DOLAR
Alış: 45.47
Satış: 45.65
EURO
Alış: 52.73
Satış: 52.94
GBP
Alış: 60.78
Satış: 61.23
ANKARA
ADANA
ADIYAMAN
AFYON
AĞRI
AKSARAY
AMASYA
ANKARA
ANTALYA
ARDAHAN
ARTVİN
AYDIN
BALIKESİR
BARTIN
BATMAN
BAYBURT
BİLECİK
BİNGÖL
BİTLİS
BOLU
BURDUR
BURSA
ÇANAKKALE
ÇANKIRI
ÇORUM
DENİZLİ
DİYARBAKIR
DÜZCE
EDİRNE
ELAZIĞ
ERZİNCAN
ERZURUM
ESKİŞEHİR
GAZİANTEP
GİRESUN
GÜMÜŞHANE
HAKKARİ
HATAY
IĞDIR
ISPARTA
İSTANBUL
İZMİR
KAHRAMANMARAŞ
KARABÜK
KARAMAN
KARS
KASTAMONU
KAYSERİ
KIRIKKALE
KIRKLARELİ
KIRŞEHİR
KİLİS
KOCAELİ
KONYA
KÜTAHYA
MALATYA
MANİSA
MARDİN
MERSİN
MUĞLA
MUŞ
NEVŞEHİR
NİĞDE
ORDU
OSMANİYE
RİZE
SAKARYA
SAMSUN
SİİRT
SİNOP
SİVAS
ŞANLIURFA
ŞIRNAK
TEKİRDAĞ
TOKAT
TRABZON
TUNCELİ
UŞAK
VAN
YALOVA
YOZGAT
ZONGULDAK
Ana Sayfa
Foto Galeri
19.05.2026
Altı ay önce boşandıktan sonra eski kocam beni arayıp düğününe davet etti.
- BÖLÜM 1 “Bugün bana gerçekten bir aile verebilecek kadınla evleniyorum,” dedi Kerem telefonda kahkaha atarak. Yeni doğmuş kızım göğsümde uyuyordu. Yüzü hâlâ pembemsi, minicik yumrukları sımsıkı kapalıydı; sanki dünyaya savaşmaya hazır gelmiş gibiydi. Nişantaşı’ndaki özel hastane odasında yalnızdık. Yağmur cama vuruyor, odadaki antiseptik kokusuna annemin masaya bıraktığı ucuz karanfillerin kokusu karışıyordu. Telefonu neredeyse açmayacaktım. Ama ekranda Kerem’in adını görünce içimde bir şey buz kesmiş gibi oldu. Boşanmamızın üzerinden altı ay geçmişti ve eski kocam beni Beşiktaş’taki lüks bir otelin düğün salonunun girişinden arıyordu. — Elif, dedi zehir gibi bir neşeyle. Bunu benden duymanı istedim. Bugün Cansu’yla evleniyorum. Arka planda keman sesleri, kahkahalar, tokuşan kadehler duyuluyordu. Varlıklı insanların o şatafatlı kutlaması… Hayatımı mahveden bir adamı hâlâ alkışlayan insanların sesi. Kızıma baktım. Minik eli hastane önlüğüme dolanmıştı. — Tebrik ederim, diye cevap verdim. Kerem kahkaha attı. — Hâlâ ne kadar soğuksun. Zaten evliliğimiz de bu yüzden bitti. — Neden arıyorsun? — Seni düğüne davet etmek için. Cansu bunun geçmişi kapatmak adına sağlıklı olacağını düşünüyor. Ayrıca aramızda kötü hisler kalsın istemiyoruz. Cansu. Eski asistanım. Her sabah bana “Abla bugün çok güzel görünüyorsunuz,” diyen kadın. Sonra da Antalya’daki iş seyahatlerinde, Kapadokya otellerinde ve İzmir toplantılarında kocamla birlikte olan kadın. Bana şekersiz Türk kahvesi getirip ardından özel maillerimi Kerem’e gösteren kadın. — Az önce doğum yaptım, dedim. Hiçbir yere gelemem. Telefonun diğer ucunda sessizlik oldu. Müzik hâlâ devam ediyordu ama Kerem artık gülmüyordu. — Ne dedin sen? — Doğum yaptım dedim. — O bebeğin babası kim? Eskiden bu soru beni paramparça ederdi. Eskiden ben, mahkeme salonunda ağlayan Elif’tim. Kerem’in hâkime “dengesiz”, “soğuk”, “mutsuz” diye anlattığı kadın. Evi hak etmediğime, şirket hisselerini hak etmediğime, hatta saygıyı bile hak etmediğime beni inandıran