DOLAR
Alış: 49.53
Satış: 49.72
EURO
Alış: 55.46
Satış: 55.68
GBP
Alış: 66.14
Satış: 66.63
ANKARA
ADANA
ADIYAMAN
AFYON
AĞRI
AKSARAY
AMASYA
ANKARA
ANTALYA
ARDAHAN
ARTVİN
AYDIN
BALIKESİR
BARTIN
BATMAN
BAYBURT
BİLECİK
BİNGÖL
BİTLİS
BOLU
BURDUR
BURSA
ÇANAKKALE
ÇANKIRI
ÇORUM
DENİZLİ
DİYARBAKIR
DÜZCE
EDİRNE
ELAZIĞ
ERZİNCAN
ERZURUM
ESKİŞEHİR
GAZİANTEP
GİRESUN
GÜMÜŞHANE
HAKKARİ
HATAY
IĞDIR
ISPARTA
İSTANBUL
İZMİR
KAHRAMANMARAŞ
KARABÜK
KARAMAN
KARS
KASTAMONU
KAYSERİ
KIRIKKALE
KIRKLARELİ
KIRŞEHİR
KİLİS
KOCAELİ
KONYA
KÜTAHYA
MALATYA
MANİSA
MARDİN
MERSİN
MUĞLA
MUŞ
NEVŞEHİR
NİĞDE
ORDU
OSMANİYE
RİZE
SAKARYA
SAMSUN
SİİRT
SİNOP
SİVAS
ŞANLIURFA
ŞIRNAK
TEKİRDAĞ
TOKAT
TRABZON
TUNCELİ
UŞAK
VAN
YALOVA
YOZGAT
ZONGULDAK
Ana Sayfa
Foto Galeri
23.10.2026
15 Yaşındaki Kızım Babasından Ağrılarını Saklıyordu, Hastanedeki Doktorun Sorusu Korkunç Gerçeği Ortaya Çıkardı
- Doktor, Selen’in cevabından sonra hemen konuşmadı. Bilgisayar ekranını kapatmadan önce bana baktı. Yüzündeki ifade değişmemişti ama odanın havası ağırlaşmıştı. “Selen,” dedim, sesimin titremesine engel olmaya çalışarak, “baban sana tam olarak ne söyledi?” Kızım dudağını ısırdı. “Annem öğrenirse yine kendini suçlar, dedi. Sonra bir daha ağrıdan bahsetmememi söyledi. Eğer söylersem senin işten izin almak zorunda kalacağını, para kaybedeceğimizi anlattı.” Gözyaşları yanaklarından süzülmeye başladı. “Anne, ben gerçekten geçer sandım.” Ona sarıldım. Omuzları kollarımın arasında titriyordu. O an Koray’a duyduğum öfkeyi bir kenara bırakmak zorundaydım. Önceliğim kızımın ne kadar zamandır acı çektiğini ve ona nasıl yardım edebileceğimizi öğrenmekti. Doktor sakin bir sesle araya girdi. “Önce Selen’in sağlık sorununu değerlendireceğiz. Ultrason bulguları sol yumurtalığında büyük bir kistik oluşum olduğunu düşündürüyor. Ayrıca çevresindeki dokularda dikkatle incelememiz gereken değişiklikler var. Bunun ne anlama geldiğini ek tetkikler olmadan kesinleştiremeyiz.” “Kötü bir şey mi?” diye fısıldadı Selen. “Henüz bilmiyoruz,” dedi doktor. “Ama ağrıların gerçek. Bunları ciddiye almamız gerekiyor.”
