DOLAR
Alış: 48.67
Satış: 48.87
EURO
Alış: 55.88
Satış: 56.10
GBP
Alış: 65.03
Satış: 65.52
ANKARA
ADANA
ADIYAMAN
AFYON
AĞRI
AKSARAY
AMASYA
ANKARA
ANTALYA
ARDAHAN
ARTVİN
AYDIN
BALIKESİR
BARTIN
BATMAN
BAYBURT
BİLECİK
BİNGÖL
BİTLİS
BOLU
BURDUR
BURSA
ÇANAKKALE
ÇANKIRI
ÇORUM
DENİZLİ
DİYARBAKIR
DÜZCE
EDİRNE
ELAZIĞ
ERZİNCAN
ERZURUM
ESKİŞEHİR
GAZİANTEP
GİRESUN
GÜMÜŞHANE
HAKKARİ
HATAY
IĞDIR
ISPARTA
İSTANBUL
İZMİR
KAHRAMANMARAŞ
KARABÜK
KARAMAN
KARS
KASTAMONU
KAYSERİ
KIRIKKALE
KIRKLARELİ
KIRŞEHİR
KİLİS
KOCAELİ
KONYA
KÜTAHYA
MALATYA
MANİSA
MARDİN
MERSİN
MUĞLA
MUŞ
NEVŞEHİR
NİĞDE
ORDU
OSMANİYE
RİZE
SAKARYA
SAMSUN
SİİRT
SİNOP
SİVAS
ŞANLIURFA
ŞIRNAK
TEKİRDAĞ
TOKAT
TRABZON
TUNCELİ
UŞAK
VAN
YALOVA
YOZGAT
ZONGULDAK
Ana Sayfa
Foto Galeri
21.09.2026
KARIM EVE DÖRT SAAT GEÇ KALDI VE TELEFONU DOĞRUDAN SESLİ MESAJ SERVİSİNE DÜŞÜYORDU. SON ÇARE OLARAK KONUM TAKİP UYGULAMASINI AÇTIM — AMA GİTTİĞİM YERDE ONU NE YAPARKEN GÖRDÜĞÜMÜ ANLADIĞIMDA NEFES ALMAYI UNUTTUM.
- “Fakat odanın ortasında, çevresindeki her şeyi unutmuş gibi büyük bir dikkatle yaptığı şeye gözüm iliştiği anda olduğum yerde donup kaldım.” Şimal, büyük bir ahşap masanın başında oturuyordu. Ama önünde ne tıbbi malzemeler vardı ne de gizlice buluştuğu bir adam. Masanın üzerinde onlarca çocuk fotoğrafı, hastane bileklikleri, küçük not kâğıtları ve üzerinde isimler yazılı dosyalar duruyordu. Duvarın tamamıysa iplerle birbirine bağlanmış fotoğraflarla kaplıydı. İlk anda neye baktığımı anlayamadım. Sonra fotoğraflardan birindeki küçük kızı tanıdım. Yaklaşık iki ay önce Şimal bana ondan söz etmişti. Adı Yaren’di. Sekiz yaşındaydı. Uzun süredir hastanede tedavi görüyordu ve ailesinin maddi durumu çok kötüydü. Şimal o gün eve geldiğinde mutfak masasının başında oturmuş, neredeyse ağlayarak, “Bazı çocukların hastalıktan çok yalnızlıkla mücadele ettiğini görmek insanın içini parçalıyor,” demişti. Şimdi Yaren’in fotoğrafı duvarın tam ortasındaydı. Yanında başka çocuklar da vardı. Altlarında tarihler, ilaç isimleri, adresler ve bazı telefon numaraları yazılıydı. Ben kapının önünde nefesimi tutmuş bakarken Şimal masadaki küçük bir kutuyu açtı. Kutudan pembe bir oyuncak tavşan çıkardı. Tavşanın kulağını dikmeye başladı. İşte o an ağzımdan istemsizce tek kelime çıktı. “Şimal?” Elindeki iğne yere düştü. Başını hızla çevirdi. Yüzündeki ifade hayatım boyunca unutamayacağım türdendi. Önce korktu. Ardından suçüstü yakalanmış biri gibi gözlerini kapattı. “Sen burada ne yapıyorsun?” diye fısıldadı. “Ben mi?” Sesim düşündüğümden daha sert çıktı. “Dört saattir yoksun. Telefonun kapalı. Hastane eve gittiğini söylüyor. Polis bile aradım. Buraya kadar seni bulmaya geldim. Asıl sen burada ne yapıyorsun?” Şimal birkaç saniye konuşmadı