adamın karşısındaki kadın. Ama o Elif, boşanma evraklarının arasında çoktan gömülüp kalmıştı. Kızımın pembe battaniyesini düzelttim. — Nişanlına geri dön, Kerem. — Elif… sesi bir anda kısıldı. Bana o bebeğin benden olmadığını söyle. Pencereden dışarı baktım. İstanbul yağmur altında gri ama büyüleyici görünüyordu. — Her şeyi okumadan imzaladın, Kerem. Ayrıntılardan hep nefret ederdin. Yarım saat sonra odamın kapısı sertçe açıldı. Kerem içeri girdi; damatlığı üzerindeydi, yüzü bembeyazdı, alnı ter içindeydi. Çözülmüş papyonu boynunda sallanıyordu. Arkasında da gelinliğiyle Cansu belirdi. Uzun duvağı yere sürünüyor, boynundaki pırlantalar titriyordu. Kerem önce bebeğe baktı. Sonra gözlerini bana çevirdi. — Bunu bilerek yaptın, diye fısıldadı. — Hayır, dedim sakin bir sesle. Bunu sen yaptın. Ve Kerem Arslan’ı tanıdığım ilk günden beri ilk kez, gözlerinde korku gördüm. Çünkü birazdan olacaklara kendisi bile inanamıyordu… BÖLÜM 2 İlk konuşan Cansu oldu. Hâlâ nikâh masasına yürüyormuş gibi odaya girdi; gelinliğinin eteğini hastane zeminine değmesin diye hafifçe kaldırıyordu. Pahalı parfümünün kokusu steril havaya yayıldı. Kusursuz makyajının altındaki gülümsemesi titriyordu. — Bu yaptığın tam bir rezalet, dedi tiksintiyle. Düğünümü mahvetmek için bir bebek mi kullandın? Bu kadar mı çaresizsin, Elif? Serumumu kontrol eden hemşire olduğu yerde donup kaldı. Ben sadece Cansu’nun duvağına, ışıl ışıl tacına, kusursuz Fransız manikürlü tırnaklarına baktım. Ve ilk kez, aslında hiçbir şeyi dürüstçe kazanmadığını anlamış bir kadının yüzünü gördüm. — Tebrik ederim, Cansu, dedim sakin bir sesle. Sonunda çaldığın adam tamamen senin oldu. Gözleri öfkeyle parladı. — Kimse zaten işe yaramayan bir şeyi çalmaz. — Haklısın, diye cevap verdim. Ben sadece bozuk malı geri verdim. Kerem kapıyı sertçe kapattı. — Yeter artık. O çocuk benim mi değil mi? Kızım küçük bir ses çıkardı, hafifçe sızlandı. Kerem geri çekildi; sanki o küçücük bebek kendi kanından biri değil de mahkemede önüne konmuş bir delilmiş gibi. Komodinin üzerindeki mavi dosyayı aldım. — Doğum öncesi babalık testi. Resmî zincirleme kayıt sistemiyle yapıldı. Yetkili laboratuvar onaylı. Raporda senin adın yazıyor. Kerem dosyayı açmak istemedi. Parmaklarından belliydi. Gerçeği öğrenmekten çok, okumaktan korkuyordu. Cansu onun omzunun üzerinden eğildi. Yüzü ilk değişen o oldu. — Bu imkânsız… diye mırıldandı. Kerem tarihlere baktı. Günleri geriye doğru saydı. Sonra hatırladı. Evliliğimizin son haftasını. Sarıyer’deki villamızda, bir gece yarısı sarhoş halde eve gelişini… Babasının baskısından, yatırımcılardan, aile şirketini kaybetme korkusundan ağlayışını… O gece yatağıma girip özür dilemişti. Kafasının karışık olduğunu söylemişti. Ve aynı sabah, tek kelime etmeden çıkıp tekrar Cansu’ya dönmüştü. — Bunu biliyordun, dedi boğuk bir sesle.
