DOLAR
Alış: 48.93
Satış: 49.13
EURO
Alış: 55.04
Satış: 55.26
GBP
Alış: 64.53
Satış: 65.01
ANKARA
ADANA
ADIYAMAN
AFYON
AĞRI
AKSARAY
AMASYA
ANKARA
ANTALYA
ARDAHAN
ARTVİN
AYDIN
BALIKESİR
BARTIN
BATMAN
BAYBURT
BİLECİK
BİNGÖL
BİTLİS
BOLU
BURDUR
BURSA
ÇANAKKALE
ÇANKIRI
ÇORUM
DENİZLİ
DİYARBAKIR
DÜZCE
EDİRNE
ELAZIĞ
ERZİNCAN
ERZURUM
ESKİŞEHİR
GAZİANTEP
GİRESUN
GÜMÜŞHANE
HAKKARİ
HATAY
IĞDIR
ISPARTA
İSTANBUL
İZMİR
KAHRAMANMARAŞ
KARABÜK
KARAMAN
KARS
KASTAMONU
KAYSERİ
KIRIKKALE
KIRKLARELİ
KIRŞEHİR
KİLİS
KOCAELİ
KONYA
KÜTAHYA
MALATYA
MANİSA
MARDİN
MERSİN
MUĞLA
MUŞ
NEVŞEHİR
NİĞDE
ORDU
OSMANİYE
RİZE
SAKARYA
SAMSUN
SİİRT
SİNOP
SİVAS
ŞANLIURFA
ŞIRNAK
TEKİRDAĞ
TOKAT
TRABZON
TUNCELİ
UŞAK
VAN
YALOVA
YOZGAT
ZONGULDAK
Ana Sayfa
Foto Galeri
3.10.2026
“Anneciğim, sırtım acıyor! Babaannenin bana dokunmasına izin verme!”
- “Anneciğim, sırtım acıyor! Babaannenin bana dokunmasına izin verme!” Üç yaşındaki kızımın çığlıkları, gece saat 01.47’de evimizin sessizliğini paramparça etmişti. Yataktan fırlayıp odasına koştuğumda, Zeynep yatağında küçücük bir top gibi kıvrılmış, kontrolsüzce titriyordu. İki eliyle belinin arkasını tutuyor, o kadar hızlı nefes alıyordu ki boğulduğunu sanmıştım. “Bebeğim, ne oldu? Neren acıyor?” diye sorup kucağıma almak için uzandığımda, parmaklarım sırtına hafifçe değer değmez insanın kanını donduran bir çığlık atmıştı. Yanımda kocam Murat yüksek sesle homurdanıp gözlerini ovuşturmuş, “Selin, sustur şunu. Yarın sabah erkenden toplantım var,” diyerek arkasını dönmüştü. Bizi neredeyse zorla hastaneye götüren kayınvalidem Nermin ise acil servisin kapısında beklemeyi tercih etmişti. Muayene odasında nöbotçi doktor Zeynep’in gömleğini açtığında karşılaştığımız manzara dehşet vericiydi: Sırtında parmak izlerini andıran eski ve yeni morluklar ve sağ kürek kemiğinin altında derisinin derinliklerine gömülmüş kabarık, kızıl bir şişlik… Nermin içeri dalıp “Gömleğini giydir, eve götür!” diye bağırdığında doktor soğukkanlılıkla röntgen istemişti. Röntgen filmi ekrana düşüp doktor incelemeye başladığında odadaki herkes buz kesti. Radyoloji monitörünün soğuk mavi ışığı, Dr. Ortega’nın yüzündeki çizgileri derinleştiriyordu. Kızımın minik omurgasının sağ tarafında, yumuşak dokunun derinliklerine saplanmış net, parlak ve metalik bir nesne parıldıyordu. Bu sıradan bir yabancı cisim değildi. Düzgün, ince ve silindir şeklinde bir kapsüldü; tıpkı evcil hayvanlara takılan ya da yüksek güvenlikli tesislerde kullanılan mikroçiplere benziyordu. Doktor Ortega yavaşça arkasına döndü. Eldivenli ellerini birleştirdi, gözlerini doğrudan benim gözlerime dikti. “Selin Hanım,” dedi, sesi kısıktı ama her bir kelimesi odada balyoz gibi çınladı. “Bu bir cisim batması değil. Bu nesne cerrahi bir müdahaleyle, derinin altına kasten yerleştirilmiş. Dahası, dokunun etrafında eski cerrahi dikiş izlerinin kireçleşmiş kalıntıları var. Bu işlem aylar önce yapılmış ve vücut bunu zamanla dışarı atmaya çalışırken ciddi bir enfeksiyon gelişmiş.” Nermin’in arkamda hıçkırdığını duydum. Yüzündeki bütün renk çekilmiş, kireç gibi olmuştu. Bir adım geri attı, kaçmaya yelteniyordu ki Dr. Ortega kapıdaki hemşireye döndü: “Sessizce güvenlik polisini çağırın. Ve