DOLAR
Alış: 48.35
Satış: 48.55
EURO
Alış: 56.26
Satış: 56.49
GBP
Alış: 65.40
Satış: 65.89
On yıl boyunca onunla karısıymışım gibi yaşadım
Pahalı bir yüzük de istemiyordum.
Sadece on yılın sonunda onun da beni gerçekten hayat arkadaşı olarak seçtiğini duymak istiyordum.
Güzel bir restoranda masa ayırttım.
Yemek sırasında bütün cesaretimi toplayıp sakin bir sesle sordum:
“Ozan, artık evlensek mi? Büyük bir düğün yapmak zorunda değiliz. Aile arasında küçük bir nikâh bile yeter.”
Bir anda sustu.
Çatalını masaya bıraktı.
Sonra kahkaha attı.
O kahkahayı hayatım boyunca unutacağımı sanmıyorum.
“Sevda, ciddi misin sen?”
“Evet.”
Başını iki yana salladı.
“Ben seninle evlenmeyeceğim.”
Sanki biri yüzüme tokat atmıştı.
“Neden?”
Sandalyesine yaslandı ve son derece rahat bir şekilde cevap verdi:
“Evlilik dediğin alt tarafı bir imza, bir kâğıt parçası. Biz zaten karı koca gibi yaşamıyor muyuz?”
Ardından birkaç cümle daha söyledi.
Ve o cümleler, son on yıldır ilişkimize ikimizin tamamen farklı gözlerle baktığını anlamama yetti.
Tartışma çıkarmadım.
Ağlamadım.
Yalvarmadım.
Sadece başımı sallayıp:
“Peki,” dedim.
Ozan hatta gülümsedi.
Konunun kapandığını sanıyordu.
Her zamanki gibi onun yanında kalacağımı düşünüyordu.
Evin, ortak banka hesabının, köpeğimizin ve on yıllık anılarımızın beni ona sonsuza kadar bağladığından emindi.
Ama o gece ilk kez Ozan’ın fikrini nasıl değiştireceğimi düşünmedim.
Onun yerine, beklemeyi bırakırsam hayatımın nasıl olacağını düşündüm.
Ertesi sabah Ozan mutfağa indiğinde masanın üzerinde bıraktığım kâğıdı gördü.
Önce gülümsedi.
Sonra okumaya başladı.
Ve yüzündeki ifade bir anda değişti.
Çünkü karşısında bir ayrılık mektubu yoktu.
Başka bir adama ait fotoğraf yoktu.
Tehdit de yoktu.
Sadece tek bir kâğıt vardı.
Ve önümüzdeki birkaç gün içinde yapmayı planladığım şeylerin sıralandığı kısa bir liste.
Ozan listeyi iki kez okudu.
Ardından on yıldır ilk kez bana, hiçbir yere gitmeyecek bir kadınmışım gibi değil…
Gerçekten kaybedebileceği biriymişım gibi baktı.
“Sevda… Bu da ne?”
Önüne kahvesini koydum.
“Sen söyledin,” dedim.
“Evlilik sadece bir kâğıt parçasıymış.”
Gözlerimin içine baktı.
Ama ilk kez verecek bir cevap bulamadı.
Asıl şaşırdığı şey ise listenin en altındaki son maddeydi.
O satırı okuduğu anda yüzünün rengi değişti.
Çünkü o zaman şunu anladı:
Ben bu kararı o gece vermemiştim.
Sandığından çok daha uzun zamandır sessizce hazırlık yapıyordum.
Ve listenin sonundaki o tek cümle, yalnızca ilişkimizin değil, yaşadığımız evin ve ortak kurduğumuzu sandığı hayatın da kaderini değiştirecekti…
“Asıl şaşırdığı şey ise listenin en altındaki son maddeydi. O satırı okuduğu anda yüzünün rengi değişti.”
Ozan’ın parmaklarının arasındaki kâğıt hafifçe titriyordu.
Listenin ilk maddesinde ortak banka hesabındaki kendi paramı kişisel hesabıma aktaracağım yazıyordu.
İkinci maddede kredi, elektrik, su ve internet gibi benim üzerime kayıtlı bütün ödemeleri yeniden düzenleyeceğim vardı.
Üçüncü maddede evdeki kişisel eşyalarımı ayıracağım yazıyordu.
Ama Ozan’ı asıl susturan en alttaki cümleydi:
“Cuma günü emlak danışmanıyla görüşülecek. Ev için satış süreci başlatılacak.”
