonra ikisi de evden ayrıldı. Elif, Kemal’e bitki çayı götürdü. Murat pencereye yaklaştı. — O gece gitmeliydin, diye mırıldandı yaşlı adam. Elif başını eğdi. — Bavulum hazırdı. — Ama benim için kaldın. Altı ay önce, Neriman’la yaşadığı başka bir tartışmanın ardından Elif kıyafetlerini, belgelerini ve birkaç fotoğrafını bir bavula koymuştu. Kendini tamamen kaybetmeden bu evden ayrılmak istiyordu. Tam merdivenlerden aşağı inerken Kemal’in odasından bir ses geldi. İçeri koştuğunda kayınpederini bilincini toparlamakta zorlanırken ve nefes nefese buldu. Hemen Neriman’ı aradı. — Kemal Bey’in acilen hastaneye gitmesi gerekiyor. — Ben dışarıda yemek yiyorum. Bu kadar ciddi olduğunu düşünüyorsan ambulans çağır. Zeynep de eve dönmeyi reddetti. Elif, Kemal’i tek başına hastaneye götürdü. Doktorlar, ciddi bir kalp rahatsızlığı geçirdiğini ve düzenli takip altında tutulması gerektiğini söylediler. O gece Murat, yeni bir otel restorasyonu için sözleşme imzalamak üzere Bursa’daydı. Neriman ise telefonda ona her şeyin yolunda olduğunu söyledi. Eve döndüğünde Kemal, Elif’ten biraz daha kalmasını istedi. Ertesi gün Neriman, Elif’i yeniden bavul hazırlarken buldu. — Murat’a bir şey anlatırsan Kemal’i bir bakım evine gönderirim, dedi. Oğluma da senin onu ailesinden koparıp evine ve parasına sahip olmak istediğini anlatırım. Elif, Murat’ın annesine ne kadar bağlı olduğunu biliyordu. Murat’ın kendisine inanıp inanmayacağından emin değildi. İşte bu kuşku, içindeki son gücü de kırmıştı. Kemal bir süre sessiz kaldıktan sonra sordu: — Mektupları hâlâ saklıyor musun? — Evet. Odamdaki kutuda. O gece Murat, çamaşır odasının yanındaki küçük odaya girdi. Kutuyu bir rafın altında buldu. İçinde kendi adına yazılmış birkaç mektup vardı. İlk mektupta şöyle yazıyordu: “Bugün sana bir şeylerin yolunda gitmediğini anlatmaya çalıştım ama sen toplantıya girmek üzereydin. Pazar günü konuşacağımızı söyledin.” Murat o pazarı hatırladı. O gün İstanbul’a uçmuştu. Bir başka mektupta şunlar yazıyordu: “Sen buradayken bu evin bizim olduğuna inanıyorum. Sen gidince karın olmaktan çıkıyorum. Yeniden, en basit şeyler için bile izin istemek zorunda olan birine dönüşüyorum.” Bir diğerinde ise şu cümleler vardı: “Seni annenle benim aramda seçim yapmaya zorlamak istemiyorum. Beni korkutan şey, belki de senin farkına bile varmadan seçimini çoktan yapmış olman.” Murat dar yatağın kenarına oturmak zorunda kaldı. Yıllarca maddi güvence sağlamayı, gerçekten yanında olmakla karıştırmıştı. Elif’e sürekli her şeyin yolunda olup olmadığını soruyordu ama zor bir cevapla karşılaşabileceği zamanlarda nadiren durup dinliyordu. Son mektup yarım kalmıştı. “Bugün gitmeyi düşündüm. Seni artık sevmediğim için değil, sen yanımda yokken kim olduğumu hatırlamak her geçen gün daha da zorlaştığı için.” Murat kâğıtların arasında Kemal’in el yazısıyla yazılmış bir not buldu: “Bana bir şey olursa mavi defteri ara. Her şey orada yazıyor.” Ertesi sabah Neriman ile Zeynep evden çıktı. Murat yan kapıdan içeri girdi ve doğrudan kayınpederinin odasına gitti. — Bilbao’da olduğunu sanıyordum, dedi Kemal. — Herkes öyle sanıyor. Murat yatağın yanına oturdu. — Elif’in nerede uyuduğunu gördüm. Banka kartını gördüm. Senin bakımını üstlenecek kimsenin olmadığını da öğrendim. Baba, mavi defter ne? Kemal, odadaki konsolu işaret etti. Gizli bir bölmenin içinde mavi kapaklı bir defter vardı. Her sayfada tarihler, tutarlar ve kısa notlar bulunuyordu. “14 Ocak: Neriman, Elif’in hesabından para çekti.” “3 Şubat: Hemşirelik hizmeti sona erdi.” “26 Mart: Elif, ilaçları kendi parasıyla aldı.” “9 Mayıs: Zeynep, Elif’in arabasını dört gün boyunca kullandı.” — Bunları neden sakladın? diye sordu Murat. — Çünkü bir gün birilerinin gerçeği kanıtlaması gerekeceğini biliyordum. Defterde Kemal’in avukatı ve eski dostu Hakan Demir’in adı