DOLAR
Alış: 45.11
Satış: 45.29
EURO
Alış: 53.05
Satış: 53.27
GBP
Alış: 61.32
Satış: 61.77
ANKARA
ADANA
ADIYAMAN
AFYON
AĞRI
AKSARAY
AMASYA
ANKARA
ANTALYA
ARDAHAN
ARTVİN
AYDIN
BALIKESİR
BARTIN
BATMAN
BAYBURT
BİLECİK
BİNGÖL
BİTLİS
BOLU
BURDUR
BURSA
ÇANAKKALE
ÇANKIRI
ÇORUM
DENİZLİ
DİYARBAKIR
DÜZCE
EDİRNE
ELAZIĞ
ERZİNCAN
ERZURUM
ESKİŞEHİR
GAZİANTEP
GİRESUN
GÜMÜŞHANE
HAKKARİ
HATAY
IĞDIR
ISPARTA
İSTANBUL
İZMİR
KAHRAMANMARAŞ
KARABÜK
KARAMAN
KARS
KASTAMONU
KAYSERİ
KIRIKKALE
KIRKLARELİ
KIRŞEHİR
KİLİS
KOCAELİ
KONYA
KÜTAHYA
MALATYA
MANİSA
MARDİN
MERSİN
MUĞLA
MUŞ
NEVŞEHİR
NİĞDE
ORDU
OSMANİYE
RİZE
SAKARYA
SAMSUN
SİİRT
SİNOP
SİVAS
ŞANLIURFA
ŞIRNAK
TEKİRDAĞ
TOKAT
TRABZON
TUNCELİ
UŞAK
VAN
YALOVA
YOZGAT
ZONGULDAK
Ana Sayfa
Foto Galeri
6.05.2026
38 yaşındayım. İkinci evliliğini yapmış bir anneyim
- 18 yaşındaki kızımla ikinci eşimin her akşam baş başa yemeğe çıkması içimi kemiriyordu… ama o akşam onları gizlice takip edip o eski deponun kapısını araladığımda, gördüğüm manzara karşısında utançtan yerin dibine girdim. 38 yaşındayım. İkinci evliliğini yapmış bir anneyim. Benim durumumdaki çoğu kadın, yeni kocasının genç kızıyla aynı evde nasıl bir denge kuracağını düşünür. Onların bir olup kendisinden sır saklamasını değil. Hele her akşam gizemli bir şekilde ortadan kaybolmalarını hiç değil. Ama benim başıma gelen tam olarak buydu. Kızımın adı Derin. Yeni eşimin adı Selim. Evlendiğimizde Derin onu hiç istememişti. “Sen benim babam değilsin,” diye bağırıp odasına kapanırdı. Selim ise hep sabırlıydı. Sonra bir gün her şey aniden değişti. Buzlar eridi. Fısıldaşmalar, mutfakta gizli gülüşmeler başladı. Ve o tuhaf rutin ortaya çıktı. Her akşam saat tam altıda Derin hazırlanıyor, Selim ceketini alıyordu. “Biz köşedeki dönerciye gidiyoruz hayatım, sen dinlen,” diyorlardı. Beni hiç çağırmıyorlardı. İlk başlarda sevindim. Baba-kız bağı kuruyorlar sandım. Ama bu istisnasız her gün tekrarlanmaya başladı. Kimse bana bir şey söylemiyordu, etrafımdaki kimse durumun garipliğini fark etmiyordu. Ama benim içimde o zehirli tohum çoktan filizlenmişti. Kendi kendimi yiyip bitiriyordum. Geceleri uyuyamıyor, zihnimde dönüp duran o karanlık, korkunç ihtimallerden iğreniyordum. Ama o şüpheyi söküp atamıyordum. Neden sürekli baş başalardı? Neden her akşam aynı saatte aynı yere gidiyorlardı? Neden o kapı kapandığı an ikisinin de yüzünde o tuhaf sırıtış oluyordu? Bir akşam dayanamadım. Onlar evden çıktıktan beş dakika sonra peşlerinden sokağa fırladım. Kalbim yerinden çıkacak gibi atıyordu. Köşedeki dönerciye girdiler. Fakat masaya oturmadılar. Siparişi paket yaptırıp hızla oradan ayrıldılar. Arka sokaklara doğru yürümeye başladılar. Ben de gölgelere saklanarak onları takip ettim. Şehrin kenarında, eski sanayi sitesinin o sessiz sokaklarından birine saptılar. Sonunda kepenkleri yarıya kadar inik, eski bir dükkanın önünde durdular. İçeri süzüldüler. Oda ışıksızdı. Ellerim titreyerek o paslı kepengin altından eğildim ve içeri baktım… Gergindim. Belki de hayatımda hiç olmadığım kadar. Derin bir nefes aldım. İçerideki cılız sarı lamba yandı. Ve sonra onu gördüm. O dükkanın ortasında duran şeyi. Asla beklemediğim o şeyi. Bir adım geri çekildim….