- — Ben de boşandıktan sonra öğrendim. — O zaman neden bana söylemedin? — Çünkü sen herkese benim kısır olduğumu anlatmakla çok meşguldün. Cansu’nun dudakları aralandı. İlk çatlak tam o anda oluştu. Kerem yeni hayatını o yalanın üstüne kurmuştu. Zavallı Kerem… Soğuk bir kadınla evliydi ve çocuk sahibi olamıyordu. Cesur Kerem… Genç ve sadık bir kadınla hayatını yeniden kuruyordu. Cömert Kerem… Bana “hak ettiğimden fazlasını” bırakmıştı. Ben ise konuşmasına izin verdim. Röportaj vermesine izin verdim. Sosyal medyada hikâyeler paylaşmasına, sözleşmeler imzalamasına, hesaplar taşımasına, düğünüyle övünmesine ve benim ismimi bir ibret hikâyesi gibi anlatmasına izin verdim. Kerem’in unuttuğu tek şey, onunla evlenmeden önce kim olduğumdu. Ben süs olsun diye yanında taşıdığı bir eş değildim. Şirket yemeklerinde gülümseyen “Elif Arslan” değildim sadece. Ben adli mali denetim uzmanıydım. Ve Arslan Holding’in hâlâ çözülmemiş bir sorunu vardı: Babam ölmeden önce kurduğu Demir Vakfı. Kerem’in izinsiz şekilde teminat olarak kullandığı aynı vakıf. Cansu’nun da sahte imzalarla manipüle etmeye yardım ettiği, benim ise asla kontrol etmeyeceğimi sandıkları o vakıf. Kerem yutkundu. — Ne istiyorsun? — Senden hiçbir şey istemiyorum. — O zaman neden bütün bu tiyatro? — Beni sen aradın. Cansu onun kolunu sıktı. — Kerem, gidelim. Herkes bizi bekliyor. Yorgun bir gülümsemeyle başımı salladım. — Evet, gitmelisiniz. Misafirleriniz, damadın neden eski karısının bir kız çocuğu doğurduğunu öğrenince düğünden kaçtığını merak ediyordur. Tam o anda Kerem’in telefonu titredi. Sonra Cansu’nunki. Ardından koridorda hızlı ayak sesleri duyuldu. Koyu renk takım elbiseli bir adam kapıda belirdi. — Kerem Arslan? Kerem olduğu yerde dondu. Adam elindeki zarfı kaldırdı. — Hakkınızda açılan dava ve resmî bildirim tarafınıza iletilmiştir. Cansu geri çekildi ama adam ikinci bir zarf çıkardı. — Sizin için de, Cansu Yılmaz. Cansu’nun nefesi kesildi. Kerem yüzü darmadağın olmuş halde bana döndü. — Ne yaptın sen? Kızımın alnına küçük bir öpücük kondurdum. — Bana ait olanı korudum. Ve onlar için asıl kâbus daha yeni başlıyordu. BÖLÜM 3 Asıl aşağılanma mahkeme salonunda yaşanmadı. Canlı yayında yaşandı. Kerem ve Cansu’nun düğünü, yurt dışından katılamayan akrabalar için internet üzerinden yayınlanıyordu. Damat nikâh salonundan koşarak çıktığında kimse kamerayı kapatmadı. Kırk dakika sonra yüzü kül renginde, damatlığı kırışmış halde geri döndüğünde de kimse yayını durdurmadı. Salondaki iki yüz davetli, Cansu’nun onun arkasından girişini izledi. Duvağı kaymıştı, elleri boştu. Nikâh memuru törene devam edip edemeyeceklerini sordu. Tam o anda Kerem’in annesi, Sema Hanım, ön sıradan ayağa kalktı. — Neredeydin sen? Kerem cevap vermedi. Ama telefonu, yanlışlıkla salonun ses sistemine bağlı olduğu için gelen çağrıyı hoparlörden vermeye başladı. Avukat Demir’in sesi, beyaz çiçeklerin, fısıltıların ve duaların arasında yankılandı. — Sayın Kerem Arslan, hakkınızda dolandırıcılık, evrakta sahtecilik, güveni kötüye kullanma ve evlilik ortaklığına ait mal varlığını gizleme suçlarından dava açılmıştır. Ayrıca Demir Vakfı’na bağlı hesapların derhâl dondurulmasını talep ediyoruz. Salon bir anda fısıltılarla doldu. Cansu telefonu kapmaya çalıştı. — Kapat şunu Kerem! Ama artık çok geçti. Mesaj eklerinden bir ses kaydı