çocuk koruma birimine haber verin. Burada adli bir durum var.” “Hayıır!” diye çığlık attı Nermin. O anki sesi, bir kayınvalidenin değil, köşeye sıkışmış yırtıcı bir hayvanın çığlığıydı. “Anlamıyorsunuz! Siz hiçbir şey bilmiyorsunuz! O bizim torunumuz, ona zarar vermedik!” Ben ise donakalmış durumdaydım. Kızım Zeynep göğsüme sığınmış, gözlerinden süzülen yaşlarla bana bakıyordu. Sırtındaki o metalik parıltı, zihnimde yıllardır eksik olan parçaları bir an içinde birleştirmeye başladı. Zeynep doğduğunda Murat’ın ve annesinin gösterdiği o garip soğukluk… Kızımın altıncı ayında geçirdiği ve benim “sadece basit bir kist ameliyatı” sanarak imzaladığım belgenin ardından yaşananlar… Murat’ın beni kızımın medikal kayıtlarından uzak tutma çabaları… Ve en önemlisi, kayınpederim sekiz yıl önce gizemli bir şekilde ortadan kaybolduğunda, aile şirketinin tüm hisselerinin neden Zeynep’in adına değil de bir “gizli vasiyetnameye” bağlandığı… Zeynep’in o geceki acısı, ailemizde yıllardır saklanan iki kapkaranlık yalanın ilk perdesini aralamıştı. On dakika içinde iki polis memuru muayene odasına girdi. Nermin kaçmaya çalışırken hastane güvenliği tarafından durdurulmuştu. Ellerim titreyerek cebimden telefonumu çıkardım. Ses kayıt uygulamasını açtım. O an, bir anne olarak korkunun yerini yakıcı bir intikam ve koruma içgüdüsü almıştı. “Nermin Hanım,” dedim, sesim inanılmaz derecede sakindi. Bu sakinlik odadaki herkesi ürkütmüştü. “Doktor derinin altında bir cihaz buldu. Zeynep bana ‘Babaannenin bana dokunmasına izin verme, ceza alırım’ dedi. Kızımın derisinin altına ne soktunuz siz?” Polis memuru Nermin’in kolunu tutarken, kadın sinir krizi geçirmeye başladı. “Ben yapmadım! Murat yaptırdı!” diye haykırdı Nermin, gözleri yuvalarından fırlayacak gibi. “O çip… o çip vasiyetin anahtarı!” İşte ilk yalan dökülmüştü. “Ne vasiyeti?” diye sordum, telefonu ona biraz daha yaklaştırarak. “Baban!” diye hıçkırdı Nermin. “Kayınpederin ölmedi! Onu yok etmedik! Baban, Murat’ın şirketi batırdığını öğrendiğinde tüm servetini, biyolojik olarak kendi soyundan gelen ilk torununun adına cryptokodlu bir dijital kasaya kilitledi. Kasanın erişim çipi sadece o çocuğun dokusuyla uyumlu bir biyometrik mikroçipte saklıydı!” Sözler nefesimi kesti. Zihnim dönüyordu
- İkinci ve en büyük yalan tam da burada saklıydı. Kayınpederim sekiz yıl önce felç geçirip öldü denilerek sessizce defnedilmişti. Ama Nermin “Onu yok etmedik” derken ne demek istiyordu? Ve daha da önemlisi… Biyolojik soy mu? “Zeynep… Zeynep Murat’ın kızı değil mi?” diye fısıldadım. Nermin gözlerini kaçırdı, omuzları çöktü. Polis memurları bile duydukları karşısında donakalmıştı. “Murat kısırdı,” dedi Nermin, sesi artık bir fısıltıdan ibaretti. “Şirketin yönetimi ve babasının mirası elden gitmesin diye… senin hamile kalman gerekiyordu. Tüp bebek tedavisinde babasının dondurulmuş spermlerini kullandırdı. Zeynep, Murat’ın kızı değil… Murat’ın öz kardeşi, yani kayınpederinin kızı! Baban bunu öğrenince felç geçirmedi, Murat onu bir kliniğe kapattı. Mirasa erişmek için de Zeynep altı aylıkken o çipi sırtına ameliyatla yerleştirdik. Ama çip bozuldu, enfeksiyon yaptı… Murat çipi çıkartıp kasayı boşaltmak