- Selen’in yüzünde garip bir ifade belirdi. Korkuyla karışık bir rahatlama. Sanki aylar sonra ilk kez biri ona yaşadıklarının hayal ürünü olmadığını söylemişti. Birkaç dakika sonra çocuk ve ergen hastalarla çalışan bir kadın doğum uzmanı geldi. Selen’in izin verdiği ölçüde geçmiş şikâyetlerini dinledi. Muayene bulgularını değerlendirdi. Ağrılarının ne zaman başladığını, son haftalarda nasıl değiştiğini sordu. Kızım konuşurken ben de dinliyordum. Okulda merdiven çıkarken durmak zorunda kaldığını, beden eğitimi derslerine katılamadığını, bazı geceler acıdan uyuyamadığını öğrendim. Bunların hiçbirini bilmiyordum. “Baban o gecelerde ne yapıyordu?” diye sordum. “Bazen kızıyordu. Bazen de sabah erkenden kalkacağını söyleyip odasına gidiyordu.” Doktor, Selen’in güvenli ve rahat hissetmesi için onunla kısa süre yalnız görüşmek istedi. Kızım kabul edince koridora çıktım. Duvara yaslanıp telefonumu elime aldım. Koray’dan üç cevapsız arama vardı. Ardından bir mesaj geldi. “Selen okuldan çıkmış. Nerdesiniz?” Cevap vermedim. Hastanenin sosyal hizmet biriminden biriyle görüşmek istediğimi söyledim. Bir süre sonra karşıma oturan sosyal hizmet uzmanı beni dikkatle dinledi. Kızımın bakımının geciktirilmesiyle ilgili endişemi, Koray’ın kendisine susmasını söylediğini ve eve döndüğümüzde nasıl tepki vereceğinden korktuğumu anlattım. “Önceliğimiz Selen’in tedavisi ve güvenliği,” dedi. “Ayrıca söylediklerini kendi ağzından, baskı hissetmeden dinlememiz önemli.” Selen’in görüşmede anlattıkları da kayıt altına alındı. Hastane, gerekli çocuk koruma değerlendirmelerini başlattı. Koray’a hemen haber verilmesinin bizim için risk oluşturup oluşturmayacağı ayrıca değerlendirildi. Bu sırada tıbbi incelemeler devam ediyordu. Akşamüstü uzman doktor yeniden yanımıza geldi. Ek görüntüleme ve muayene bulgularını açıklarken hiçbir şeyi hafife almadı. “Selen’in yumurtalığında, kan akımını ve çevre dokuları etkileyebilen büyük bir kistik oluşum var. Mevcut bulgular, yumurtalığın zaman zaman kendi etrafında dönmüş olabileceği ihtimalini de düşündürüyor. Bu nedenle cerrahi ekip tarafından gecikmeden değerlendirilmesi gerekiyor.” Dizlerimin bağı çözüldü. “Beş hafta önceki kontrol yapılsaydı…” diye başladım. Doktor sözümü dikkatle tamamladı. “Daha erken değerlendirilmesi önemli olabilirdi. Ama o tarihte yapılacak müdahalenin sonucu kesin olarak nasıl değiştireceğini söyleyemeyiz. Şu anda elimizdeki bulgulara göre hareket etmemiz gerekiyor.” Bu dürüstlük canımı acıttı. Yine de belirsizliği saklayan sahte bir güvenden daha iyiydi. Selen elimi tuttu. “Anne, ölür müyüm?” Gözlerimi onunkilere çevirdim. “Doktorların sana yardım etmesi için buradayız. Seni yalnız bırakmayacağım.” O gece hastaneye yatırıldı. Uzmanlar ağrısını kontrol altına almak ve durumunu yakından izlemek için tedavisini düzenledi. Cerrahi müdahalenin gerekli olduğuna karar verildiğinde Selen’e anlayabileceği bir dille bilgi verildi. Ben de doktorlarla görüştüm. Riskleri, olası sonuçları ve iyileşme sürecini dinledim. Koray ise telefon etmeyi sürdürüyordu. Gece yarısına doğru hastaneye geldiğini öğrendim. Güvenlik görevlisinin yanında beklerken yüksek sesle konuşuyormuş. “Ben babasıyım. Karımdan izin almak zorunda değilim!” Sosyal hizmet uzmanı ve görevli personel, durum değerlendirilirken onun Selen’in yanına kontrolsüz biçimde girmesine izin vermedi. Koray’la ilgili hukuki hak ve sorumluluklar yetkili birimlerce ele alınacaktı. Benim tek düşündüğüm, kızımın korku yaşamadan tedavi görebilmesiydi. Ertesi sabah ameliyat hazırlıkları tamamlandı. Selen sedyeyle götürülürken parmaklarını elime kenetledi. “Babam bana kızacak mı?” diye sordu. Bu soru içimdeki son şüpheyi de dağıttı. “Kızım, hastalandığın için kimsenin