otomatik olarak açıldı. Hastane odasındaki benim sesimdi; yorgun ama sakindi. — Ve lütfen yönetim kuruluna bildirin… Kerem Arslan’ın yeni doğan kızı, vakfın asıl şartları gereği resmî mirasçı olarak kayda geçirilmiştir. Kerem telefona atıldı ama sağdıcı ondan önce davrandı. Ekranda banka transferleri görünüyordu. Sahte imzalar. Kerem ve Cansu arasında geçen mesajlar. “Elif tamamen çöktü, savaşacak hâli kalmadı.” “Biz evlenince artık hiçbir şey yapamaz.” “İstediği kadar bağırsın, kimse ona inanmaz.” Bir de Kerem’in benim çocuk sahibi olamayacağımı kanıtlamak için kullandığı sahte sağlık raporları vardı. Cansu’nun, iş dünyasındaki tanıdıklara benim hakkımda “başarısız ve kin dolu kadın” dedikoduları yaymasını önerdiği mesajlar… Davetteki herkes her şeyi gördü. Arslan Holding’in yönetim kurulu da ön sıralarda oturuyordu. Kerem’in babası, Nihat Bey, yavaşça ayağa kalktı. Yüzü utançtan kıpkırmızıydı. — Elif’in vakfını mı kullandın sen? — Baba, açıklayabilirim… — Demir ailesine ait belgelerde sahtecilik mi yaptın? Cansu ağlamaya başladı. — Biz sadece birlikte olmak istedik… Sema Hanım ona, beyaz bir elbisenin altındaki pisliği görmüş gibi baktı. — O kolyeyi çıkar. O kolye Elif’indı. Cansu ellerini boynuna götürdü. İki güvenlik görevlisi yanlarına yaklaştı. Ve tam o anda Cansu çöktü. — Kerem bana Elif’in tamamen bittiğini söyledi! diye bağırdı. Hesaplardan hiçbir zaman anlamayacağını, şirkete geri dönemeyeceğini, artık önemsiz biri olduğunu söyledi! Kerem öfkeyle ona döndü. — Sus artık! Ama artık iş işten geçmişti. O gece düğün iptal edildi. Pazartesi günü Kerem, soruşturma süresince genel müdürlük görevinden uzaklaştırıldı. Cuma günü ise çalınan belgeler, sahte onaylar ve banka hareketleri savcılığın eline ulaşmıştı. Kerem benimle anlaşmaya çalıştı. Önce para teklif etti. Sonra benimle görüşmek istedi. Ardından kızımızın velayeti için savaşacağını söyledi. Ama hâkim; onun kamuoyuna söylediği yalanları, yaptığı dolandırıcılığı ve öz kızının hakkı olan mal varlığını bile saklamaya çalıştığını gördü. Sonuç olarak sadece gözetimli görüş hakkı alabildi. Altı ay sonra, Kerem’in “asla sende kalmaz” dediği boğaz manzaralı dairenin balkonunda duruyordum. Kızım kollarımda huzurla uyuyordu. Sıcacık, sakin ve güvendeydi. Arslan Holding’in yönetimi değişmişti. Para yeniden vakfa aktarılmıştı. Cansu’nun pırlantaları açık artırmada satılmış, geliri hukuk mücadelesi veren kadınlara bağışlanmıştı. Kerem ise Maslak’ta küçük bir kiralık dairede yaşıyor, mahkeme gününü bekliyor ve artık hiçbir kapıyı açmayan soyadına tutunmaya çalışıyordu. Telefonum titredi. Mesaj ondan gelmişti. “Beni mahvetmeye değer miydi?” Kızımın yüzüne baktım ve hiçbir nefret hissetmedim. Sadece huzur. Ona kısa bir cevap yazdım: “Kendini sen mahvettin. Ben sadece kanıtları sakladım.”
Benzer Galeriler
-
Zengin bir iş adamı, evsiz bir çocuğu lüks bir restorandan atmaya çalıştı
-
MİLYARDER HİZMETÇİSİNİ KOVMAK İÇİN ACELEYLE EVE GİDİYOR
-
BU BOĞAYI EVCİLLEŞTİREBİLENE 100.000 EURO!” — zengin toprak sahibi parayı içeren zarfı başının üzerine kaldırarak yüksek sesle bağırdı
-
Kocam, annesinin evimize taşınmasına ve her şeye hâkim olmasına izin vermeyi reddettiğim için bana vurdu.
-
Ağrım henüz fiziksel acının başaramadığı bir şekilde içimi parçalamıştı
-
Kocam her gece şafak vakti 35 yıl boyunca kendini kilitlerdi