- Oda taze boya kokuyordu. Dükkanın ortasında duran masada döner paketleri açıktı. Selim, elinde bir matkapla tahta rafları duvara monte ediyordu. Derin ise boya lekeleri içindeki kıyafetleriyle, dükkanın camına büyük harflerle o yazıyı yazıyordu. Gözlerimi kırpıştırdım, manzaranın bir rüya, zihnimin bana oynadığı bir oyun olup olmadığını anlamaya çalıştım. Ama hayır, her şey fazlasıyla gerçekti. Talaş ve taze boya kokusu burnuma doluyordu. Duvarda asılı duran pano, benim yıllar önce “Bir gün kendi mekânım olursa böyle tasarlayacağım” diyerek bir peçeteye çizdiğim o eski krokinin ta kendisiydi. Kepengin altında öylece diz çökmüş, titreyen ellerimle soğuk metali kavramışken hıçkırığıma engel olamadım. Sesim boş, yankılı dükkanın içinde küçük bir çatırtı gibi yayıldı. Matkabın sesi aniden kesildi. Selim omzunun üzerinden kapıya doğru baktı. Derin’in elindeki boya fırçası havada asılı kaldı. İkisi de beni gördüklerinde önce donup kaldılar. Sonra Selim’in yüzüne o tanıdık, şefkatli gülümsemesi yayıldı. Matkabı kenara bıraktı ve üstündeki tozları silkeleyerek bana doğru yürüdü. Kepengi yukarı doğru iterek tamamen açtı. Sokağın o soğuk havası içeri dolarken, ben kendi karanlığımdan aydınlığa çıkmış gibi hissediyordum. “Erken geldin hayatım,” dedi Selim usulca. “Biz daha tabelayı bitirememiştik. Açılış sürprizi için hafta sonunu bekliyorduk.” Zorlukla ayağa kalktım. Ayaklarım geri geri gidiyordu. Boynuma kadar kızardığımı, kendimden nasıl nefret ettiğimi onlara belli etmemeye çalışarak içeri adım attım. Etrafıma baktım. Yıllardır biriktirdiğim, kenarları kıvrılmış o eski tarif defterlerim tezgâhın üzerine özenle dizilmişti. Benim yıllardır imkânsızlıklar yüzünden içimde ukde kalan o hayalimdeki pastane, şu an etten ve kemikten bir gerçekliğe dönüşmüştü. “Siz…” diyebildim sadece, boğazımdaki düğüm daha fazlasına izin vermiyordu. “Siz burayı… benim için mi hazırlıyordunuz? Her akşam… bu yüzden mi ortadan kayboluyordunuz?” Derin fırçayı tenekenin üzerine bırakıp koşarak yanıma geldi. Boyalı elleriyle yanaklarımı tuttu. Gözleri sevgiyle parlıyordu. “Anne, sen yıllarca benim için kendi hayatını erteledin. Ben okuyayım, hiçbir eksiğim olmasın diye o pastane hayalinden hep vazgeçtin. Selim abi… O bir gün odama gelip bana senin o eski çizimlerini gösterdiğinde, ona ne kadar haksızlık yaptığımı anladım. Bana dedi ki, ‘Annenin hayallerini ve gülümsemesini geri getirmek için bana yardım eder misin?’ Biz de işbirliği yaptık.” Gözyaşlarım artık yanaklarımdan sel gibi akıyordu. Kızımın saçlarını öptüm, kokusunu içime çektim. O hastalıklı, karanlık, iğrenç şüphelerim aklıma geldikçe mideme kramplar giriyordu. Kendi kızımdan, bana hayatını adayan bu adamdan nasıl böyle bir şey bekleyebilmiştim? İnsan bazen kendi içindeki korkuların esiri olduğunda, en saf güzellikleri bile en büyük çirkinlikler gibi görebiliyordu. Selim arkadan yaklaşıp kollarını ikimize birden sardı. “Biliyorum, son zamanlarda senden çok sır sakladık. Seni evde yalnız bıraktık. Belki de çok kızdın bize,” dedi saçlarımı okşarken. “Ama o tabelayı asıp mekânın ismini sana gösterdiğimizde bütün bu yorgunluğa değeceğini biliyorduk.” Kollarımı sımsıkı onlara doladım. “Ben… Ben çok özür dilerim,” diye fısıldadım sadece kendimin duyabileceği bir sesle. Onlar bu özrü, onları yalnız bıraktığım ya da haksız yere kızdığım için dilediğimi sandılar. Asıl nedenini, o karanlık sokaklarda peşlerinde dolaşırken zihnimden geçen o zehirli, utanç verici düşünceleri hayatımın sonuna kadar bir sır olarak kendime saklayacaktım. O akşam, taze boya kokuları arasında, üzerleri talaş dolu o küçük dükkanda bağdaş kurup oturduk. Açık döner paketlerinden dürümlerimizi yedik. Gözlerimde yaşlar, dudaklarımda ise yıllardır unuttuğum o gerçek, huzurlu gülümseme vardı. Ben bir şeyden şüphelenmiştim evet; ama gerçek, hayal edebileceğim o en karanlık senaryo değil, hayatımın en aydınlık ve en güzel başlangıcıydı.
Benzer Galeriler
-
Aileme her ay tam seksen bin lira gönderiyordum
-
Düğününe sadece 1 saat kala, gelin Elif kırmızı gelinliğiyle Boğaz’a atladı.
-
O, oğluna süt dilenerek gelmişti; kadın ise bebeği kendi sütüyle besledi
-
Genç dul kadın, pazarda “işe yaramaz” bir ihtiyara para verdiği için herkes tarafından alay konusu oldu…
-
Büyük oğlum öldü – küçük oğlumu anaokulundan almaya gittiğimde
-
Bir kadın ve sevgilisi, kocasını uçurumdan iterek tüm mal varlığını ele geçirmeye karar verdiler


