DOLAR
Alış: 49.94
Satış: 50.14
EURO
Alış: 55.82
Satış: 56.04
GBP
Alış: 66.80
Satış: 67.30
44 Yaşındayım, Oğlumun Arkadaşı Eve Gelip Benden Bunu İstedi
- Kapıyı açtığımda karşımda oğlumun en yakın arkadaşını gördüm. Yüzü kıpkırmızıydı, elleri titriyordu. İçeri girmeden önce koridorun iki tarafına baktı ve kulağıma eğilerek, “Sevda teyze, sizden çok önemli bir şey isteyeceğim. Ama ne olur, önce beni dinleyin. Oğlunuzun bundan haberi yok,” dedi. Ne isteyeceğini duyduğumda ise olduğum yerde donakaldım. Ben 44 yaşında, eşinden altı yıl önce ayrılmış bir kadınım. Oğlum Doruk 23 yaşında. Üniversiteyi bitirdikten sonra bir şirkette çalışmaya başladı. Onun en yakın arkadaşı olan 25 yaşındaki Rüzgar’ı ise neredeyse ailemizden biri gibi görüyordum. Rüzgar uzun boylu, sakin konuşan, her zaman saygılı davranan bir gençti. Babasını küçük yaşta kaybetmiş, annesiyle büyümüştü. Bizim eve sık sık gelir, oğlumla yemek yer, bazen gece geç saatlere kadar sohbet ederdi. Ama o gün karşımda duran Rüzgar, tanıdığım gençten çok farklıydı. “Önce içeri gel,” dedim. Salona geçti. Oturmasını söyledim ama ayakta kalmayı tercih etti. “Sevda teyze, sizden bir geceliğine benimle gelmenizi istiyorum.” Kaşlarımı çattım. “Nereye?” “Annemin evine. Ama sizden bir ricam daha var. Anneme benim hayatımdaki özel biriymişsiniz gibi davranmanızı istiyorum.” Bir an yanlış duyduğumu düşündüm. “Rüzgar, sen ne söylediğinin farkında mısın?” “Biliyorum, kulağa çok tuhaf geliyor. Ama başka kime güveneceğimi bilemedim.” Sesindeki çaresizlik beni durdurdu. “Bana her şeyi baştan anlat.” Derin bir nefes aldı. Annesi iki ay önce ciddi bir ameliyat geçirmişti. İyileşme sürecinde oğlunun yalnız kalmasından endişeleniyor, sürekli onun evlenmesini istediğini söylüyordu. Rüzgar ise annesini üzmemek için hayatında biri olduğunu söylemişti. “Peki neden ben?” diye sordum. Başını eğdi. “Çünkü anneme sizi anlattım. Ne kadar güçlü, iyi kalpli ve anlayışlı olduğunuzu söyledim. O da sizi tanımak istedi.” Şaşkınlığım giderek artıyordu. “Ben senden on dokuz yaş büyüğüm. Üstelik oğlumun arkadaşısın!” “Biliyorum. Sizden gerçekten sevgilim gibi davranmanızı istemiyorum. Sadece annemle tanışıp ona iyi olduğumu göstermenizi istiyorum.” Bir süre sessiz kaldım. “Yalan söyleyerek anneni mutlu edemezsin,” dedim. “Öyleyse benimle gelin ve gerçeği birlikte anlatalım. Tek başıma cesaret edemiyorum.” Bu sözleri beklemiyordum. Tam cevap vereceğim sırada telefonum çaldı. Arayan Doruk’tu…
- Telefonu tereddütle açtım. “Anne, neredesin? Eve uğrayacaktım ama dükkanda işler uzadı, geç geleceğim merak etme,” dedi Doruk’un aceleci sesi. “Tamam oğlum, dikkat et,” diyebildim sadece. Kalbim boğazımda atıyordu. Karşımda duran Rüzgar, Doruk’un en yakın arkadaşı, gözlerimin içine yalvarır gibi bakıyordu. Telefonu kapattıktan sonra aramızda ağır bir sessizlik oldu. “Tamam,” dedim sonunda. “Anneni hayal kırıklığına uğratmayacağız. Ama bu son, Rüzgar. Kapıdan girdiğimiz an bu oyun biter ve gerçeği uygun bir dille kendisine anlatırız.” Rüzgar’ın yüzünde yorgun ama minnet dolu bir gülümseme belirdi. Yarım saat sonra, şehrin sakin mahallelerinden birindeki müstakil bir evin kapısındaydık. Rüzgar cebinden anahtarı çıkardığında elleri hâlâ titriyordu. İçeri girdiğimizde, evin mis gibi ıhlamur ve tarçın koktuğunu fark ettim. Salonun koza gibi sıcak havasında, koltuğa yaslanmış narin yapılı bir kadın bize bakıyordu. Rüzgar’ın annesi Nermin Hanım’dı. Ameliyattan sonraki solgunluğu yüzünden hâlâ okunuyordu ama gözlerindeki o anaç ışık sönmemişti. Rüzgar beni tanıtırken sesi ilk defa bu kadar sakindi: “Anneciğim… Sana bahsettiğim kişi, Sevda.” Nermin Hanım başını kaldırdı, gözleriyle beni baştan aşağı süzdü. İçimde alev alev yanan bir suçluluk duygusu vardı. Bir annenin kalbini kandırmak ne kadar doğruydu? Ama kadın gülümsedi. O yorgun yüzü, birdenbire aydınlandı. “Hoş geldin kızım,” dedi zayıf ama sıcak bir sesle. “Rüzgar senden o kadar