- Sonra kapıya baktı. “İçeri gel.” Odanın içine adım attığımda daha da tuhaf ayrıntılar fark ettim. Bir köşede paketlenmiş oyuncaklar vardı. Başka bir masada çocuk pijamaları, kitaplar, boya kalemleri ve küçük sırt çantaları duruyordu. Duvarın diğer tarafında ise zarflar asılıydı. Her birinin üzerinde bir çocuk ismi yazıyordu. “Burası ne?” Şimal derin bir nefes aldı. “Bunu sana söylememem gerekiyordu.” “Ne demek söylememen gerekiyordu?” “Çünkü söz verdim.” “Kimse sana kocandan gizli bir depoda gece yarısına kadar oturmanı şart koşamaz.” Şimal gözlerini bana çevirdi. “Bunu hastane yapmıyor.” O cümle beni daha da tedirgin etti. “Kim yapıyor o zaman?” Şimal sandalyelerden birini çekti. “Otur.” “Oturmayacağım.” “Lütfen.” Sesindeki yorgunluk öfkemi biraz olsun kırdı. Sonunda karşısındaki sandalyeye oturdum. Şimal ellerini birbirine kenetledi. “Üç yıl önce hastanede Arda adında altı yaşında bir çocuk vardı.” Bu ismi hiç duymamıştım. “Kanser tedavisi görüyordu. Annesi gece temizlik işine gidiyordu. Babası yoktu. Çocuk haftalarca hastanede kaldı. Doğum gününde kimse gelemedi.” Şimal yutkundu. “Ben de ona küçük bir oyuncak araba aldım.” Masadaki oyuncaklara baktım. “Sonra?” “Arda hayatını kaybetti.” Odanın sesi bir anda değişmiş gibiydi. Şimal devam etti. “Annesi cenazeden birkaç hafta sonra hastaneye geldi. Bana sarıldı ve ‘Oğlumun son doğum gününde yalnız olmadığını bilmek hayatım boyunca unutmayacağım tek güzel şey,’ dedi.” Şimal’in gözleri dolmuştu. “O gün bir şey yapmaya karar verdim.” Duvarı gösterdi. “Önce tek başıma başladım. Hastanede ailesi gelemeyen çocukların doğum günlerini öğreniyordum. Küçük hediyeler hazırlıyordum. Sonra birkaç hemşire daha katıldı. Ardından doktorlar. Sonra eski hasta yakınları.” “Peki burası?” “Bir yıl önce anonim bir bağışçı bu depoyu ücretsiz kullanmamıza izin verdi.” Ayağa kalkıp duvardaki fotoğraflara yaklaştım. Her şey yavaş yavaş anlam kazanıyordu. Ama hâlâ cevaplanmamış bir şey vardı. “Telefonunu neden kapattın?” Şimal’in yüzü değişti. İşte asıl mesele buydu. “Şimal?” Başını eğdi. “Çünkü son iki haftadır biri beni arıyor.” İçimdeki rahatlama bir anda yok oldu. “Kim?” “Bilmiyorum.” “Ne demek bilmiyorsun?” “Numaralar sürekli değişiyor.” Ayağa fırladım. “Ve bunu bana söylemedin mi?” “Başta saçma telefonlar sandım.” “Ne söylüyorlar?” Şimal bir an sustu. Sonra neredeyse fısıltıyla konuştu. “Bu işi bırakmamı.” Odaya uzun bir sessizlik çöktü. “Niye?” “Bilmiyorum.” “Polise gittin mi?” “Hayır.” “Şimal!” “Çünkü çocukların bilgileri burada. Bazı aileler kimliklerinin gizli tutulmasını istedi. Korktum.” Tam o sırada dışarıdan metal bir ses geldi. İkimiz de sustuk. Arka kapı hareket etmişti. Şimal bana baktı. Ben kapıya baktım. Bir gölge kapının önünden geçti. Telefonumu cebimden çıkardım. “Polisi arıyorum.” Şimal kolumu tuttu. “Bekle.” “Hayır.” Kapının arkasından bir erkek sesi geldi. “Şimal Hanım?” Tanımadığımız bir sesti. Şimal’in yüzü bembeyaz oldu. Adam içeri girdiğinde ellili yaşlarında, sade giyimli biriydi. Elinde büyük bir koli vardı. Beni görünce durdu. “Sanırım yanlış zamanda geldim.” “Sen kimsin?” dedim. Adam koliyi yere bıraktı. “Ben Fikret Karaca.” Şimal’in şaşkınlığı benimkinden büyüktü. “Fikret Bey?” Adam