da vardı. Aynı öğleden sonra Hakan, Kemal’in üç ay önce mal varlığının bir bölümünün yönetimini yasal olarak değiştirdiğini doğruladı. Artık Neriman, belirli hesaplarda tek başına işlem yapamıyor ve Kemal adına izinsiz karar alamıyordu. Dosyada eczane makbuzları ve iptal edilen bakım hizmetine ait belgeler de bulunuyordu. Hakan bir ayrıntı daha ekledi: — Zeynep geçen hafta geldi. Babanın belgelerde bir değişiklik yapıp yapmadığını öğrenmeye çalıştı. O gece Murat, Zeynep’in Kemal’in odasını karıştırdığını gördü. Neriman arkasından içeri girdi. — Buldun mu? — Hayır. — Mavi defteri ara. Ardından ikisi çalışma odasına geçti. — Murat’la Elif’ten önce konuşmalıyız, dedi Zeynep. Babam belgeleri sakladıysa başımız belaya girecek. — Ona basit bir hikâye anlatırız, diye karşılık verdi Neriman. Elif’in parayı yönetemediğini, bizim de müdahale etmek zorunda kaldığımızı söyleriz. — Peki ya babam? — Ona da Elif’in yeterince iyi bakmadığını söyleriz. Zeynep bir dosya açtı. — Elif’in adına düzenleyebileceğimiz makbuzlarım var. Murat artık gerçeği tamamen anlamıştı. Annesiyle kız kardeşi yalnızca Elif’in parasını kullanmakla kalmamış, bütün suçun üzerine kalması için de hazırlık yapmışlardı. Hakan’dan tüm belgelerin onaylı kopyalarını istedi ve Neriman’a bir mesaj gönderdi: “Yarın dönüyorum. Akşam hep birlikte yemek yiyelim.” Cevap hemen geldi. “Harika oğlum. Burada her şey yolunda.” Ertesi gün avludaki masa begonvillerin altında hazırlanmıştı. Ekmek, meyve, kahve ve çiçekler masanın üzerindeydi. Karabaş, Kemal’in sandalyesinin yanında uyuyordu. Elif sade bir elbise giymişti. — Ankara nasıl geçti? diye sordu Neriman. — Çok şey öğrendim, diye cevap verdi Murat. Akşam yemeği sırasında Zeynep bir dosya çıkardı. — Ağabey, Elif hakkında bilmen gereken bir şey var. Hesaplarda tuhaf hareketler oldu. Annemle ben hesaplarını düzenlemek zorunda kaldık. Babamla da yeterince ilgilenmedi. Elif’in yüzü bembeyaz oldu. Murat kız kardeşine döndü. — Babamın hemşiresinin adı ne? Zeynep duraksadı. Neriman hemen araya girdi. — Birkaç kez değişti. — En son ne zaman geldi? — Bu hafta. Murat, bakım hizmetinin sekiz ay önce iptal edildiğini gösteren belgeyi masaya koydu. — Hizmet sekiz ay önce sona ermiş. Ardından Elif’in banka kartını annesinin önüne bıraktı. — Bu neden sende? — Bazı işleri ben daha iyi yönetiyorum. — Karımın işlerini mi? Murat, hesap dökümlerini de masaya koydu. Luna Sur butiğine yapılan ödemeler, kendisinin seyahatte olduğu günlerde çekilen paralar ve Zeynep’in tedarikçilerine gönderilen transferler birer birer ortaya çıktı. Zeynep annesine baktı. — Kullanabileceğimi sen söylemiştin. — Ama sen her zaman daha fazlasını istedin, diye karşılık verdi Neriman. İttifakları gözlerinin önünde çatlamaya başlamıştı. Murat, rehin dükkânının makbuzunu çıkardı. — Siz Elif’in parasını harcarken o, beşinci evlilik yıl dönümümüzde kendisine hediye ettiğim altın bilekliği babama ilaç alabilmek için satmış. Neriman yeniden kontrolü ele geçirmeye çalıştı. — Elif seni manipüle ediyor. Murat gözlerini annesine dikti. — Dört gündür buradayım. Zeynep’in elindeki çatal yere düştü. — Ben hiç Bilbao’ya gitmedim. Elif’in her sabah gün doğmadan kalktığını gördüm. Size nasıl hizmet ettiğini gördüm. Nerede uyuduğunu gördüm. Zeynep’in onun arabasını, kıyafetlerini ve bizim yatak odamızı kullandığını gördüm. Karımın, benim zaten ödediğim bir ilaç için para istemek zorunda kaldığını gördüm. Tam o sırada kapıdan bir ses duyuldu. — Geri kalanını da kanıtlayabilirim. Kemal, bastonuna dayanarak kapıda belirdi. Elinde mavi defter vardı. — Burada tarihler, para çekimleri ve Elif’in Murat’ın gönderdiği parayla karşılanması gereken masrafları kendi cebinden ödediği günler yazıyor. Neriman ayağa kalktı. — Burası benim evim! Murat tapuyu çıkardı. — Hayır, anne. Evin tapusu Murat ile