sana kızmaya hakkı yok. Sen yanlış bir şey yapmadın.” Selen’in gözlerinden iki damla yaş süzüldü. “Bunu daha önce söyleseydin keşke.” O sözleri ömrüm boyunca unutamayacaktım. Ameliyat saatler sürdü. Koridorda beklerken duvardaki saate bakıp durdum. Sonunda cerrah geldiğinde hemen ayağa kalktım. “Kızınızın ameliyatı tamamlandı,” dedi. “Kistik oluşuma müdahale ettik. Yumurtalığın kanlanmasıyla ilgili sorunlar da vardı. Dokuları mümkün olduğunca korumaya çalıştık. Bundan sonraki süreci takip edeceğiz.” “İyi olacak mı?” “Şu anda durumu stabil. İyileşmesini izleyeceğiz. Çıkarılan dokunun inceleme sonuçlarını da beklememiz gerekiyor.” Selen’i uyandırma odasında gördüğümde yüzü solgundu. Ama elimi tuttuğunu hissedince ağlamaya başladım. “Geçti mi?” diye mırıldandı. “En zor kısmı geride kaldı. Şimdi iyileşmeye odaklanacağız.” Sonraki günler kolay olmadı. Ağrıları hemen bitmedi. Zaman zaman korkuyla uyandı. Doktorlar tedavisini ve kontrollerini sürdürdü. Patoloji sonuçları geldiğinde kistik oluşumun iyi huylu olduğu anlaşıldı. Bu büyük bir rahatlamaydı. Ancak yaşadığı sorunun uzun süre ihmal edilmiş olması, doktorların iyileşmesini dikkatle izlemesini gerektiriyordu. Bu sırada Koray’la ilgili gerçekler de ortaya çıkmaya başladı. Beş hafta önceki hastane kaydında yalnızca kontrol önerisi yoktu. Doktorun Koray’a tetkiklerin önemini anlattığı ve yazılı bilgilendirme yapıldığı da belirtilmişti. Hastanenin kayıtları incelendiğinde Koray’ın kendisine verilen belgeyi teslim aldığı doğrulandı. Üstelik Selen’in anlattığı başka bir ayrıntı daha vardı. “Anne, o gün arabada bir kâğıt vardı,” dedi. “Babam onu okuyunca çok sinirlendi. Sonra çantasına koydu. Bana da eve gidince bunun hakkında konuşmayacağımızı söyledi.” O kâğıt, yapılması önerilen tetkiklerin yazılı olduğu bilgilendirme belgesiydi. Koray’la yaptığım ilk ciddi konuşma, hastanenin bir görüşme odasında gerçekleşti. Yanımda sosyal hizmet uzmanı bulunuyordu. Selen bu görüşmeye katılmadı. “Bunun bu kadar büyüyeceğini bilmiyordum,” dedi Koray. “Kontrol gerektiğini biliyor muydun?” Gözlerini kaçırdı. “Doktorlar her zaman bir sürü şey söyler.” “Koray, sana yazılı olarak bildirmişler.” “Ben önemli olmadığını düşündüm.” “Öyleyse neden Selen’e benden saklamasını söyledin?” Bir an sustu. “Sen zaten iş yüzünden gergindin. Evde yeni bir kriz istemedim.” Kelimeleri duyunca onun dünyasında neyin önemli olduğunu nihayet anladım. Kızımızın acısı değil, kendi huzuruydu. “Selen geceleri ağrıdan ağlamış,” dedim. “Ergenlik çağında çocuklar abartır.” “Ameliyat oldu, Koray.” Sesi kesildi. Ama özür dilemek yerine bana baktı. “Beni kötü baba gibi göstermeye çalışıyorsun.” O anda artık konuşmayı sürdürmenin anlamı kalmamıştı. “Bunun nasıl göründüğünle ilgisi yok. Selen’in yaşadıklarıyla ilgisi var.” Görüşmeyi bitirdim. Sonraki haftalarda avukatımla görüştüm. Selen’in sağlık kayıtları ve hastanenin çocuk koruma değerlendirmeleri yetkili süreçlerde ele alındı. Koray’ın bakım sorumluluğunu ihmal edip etmediğine ilişkin resmi inceleme başlatıldı. Velayet ve kişisel ilişki konusunda da mahkemeye başvurduk. İnceleme sonuçlanana kadar kızımın güvenliğinin korunması için geçici tedbirler istendi. Mahkeme, sunulan bilgiler doğrultusunda Selen’in benimle kalmasına ve babasıyla görüşmelerinin güvenliği gözeten koşullarda yürütülmesine karar verdi. Bu süreçte Selen’in yaşının ve görüşlerinin de dikkate alınması sağlandı. Hastaneden çıktıktan sonra doğrudan eski evimize dönmedik. İzmir’de kız kardeşimin evinde kaldık. Koray’a adresimizi paylaşmadan önce güvenliğimizle ilgili gerekli düzenlemeleri yaptık. Selen başlangıçta sürekli özür diliyordu. “Anne, burada fazla kalırsak teyzem rahatsız olur mu?” “Anne, ilaçlarım çok pahalı