başını salladı. “Beni tanımıyorsunuz ama ben sizi tanıyorum.” Cebinden bir fotoğraf çıkardı. Fotoğrafta küçük bir erkek çocuğu vardı. Şimal fotoğrafı görür görmez ağzını kapattı. “Arda…” Adamın gözleri doldu. “Ben Arda’nın dedesiyim.” Şimal sandalyesine çöktü. Adam devam etti. “Kızımla yıllardır konuşmuyorduk. Torunum hastalandığında bile gururumdan yanlarına gidemedim. Arda öldükten sonra kızım bana sizin yaptığınız şeyi anlattı.” Koliyi işaret etti. “Bir yıldır buranın masraflarını ben karşılıyorum.” Şimal şaşkınlıkla baktı. “Anonim bağışçı siz miydiniz?” “Evet.” Ben araya girdim. “Peki telefonlar?” Adamın yüzü düştü. “Onları bugün öğrendim.” Meğer depoda yapılan yardımlar büyüdükçe çevrede bazı insanlar burayı para toplanan bir yardım kuruluşu sanmıştı. İçlerinden biri, bağışları kendi kontrolüne almak için Şimal’i korkutmaya çalışıyordu. Fikret Bey konuyu araştırmış, aramaların kaynağına ulaşmış ve elindeki bilgileri polise vermişti. “Bu gece size haber vermeye geldim,” dedi. Şimal başını ellerinin arasına aldı. Ben ise hâlâ ona bakıyordum. Dört saat boyunca aklımdan geçen bütün kötü ihtimallerden utanmaya başlamıştım. Ama bir yandan da öfkeliydim. Eve dönerken ikimiz de uzun süre konuşmadık. Sonunda kırmızı ışıkta durduğumuzda Şimal bana baktı. “Özür dilerim.” “Yaptığın şey için değil,” dedim. “Beni dışarıda bıraktığın için kızgınım.” Gözlerini kaçırdı. “Bunun benim yüküm olduğunu düşündüm.” “Elbette değildi.” Elini tuttum. “Evlilik dediğimiz şey sadece aynı evde yaşamak değil, Şimal. Korktuğunda da yanında birinin olduğunu bilmektir.” Sessizce ağlamaya başladı. Ertesi hafta o depoya yeniden gittim. Bu kez korkuyla değil. Elimde iki koli oyuncak vardı. Sonraki aylarda ben de yardım etmeye başladım. Kutuları taşıdım, oyuncakları tamir ettim, ailelere yemek götürdüm. Bir süre sonra o karanlık, tabelasız depo benim için dünyadaki en aydınlık yerlerden biri hâline geldi. Bir gece Şimal yine geç kaldı. Saat 21.00’i geçiyordu. Telefonuma bir mesaj geldi. “Bir saat gecikeceğim. Yaren’in doğum günü var.” Gülümsedim ve cevap yazdım: “Pastayı bensiz kesmeyin.” O gece şunu anladım: Bazen sevdiğimiz insanın bizden bir şey saklaması mutlaka kötü bir sır olduğu anlamına gelmez. Ama ne kadar güzel olursa olsun, tek başına taşınan her sır bir gün ağırlaşır. Ve evlilikte asıl mesele birbirimizin bütün sırlarını bilmek değil, o sırların yükünü paylaşabileceğimiz kadar güvenli bir yer olabilmektir.
Benzer Galeriler
-
KOMŞUM BAHÇEMDEKİ BÜTÜN MEYVELERİ TOPLAYIP GÖTÜRDÜ
-
82 YAŞINDAYIM, TEKERLEKLİ SANDALYEYE MAHKUMUM. BİR SABAH OĞLUM KARŞIMA GEÇİP, “ANNE, ARTIK BİZE YÜK OLUYORSUN. SENİNLE DAHA FAZLA İLGİLENEMEM,” DEDİ
-
YOKSUL BİR ÜNİVERSİTE ÖĞRENCİSİ, YAŞLI BİR KADININ EVİNİ AYLARCA TEMİZLEDİ AMA TEK KURUŞ BİLE ALAMADI… KADIN ÖLDÜKTEN SONRA KENDİSİNE BIRAKILAN MEKTUBU AÇTIĞINDA OLDUĞU YERDE DONUP KALDI.
-
ÜÇ OĞULDAN SONRA KOCAM SONUNDA KUCAĞIMA BİR KIZ BEBEK VERDİ
-
Arap milyonerle evlendi
-
Uçağa Binerken