istiyordu, Zeynep bu yüzden ağlıyordu!” Dünya etrafımda ekseni etrafında dönmeyi bıraktı sanki. Kızım… benim minik Zeynep’im, bir miras kavgasının, akılalmaz bir soydaşlık skandalının ve tıbbi bir istismarın kurbanı yapılmıştı. Kocam sandığım adam, canavarın ta kendisiydi; beni bir kuluçka, kızımı ise bir kasa anahtarı olarak kullanmıştı. O an telefonumdaki kayıt düğmesini kapattım ve dosyayı anında kişisel bulut hesabıma yedekledim. Dr. Ortega vakit kaybetmeden Zeynep’i acil ameliyata aldı. Ameliyathane kapısının önünde beklediğim o iki saat, hayatımın en uzun iki saatiydi. Sabaha karşı saat 04.30’da Murat hastaneye koşarak geldi. Yüzünde yapmacık bir endişe maskesi vardı. “Selin! Ne oluyor? Annem aradı, polisler…” Sözünü bitirmesine izin vermedim. Oturduğum sandalyeden kalktım, gözlerinin içine baktım. O gözlerde artık bir zamanlar aşık olduğum adamı değil, bir yabancıyı, bir suçluyu görüyordum. “Zeynep ameliyatta,” dedim coldly. “Derisinin altındaki mikroçipi çıkarıyorlar. Hani şu babanın mirasına erişmeni sağlayacak olan çipi.” Murat’ın yüzü anında sarardı. “Ne… Sen ne saçmalıyorsun?” “Annem her şeyi anlattı Murat. Ses kaydı poliste. Babanın kapatıldığı klinikten, Zeynep’e yaptığınız o iğrenç müdahaleye kadar her şey.” Murat üzerime yürüyecek gibi bir adım attı ama arkamda beliren iki polis memurunu görünce olduğu yerde çakıldı. O anki çaresizliği, zavallılığı acınasıydı. İki saat sonra Dr. Ortega ameliyathaneden çıktı. Elindeki steril tüpün içinde, üzeri kanlı küçük bir metalik kapsül vardı. “Cerrahi operasyon başarılı geçti Selin Hanım. Enfeksiyonlu dokuyu temizledik, cihazı çıkardık. Zeynep çok güçlü bir kız. Birkaç gün içinde tamamen iyileşecek.” Gözyaşlarımı tutamadım. Kızımın kurtulduğunu bilmek, ruhumdaki o ağır yükü bir nebze olsun hafifletmişti. Günün ilk ışıkları hastanenin pencerelerinden içeri sızarken, Murat ve Nermin kelepçelenerek götürülüyordu. Polis ekipleri Nermin’in itirafı doğrultusunda özel bir sağlık merkezine baskın düzenlemiş, sekiz yıldır öldü sanılan ve ağır koşullarda tutulan kayınpederimi sağ olarak kurtarmıştı. Aylar süren soruşturmalar ve mahkemeler sonucunda Murat ve annesi, çocuk istismarı, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma, dolandırıcılık ve evrakta sahtecilik suçlarından en ağır cezalara çarptırıldılar. Zeynep ameliyattan sonra ilk kez gözlerini açtığında, odadaki güneş ışığı yüzüne vuruyordu. Yatağının kenarına oturdum, minik elini avuçlarımın arasına aldım. Artık sırtında o hain yük yoktu. “Anneciğim…” dedi kısılan sesiyle. “Artık canım acımıyor.” Onu eğilip alnından öptüm. “Biliyorum bebeğim. Artık hiç acımayacak. Hiç kimse sana bir daha asla dokunamayacak.” O gece yaşanan dehşet, hayatımı darmadağın etmiş gibi görünse de aslında karanlık bir zindanın kapılarını kırmıştı. Bazen en büyük kabuslar, insanı yıllarca koynunda beslediği yalanlardan uyandırmak için gerçekleşir. Zeynep’in sırtındaki o küçük yara izi, ailemizi yıkan yalanların değil; bir annenin cesaretinin, adaletin ve yeniden doğuşumuzun silinmez bir simgesi olarak kaldı. Zeynep artık güvendeydi ve biz, gerçeğin aydınlattığı yepyeni, temiz bir hayata ilk adımımızı atmıştık.