mı?” “Anne, beni doktora götürdüğün için işe geç mi kaldın?” Her sorunun arkasında aynı korku vardı: Birilerine yük olmak. Bir akşam mutfakta çay hazırlarken onu yanıma çağırdım. “Selen, sana bir şey söylemek istiyorum. Sen benim kızımsın. Hastalandığında seni doktora götürmek bir fedakârlık hesabı değil. Bu benim sorumluluğum. Senin ağrı çekmen kimseye borçlu olduğun anlamına gelmiyor.” Başını eğdi. “Babam hep herkesin bir bedel ödediğini söylerdi.” “Bazı şeylerin maddi bedeli vardır. Ama bir çocuğun sağlığı, sevgiyi hak edip etmediğine göre değerlendirilmez.” Uzun süre sustu. Sonra ilk kez kendi isteğiyle bana sarıldı. İyileşme aylar sürdü. Kontrolleri devam etti. Okuluna kademeli olarak döndü. Zaman zaman ağrıları oluyordu ama artık bunları gizlemiyordu. Çocuk ve ergen ruh sağlığı alanında çalışan bir uzmanla görüşmeye başladı. Babasının sözlerinin onda oluşturduğu suçluluk duygusunu anlamak ve kendini yeniden güvende hissetmek için zamana ihtiyacı vardı. Ben de kendi hatalarımla yüzleştim. Onu suçlamadan dinlemeyi, sadece iyi olduğunu söylemesiyle yetinmemeyi öğrendim. İşimin yoğunluğu, annelik sorumluluğumu ortadan kaldırmıyordu. Ama geçmişi sürekli kendimi cezalandırarak değiştiremeyeceğimi de anlamıştım. Koray’la boşanma sürecini başlattım. Kızımızın bakımının aksatılmasıyla ilgili inceleme ayrı yürütüldü. Yetkili makamlar, hastane kayıtlarını, doktorların açıklamalarını ve Selen’in beyanlarını değerlendirdi. Koray’ın kontrol önerisinden haberdar olduğu, buna rağmen gerekli takibi sağlamadığı ve durumu benden sakladığı belgelerle ortaya kondu. Bunun tıbbi sonuçları hakkındaki değerlendirmeler ise bağımsız uzman raporlarına dayandırıldı. Aylar sonra Selen’le sahilde yürüyüşe çıktık. Deniz sakindi. Kızım eskisi kadar hızlı yürüyemese de yorulduğunda durup dinlenebiliyordu. Artık bunu yaparken mahcup olmuyordu. Bir banka oturduk. Çantasından küçük bir defter çıkardı. “Bugün psikoloğum bir şey yazmamı istedi,” dedi. “Ne yazdın?” Defteri açtı. Sayfanın ortasında tek bir cümle vardı. “Canım acıyorsa bunu söylemeye hakkım var.” Boğazım düğümlendi. “Çok doğru yazmışsın.” Selen denize baktı. “Eskiden güçlü olmak hiç şikâyet etmemek sanıyordum. Şimdi yardım istemenin de güçlü olmak olduğunu öğreniyorum.” Elini tuttum. O gün hastanedeki muayene masasının kenarında elime tutunuşunu hatırladım. O zaman parmakları korkudan titriyordu. Şimdi ise avucumu sakince sıkıyordu. “Anne,” dedi bir süre sonra, “sana bir şey söyleyebilir miyim?” “Her şeyi söyleyebilirsin.” “Bazen hâlâ ağrım oluyor. Geçer diye saklamak istemiyorum.” Gülümsedim. Onu dinledim ve bir sonraki kontrolünde bu şikâyeti doktoruyla da paylaşmamız gerektiğini konuştuk. O an anladım ki kızımın iyileşmesi yalnızca ameliyatla başlamamıştı. Gerçek iyileşme, korktuğu hâlde konuştuğu ve bir yetişkinin sonunda ona inandığı gün başlamıştı. Eskiden evimizde sessizlik huzur sayılırdı. Koray sorunlardan söz edilmediğinde her şeyin yolunda olduğunu düşünürdü. Oysa o sessizliğin içinde kızım tek başına acı çekmişti. Şimdi hayatımız farklıydı. Bazen zor konuşmalar yapıyor, bazen ağlıyor, bazen ne yapacağımızı bilemiyorduk. Ama artık hiçbirimizin iyiymiş gibi davranması gerekmiyordu. Selen başını omzuma yasladığında denizin üzerinde akşam ışıkları parlıyordu. Bana dönüp gülümsedi. “Anne, bugün gerçekten iyiyim.” Bu kez söylediklerine inanabiliyordum. Çünkü artık iyi olmadığı zaman da bana söyleyebileceğini biliyordu. Bir annenin çocuğuna verebileceği en büyük güvence, onun hiç acı çekmeyeceğine söz vermek değildi. Acı çektiğinde sesini duyacağına, ona inanacağına ve yardım almak için yanında duracağına söz vermekti. Ben de bundan sonra kızımın sesini hiçbir zaman görmezden gelmemeye kararlıydım.