Elif’in adına kayıtlıydı. — Seni sokakta bırakmayacağım. Ama bundan sonra burada Elif misafir gibi yaşarken sen evin sahibiymişsin gibi davranamayacaksın. Sonraki haftalarda Neriman, İzmir’in merkezinde bir daireye taşındı ve hesaplara erişimini kaybetti. Zeynep, butiğindeki ürünlerin bir bölümünü satmak zorunda kaldı ve paranın geri ödenmesi konusunda anlaşmayı kabul etti. Kemal ise yeniden profesyonel sağlık hizmeti almaya başladı. Ama Elif sevinemiyordu. Baş başa kaldıklarında Murat ona yaklaştı. — Her şeyi düzelteceğim. Elif başını iki yana salladı. — Para geri ödenir. Araba geri alınır. Bilekliğin yerine yenisi alınabilir. Ama her gece kocanın sana inanıp inanmayacağını düşünerek yaşamanın ne demek olduğunu sen bilmiyorsun. Murat kendini savunmadı. Onun için çalıştığını söylemedi. Bütün suçu annesine de atmadı. İlk kez gerçekten dinledi. Elif, evlenmeden önce öğretmenlik yaptığı okula dönmeye karar verdi. Kendi çalışma saatleri, kendi maaşı ve Murat’ın evde olup olmamasına bağlı olmayan bir hayat istiyordu. İlk gün Murat ona eşlik etti ve okulun kapısında bekledi. Büyük sözler vermedi. Söylediği saatte eve gelmeye, Elif konuşurken yüzüne bakmaya ve akşam yemeklerinde telefonunu bir kenara bırakmaya başladı. İlişkileri bir anda iyileşmedi. Elif, artık kimsenin vermediği emirleri bile önceden tahmin etmeye çalışmaktan vazgeçmek için zamana ihtiyaç duyuyordu. Murat ise bir şeyi onarmanın, yaşananları silmek değil, bazı yaraların iyileşmesi için sabırla çabalamak olduğunu öğrendi. Kemal yavaş yavaş toparlandı. Bir bahar öğleden sonrasında ikisini avluda bir araya getirdi. Begonviller çiçek açmış, Karabaş masanın altında uykuya dalmıştı. Masa örtüsünün üzerinde bir dosya duruyordu. Kemal, mal varlığının bir bölümünü maddi imkânları kısıtlı ailelerin çocuklarına burs sağlamak için ayırmıştı. Dosyanın kapağında şu yazıyordu: “İnci Yılmaz Eğitim Bursu.” Elif şaşkınlıkla başını kaldırdı. — Ben olağanüstü bir şey yapmadım ki. Kemal gülümsedi. — Doğru olanı, kimse görmüyorken yapanlar hep böyle söyler. Murat elini karısının eline yaklaştırdı ama hemen tutmadı. Bekledi. Birkaç saniye sonra parmaklarını onun parmaklarına geçiren Elif oldu. Aylar sonra ev hâlâ aynı evdi. Taş döşeli avlu, portakal ağaçları, ahşap masa ve pergolaya tırmanan fuşya renkli begonviller yerli yerindeydi. Ama artık evin düzeni sessizlik üzerine kurulu değildi. Bir pazar sabahı kahvaltı sırasında Murat, Elif’in fincanları toplamak için ayağa kalktığını gördü. — Bırak, ben toplarım. Elif ona baktı. Gözlerinde korku yoktu. Otomatik bir itaat de yoktu. Sadece kendi seçimi vardı. Murat, seyahate çıkıyormuş gibi yaptığı o sabahı hatırladı. Uzun süre, ailesi hakkındaki gerçeği keşfetmesini sağlayanın bu küçük oyun olduğunu düşünmüştü. Sonra çok daha acı bir gerçeği anladı: Hakikat, aylardır ona sesleniyordu. Ama o, durup dinleyecek kadar uzun süre hiçbir zaman yerinde kalmamıştı. Karısına döndü. — Gerçekten nasılsın? Elif yavaşça nefes aldı. Portakal ağacının altında kitap okuyan Kemal’e baktı. Hafif esen rüzgârda begonvillerin dalları usulca sallanıyordu. — İyi olmayı hâlâ öğreniyorum, dedi. Ama artık sesimin bu evde bir yeri olduğunu biliyorum. Murat başını salladı. Ve bu kez, onun yerine hiç kimse cevap vermedi.
Benzer Galeriler
-
Parti içerisindeki dengelerin yeniden tartışıldığı bir dönem
-
İyi Parti Lideri Özgür Özel
-
Kayınvalidemin ‘Size Hiçbir Şey Yok’ Dediği O Harabe Konak, Tüm Ailenin Kirli Sırrını Ortaya Çıkardı!
-
Babam, büyükannemin tasarruf defterini mezarına attı ve hiçbir değeri olmadığını söyledi.
-
Kadın, yorgunluktan çökmüş yüzünü kaldırdı ama gözlerinde, adamın hastanedeki en kötü gecelerden hatırladığı o aynı dinginlik duruyordu.
-
Her Sabah Eşimin Hazırladığı Çayı İçiyordum, Ta ki Eski Bir Bakım Merkezi Dosyasında Kendi İmzamı Görene Kadar