çok bahsetti ki… Sonunda tanışabildiğimize çok sevindim.” Yanıma yaklaştı, ellerimi tuttu. Ellerli buz gibiydi ama sımsıkı kavradı beni. O an anladım; Nermin Hanım sadece bir gelin aramıyordu. O, oğlunun yalnızlığından, bu dünyada tek başına kalmasından korkan bir anneydi. Ve Rüzgar, annesinin son günlerini huzurlu geçirmesi için bu çaresiz yalana sığınmıştı. Akşam boyunca birlikte yemek yedik. Nermin Hanım geçmişten, Rüzgar’ın çocukluğundan bahsetti. Ben ise zarif, ölçülü ve şefkatli bir kadın rolünü oynamaya çalıştım. Ama içeride, göğsümün kafesinde çarpan kalbimin bu rolden çok daha fazlasını hissettiğini fark etmek beni korkutuyordu. Rüzgar’ın bana bakışlarındaki o derin hayranlık, sadece bir “arkadaş annesi”ne duyulan saygıdan çok öteydi. Bunu o an, mutfakta su bardaklarını hazırlarken yanıma geldiğinde bizzat itiraf etti. “Sevda…” dedi fısıltıyla, tezgahın kenarına yaslanarak. “Biliyorum, deli saçması bu yaptığım. Yaş farkımız var, Doruk’un arkadaşıyım… Ama sana olan hayranlığımı bastıramıyorum.” Nefesim kesildi. Elimizdeki bardak tezgaha hafifçe çarptı. “Rüzgar, kendine gel,” dedim titreyen ama sert bir sesle. “Biz ne yapıyoruz? Bu bir yalan, geçici bir oyun…” “Oyun değil,” dedi gözlerini kaçırmadan. “Aylardır, belki de yıllardır sana olan duygularımı kalbime gömmeye çalışıyorum. Annem sadece bir bahaneydi… Seni yakından tanımak, seninle aynı havayı solumak için bulduğum tek çareydi.” O an dünya etrafımda döndü. Kırk dört yaşında, hayatın sillesini yemiş, boşanmış bir kadın olarak böyle bir tutkuyla karşılaşmayı asla beklemiyordum. İçimdeki o uzun yıllardır kilitli kalan kadın ruhu, birdenbire uyanmıştı. Gece yarısına doğru evden ayrıldık. Rüzgar beni eve bıraktığında araba uzun süre sessizce çalışır vaziyette kaldı. Hiçbir şey söylemedik ama kelimelere gerek kalmamıştı. Eve girdiğimde Doruk henüz gelmemişti. Odama çekildim, yatağıma uzandım ama sabaha kadar tavanı seyrettim. Ertesi gün her şey değişti. Rüzgar, Nermin Hanım’a gerçeği yavaş yavaş, kalbini kırmadan anlatmaya karar vermişti; çünkü Nermin Hanım ameliyattan sonra aslında oğlunun hayatında güçlü ve olgun bir kadın olduğunu bildiği için zaten huzur bulmuştu. Ama asıl kopuş bizim evimizde yaşandı. Birkaç gün sonra Doruk, akşam yemeğinde heyecanla masaya oturdu. “Anne, size bir şey söyleyeceğim,” dedi. “Rüzgar var ya… Hani benim en yakın arkadaşım. Meğer uzun süredir hayatında çok özel biri varmış. Dün akşam bana anlattı, çok şaşırdım ama çok mutlu oldum.” Elimdeki su bardağı masaya çarptı. Kalbim kulaklarımda atıyordu. “Öyle mi?” diyebildim sadece, sesimin titremesini gizlemeye çalışarak. Doruk gülümsedi. “Evet anne. Aralarındaki yaş farkı falan umurumda değil, Rüzgar’ın gözlerindeki o mutluluğu uzun zamandır görmemiştim.” O an pencereden dışarı baktığımda, sokak lambasının sarı ışığı altında Rüzgar’ın durduğunu gördüm. Göz göze geldik. Başını hafifçe salladı. Kırk dörttüm. Hayatın bana artık hiçbir sürpriz yapamayacağını sandığım bir anda, en yasak, en imkansız ama en canlı köşesinden yeniden başlamıştım. O kapı çalındığında hayatımın alt üst olacağını sanmıştım, meğer altüst olan değil, nihayet yerine oturan şey hayatımın ta kendisiymiş.
Benzer Galeriler
-
Mucize Meyve Cennet Hurması Hakkında Bilinmeyen Gerçekler
-
Benim adım Feraye. Yirmi dört yaşındaydım ve doğduğum günden beri aynı köyde yaşıyordum
-
45 Yaşında ki Hayriye Fıkrası
-
44 Yaşındayım, Oğlumun Arkadaşı Eve Gelip Benden Bunu İstedi
-
İsrailli Kadın Asker
-
İki yıl boyunca yaşlı komşuma yemek götürdüm. Ama o, beni bir kez bile evinin giriş kapısından içeri almadı. Öldüğünde ve sonunda dairesine girdiğimde, yatağının üzerinde kendi adımı yazılı buldum… İşte o an, götürdüğüm her tabak yemeğin aslında büyük bir sırrı yıllarca hayatta tuttuğunu anladım. Ailesi onu hiç ziyaret etmiyordu. Komşular onu görmezden geliyordu. Ben ise sadece akşam yemeklerini tek başına yemek zorunda kalmasın istemiştim.


