- On bir yıl boyunca kayınbiraderim Kemal’in bize verdiği hiçbir sözü tutmadığını düşündüm. Ne zaman para istese mutlaka haklı görünen bir gerekçesi vardı. Kimi zaman arabası bozuluyor, kimi zaman ev kredisi ödemelerini yetiştiremiyor, bazen de beklenmedik sağlık veya ev masrafları ortaya çıkıyordu. Her defasında, “Ayağa kalkar kalkmaz size olan borcumu eksiksiz ödeyeceğim.” diyordu. Eşim Murat, kardeşine her zaman inanmak istiyordu. Yardım etmeyi seven, ailesine bağlı bir insandı. İlk yıllarda ben de onun gibi düşünüyordum. Sonuçta aile zor günlerde birbirine destek olmalıydı. Ancak yıllar geçtikçe Kemal’in borçlarını ödemeye hiç niyeti olmadığını düşünmeye başladım. Murat ise yatak odasındaki çekmecesinde küçük bir defter saklıyordu. Kemal’e verdiğimiz her parayı tarih ve miktarıyla tek tek not etmişti. Bir gün ona neden hâlâ bu kayıtları tuttuğunu sordum. “Bunun artık parayla ilgisi yok.” dedi. “Peki neyle ilgili?” “Verilen sözle.” Aslında onu en çok üzen şey para değil, kardeşinin güvenini sarsmış olmasıydı. İlginç olan ise Kemal’in eşi Zehra’nın bu borçlardan hiç söz etmemesiydi. Son derece iyi niyetli, düşünceli ve fedakâr bir kadındı. Aile yemeklerinde herkesin tabağını doldurmadan kendisi sofraya oturmazdı.
- Bazen Kemal’in bizden sürekli borç aldığını gerçekten bilip bilmediğini merak ediyordum. Çünkü para konusu açıldığında Kemal hemen konuyu değiştiriyordu. Yıllar içinde artık borçlarımızı geri alamayacağımızı kabullendik. Bir cuma akşamı Kemal aradı. Telefon görüşmesinde ilk kez farklı konuşuyordu. “Artık çözmem gereken bir konu var.” dedi. Telefon kapandıktan sonra Murat uzun zamandır ilk kez umutlandı. “Belki gerçekten borcunu ödemeye hazırdır.” Ertesi akşam bir şişe içecekle onların evine gittik. Zehra bizi her zamanki sıcaklığıyla karşıladı. Ancak yüzündeki yorgunluk dikkatimi çekti. Akşam yemeği boyunca herkes normal görünmeye çalışıyordu. Yemekten sonra Murat sonunda konuya girdi. “Demek söylemek istediğin bir şey vardı.” Kemal başını salladı. “Borçlarımı ödedim.” Murat şaşkınlıkla güldü. “Bir kuruş bile ödemedin.” Kemal ise sakinliğini bozmadı. “Borçlarımın tamamını ödedim.” “Nasıl?” “Şimdilik açıklayamam.” Bu cevap Murat’ı daha da öfkelendirdi. O akşam gergin bir şekilde evden ayrıldık. Bir hafta sonra acı haber geldi. Zehra aniden hayatını kaybetmişti. Cenazenin ardından Kemal bizi kenara çekti. Bu kez cenaze masraflarını karşılayacak parası olmadığını söyledi. İstediği miktar, şimdiye kadar talep ettiği en yüksek meblağdı. İçimden reddetmek geçti. Ama eşini yeni kaybetmiş bir insana sırt çevirmek de vicdanıma sığmıyordu. Murat bana baktı. Sessizce başımı salladım. Parayı verdik. Bir hafta sonra Kemal tekrar aradı. Kendisi resmi bir görüşmeye gideceğini, evin anahtarının saksının altında olduğunu söyledi. Bizden birkaç eşyasını hazırlamamızı rica etti. Eve girdiğimizde Murat koridorda daha önce hiç açık görmediği bir odanın kapısını fark etti. İçeri girdiğimizde oldukça düzenli bir çalışma odasıyla karşılaştık. Masanın çekmecelerinde faturalar, banka evrakları ve dosyalar vardı. Derken siyah bir klasör bulduk. Üzerinde yalnızca tek kelime yazıyordu. Murat