Ana Sayfa 23.09.2026

70 YAŞINDA İLK KEZ UÇAĞA BİNDİM — YANIMDAKİ ADAM CÜZDANINDAN GENÇLİK FOTOĞRAFIMI ÇIKARINCA NEFESİM KESİLDİ.

2 / 2

“Bu yüzden onu sakladım. Seni unutmak için değil.”

Sonra cebinden başka bir fotoğraf çıkardı.

Benim düğün fotoğrafım.

Şaşkınlıkla baktım.

“Bunu nereden aldın?”

“Kasabadan eski bir arkadaştan.”

Bir an öfkelendim.

“Yıllarca beni mi takip ettin?”

“Hayıır.”

Başını sertçe salladı.

“Hayatına karışmadım. Evlenmiş olduğunu, çocukların olduğunu öğrendiğimde geri çekildim. Çünkü seni seviyorsam huzurunu bozmanın sevgi olmadığını anlamam gerekiyordu.”

Bu cümle beni susturdu.

Kemal de evlenmişti.

Eşini on yıl önce kaybetmişti.

Bir oğlu, iki torunu vardı.

Ben de Orhan’la kırk iki yıl evli kalmıştım.

Kocamı sevmiştim.

Çocuklarımız olmuştu.

Bir hayat kurmuştuk.

Ama karşımdaki adamı görünce içimdeki on dokuz yaşındaki kızın tamamen ölmediğini fark ettim.

“Peki bu uçak?” diye sordum.

“Tesadüf mü?”

Kemal hafifçe gülümsedi.

“Evet.”

İnanmadığımı görünce cebinden biniş kartını çıkardı.

“Torunumu görmeye gidiyorum. Senin bu uçakta olduğunu bilmiyordum.”

Gülmeden edemedim.

“Elli yıl sonra yan yana koltuklara düşmemiz biraz fazla tesadüf değil mi?”

“Belki hayatın mizah anlayışı vardır.”

İlk kez ikimiz de güldük.

Ama sonra Kemal’in yüzü ciddileşti.

“Fotoğrafı hâlâ taşımam seni rahatsız ettiyse…”

“Hayır.”

Fotoğrafa baktım.

Gençliğimdeki kendimi uzun zamandır bu kadar dikkatli incelememiştim.

O kızın ne kadar umutlu olduğunu unutmuşum.

Kemal fotoğrafın arkasını çevirdi.

“Beni bekle.”

“Bunu gerçekten benim için mi yazdın?”

“Evet.”

“Ben de bekledim.”

Kemal bana baktı.

“Ne kadar?”

“Öldüğünü öğrenene kadar.”

İkimizin de gözleri doldu.

Ama bu bir kavuşma hikâyesi değildi.

En azından elli yıl önce yarım kalmış bir aşkı kaldığı yerden devam ettirmek kadar basit değildi.

İkimizin de başka hayatları olmuştu.

Sevdiğimiz insanlar.

Çocuklarımız.

Kaybettiklerimiz.

Pişmanlıklarımız.

Uçak inişe hazırlanırken Kemal:

“İstersen indiğimizde bir kahve içebiliriz,” dedi.

Gülümsedim.

“Bu bir teklif mi?”

“Elli yıl gecikmiş bir konuşma.”

Bir süre düşündüm.

Sonra:

“Bir kahve olabilir.”

Uçaktan birlikte indik.

Havalimanındaki küçük kafeye oturduk.

İki saat boyunca gençliğimizi değil, hayatımızın geri kalanını anlattık birbirimize.

Orhan’dan bahsettim.

Onu nasıl sevdiğimi.

Öldüğü gün nasıl yalnız kaldığımı.

Kemal eşinden bahsetti.

Onunla kurduğu hayattan.

Hiçbirimiz geçmişte yaşamamış hayatların yasını tutmadık.

Çünkü ikimiz de bir şeyi anlamıştık.

Bazen ilk aşk, hayatının sonuna kadar yanında kalan kişi değildir.

Bazen sadece kalbinin gençken nasıl attığını sana hatırlatan kişidir.

Vedalaşırken Kemal fotoğrafı bana uzattı.

“Bunu artık sen almalısın.”

Başımı salladım.

“Hayır.”

“Niye?”

Fotoğrafı tekrar cüzdanına koydum.

“Elli yıl sen taşıdın. Biraz daha taşı.”

Gülümsedi.

Telefon numaralarımızı aldık.

Ama birbirimize büyük sözler vermedik.

Ne “kaybettiğimiz yılları telafi edeceğiz” dedik ne de geçmişi yeniden kurmaya çalıştık.

Çünkü kaybolan yıllar geri gelmezdi.

Ama kalan yıllar hâlâ bizimdi.

Havalimanından çıkarken ilk kez uçağa binmiş olmama gülümsedim.

Yetmiş yıl boyunca gökyüzüne çıkmamıştım.

Ama asıl yolculuğun bulutların üzerinde olmadığını o gün anladım.

Asıl yolculuk, elli yıl boyunca kapalı tuttuğum bir kapının yeniden açılmasıydı.

Ve hayat bana yetmiş yaşımda şunu öğretti:

Bazı insanlar hayatımıza geri dönmek için değil, geçmişte yarım kalan bir cümlenin son noktasını koymak için yeniden karşımıza çıkar.

Kemal benim gençliğimdi.

Orhan hayatımdı.

Ve ben ilk kez ikisini birbirine düşman etmeden hatırlayabildim.

Çünkü insanın kalbi, geçmişi silerek değil; ona doğru bir yer vererek huzura kavuşuyordu.

Üsteki Resimden Diğer Sayfaya Geçiş Yaparak Haberin Devamını Okuyabilirsiniz.

2 / 2
Tema Tasarım |