Klasörü açtığımızda ilk sayfada on bir yıl öncesine ait el yazısıyla yazılmış bir mektup vardı. “Sevgili Murat, Bu satırları okuyorsan artık gerçeği öğrenme zamanın gelmiş demektir.” Mektupta Kemal yıllar önce Zehra’nın ağır bir hastalığa yakalandığını anlatıyordu. Bizden aldığı her para önce onun tedavisinde kullanılmıştı. Her defasında borcunu ödeyeceğine gerçekten inanmıştı. Ancak hastane masrafları sürekli artınca verdiği sözleri yerine getirememişti. Bunun üzerine farklı bir karar almıştı. Her ay az da olsa para biriktirmeye başlamıştı. Klasörde bunun bütün kayıtları vardı. İlk ay yetmiş beş lira. Sonra elli lira. Bazen yüz lira. Bazı aylar hiçbir ödeme yapamamıştı. Ama ardından tekrar devam etmişti. On bir yıl boyunca tek bir ay bile tamamen vazgeçmemişti. Paralar uzun vadeli bir yatırım hesabında değerlendirilmişti. Zehra da her ödemenin yanına küçük notlar yazmıştı. “Eski takılarımı sattım.” “Bu ay tatili iptal ettik.” “Vergi iadesini doğrudan fona yatırdık.” “Önce Murat’ın hakkını ödeyeceğiz.” Gözlerim doldu. Onlar aslında hiç vazgeçmemişti. Klasörün son sayfasındaki hesap dökümünde yatırımın vadesinin dolduğu yazıyordu. Yıllar içinde elde edilen kazanç sayesinde hesapta, bize verdikleri sözün tamamını fazlasıyla karşılayacak kadar para birikmişti. Tam o sırada Kemal eve geldi. Bizi klasörle görünce durdu. Murat ona baktı. “On bir yıl boyunca gerçekten para biriktirdin mi?” Kemal sessizce başını salladı. “İlk yıl birkaç ay içinde ödeyebileceğimi sanıyordum.” “Ama Zehra’nın tedavisi uzadıkça verdiğim sözleri tutamaz oldum.” “Artık boş vaatlerde bulunmak istemedim.” “Bu yüzden kendi kendime yeni bir söz verdim.” “Sana olan borcumu tek seferde, eksiksiz ödeyecektim.” Elindeki küçük kutudan başka bir dosya çıkardı. Yatırım hesabının son dökümüydü. Vergiler düşüldükten sonra bile hem eski borçları hem de cenaze için verdiğimiz son parayı ödeyecek kadar para vardı. Sonra Murat’a Zehra’nın el yazısıyla yazılmış son mektubu verdi. Mektupta şu satırlar yer alıyordu: “Sevgili Murat… Belki yıllarca bize kırıldın. Ama attığımız her küçük adım senin adın içindi. Bize verdiğin destek sayesinde birlikte on bir yıl daha yaşayabildik. Bunun karşılığını ödemeden huzur bulamazdık.” Murat mektubu bitirdiğinde gözyaşlarını tutamadı. Çekmecesinde yıllardır sakladığı borç defterini çıkardı. Tek tek bütün sayfaları yırttı. Sonra kardeşine sarıldı. Bir ay sonra yatırım hesabındaki para resmen hesabımıza geçti. Kemal yalnızca aldığı parayı değil, kendi hesapladığı faiziyle birlikte tamamını gönderdi. Murat onu arayıp fazla para gönderdiğini söylediğinde Kemal gülümseyerek şu cevabı verdi: “Hayır.” “Bu sadece yıllar önce verdiğim sözü yerine getirmek.” O gün hepimiz önemli bir ders öğrendik. Bazen insanlar verdikleri sözü hemen yerine getiremez. Fakat sessizce, kimseye göstermeden o sözü tutabilmek için yıllarca mücadele edebilirler. Gerçek güven yalnızca söz vermekle değil, o sözü yerine getirebilmek için vazgeçmeden emek vermekle kazanılır. Ve bazen en büyük hata, bir insanın borcunu unuttuğunu sanmaktır. Oysa o kişi, yıllardır o borcu onuruyla ödeyebilmek için sessizce çalışıyor olabilir.