Başını yavaşça kaldırdı.
“Sen evi mi satıyorsun?”
Kahvemden bir yudum aldım.
“Satmayı düşünüyorum.”
“Ama burası bizim evimiz.”
Bu söz ağzından çıktığında istemsizce gülümsedim.
“Bizim mi?”
Kaşları çatıldı.
“Sevda, saçmalama. On yıldır burada yaşıyoruz.”
“Doğru.”
“Ben bu eve para harcadım.”
“Ben de.”
“Birlikte yeniledik.”
“Evet.”
Sesimi hiç yükseltmiyordum. Belki de onu en çok korkutan buydu. Çünkü Ozan beni öfkeli görmeye alışkındı, üzgün görmeye alışkındı, hatta zaman zaman içine kapanmış görmeye de alışkındı.
Ama karar vermiş halimi hiç görmemişti.
Kâğıdı masaya bıraktı.
“Dün gece söylediklerim yüzünden mi bunu yapıyorsun?”
“Hayır.”
“Nasıl hayır?”
“Dün gece söylediklerin sadece bir şeyi netleştirdi.”
“Neyi?”
Bardağımı masaya bıraktım.
“Ben on yıldır bir gelecek kurduğumuzu sanmışım. Sen ise rahat bir hayat sürüyormuşsun.”
Ozan sertçe ayağa kalktı.
“Bu haksızlık!”
“Öyle mi?”
“Ben seni sevmedim mi? Bu eve emek vermedim mi? Her gün yanında olmadım mı?”
“Oldun.”
“O zaman neden bir gecede her şeyi çöpe atıyorsun?”
İşte o cümleyi bekliyordum.
Başımı kaldırıp doğrudan gözlerinin içine baktım.
“Ben bir gecede hiçbir şeyi çöpe atmıyorum, Ozan. Sen on yıldır karar vermemeyi seçiyorsun.”
Bir süre konuşamadı.
Sonra sesi yumuşadı.
“Ben evlilik kurumuna inanmıyorum, hepsi bu.”
“Buna saygı duyabilirdim.”
“E o zaman?”
“Eğer bunu bana on yıl önce söyleseydin.”
Yüzündeki ifade değişti.
İlk defa gerçekten ne demek istediğimi anlamaya başlamıştı.
“Sen bana her seferinde ‘sonra’ dedin. İşler düzelince, tadilat bitince, para birikince… Hiçbir zaman ‘Ben evlenmek istemiyorum’ demedin. Çünkü gerçeği söyleseydin, benim de seçim yapma hakkım olacaktı.”
Ozan sustu.
Ben devam ettim.
“Sen benim beklememi istedin. Ben de bekledim.”
“Bunu bilerek yapmadım.”
“Sonuç değişmiyor.”
O sabah işe gitmedi.
Bütün gün evde kaldı.
Ben ise hazırlanıp çıktım.
Bankaya gittim.
Ortak hesaptaki bana ait birikimlerin kayıtlarını aldım. Ardından yıllardır çalıştığım muhasebeciyle görüştüm. Sonra da emlak danışmanına uğradım.
Evi hemen satmaya niyetim yoktu.
Ama seçeneklerimi öğrenmek istiyordum.
Çünkü ilk defa hayatımı Ozan’ın vereceği bir karara bağlamıyordum.
Akşam eve döndüğümde salon karanlıktı.
Ozan kanepede oturuyordu.
Elinde eski bir fotoğrafımız vardı. Eve ilk taşındığımız gün çekilmişti. İkimiz de boya içindeydik, yerde kutular vardı ve gülüyorduk.
“Hatırlıyor musun?” diye sordu.
“Hatırlıyorum.”
“Çok mutluyduk.”
“Evet.”
“Bunu kaybetmek mi istiyorsun?”
Ayakkabılarımı çıkarırken durdum.
“Ben bunu zaten kaybetmişim.”
Sanki ona tokat atmışım gibi yüzü gerildi.
Yanıma geldi.
“Bir hata yaptım.”
“Hayır, Ozan.”
“Elbette yaptım.”
“Bir hata on yıl sürmez.”
Bu kez cevap veremedi.
Ertesi iki gün boyunca tavırları tamamen değişti.
Sabah kahvaltı hazırlıyor, işten ne zaman döneceğimi soruyor, köpeğimizi gezdiriyor, sürekli benimle konuşmaya çalışıyordu.
Perşembe akşamı eve geldiğimde yemek masasının üzerinde küçük bir kutu gördüm.
Kalbim hızlandı.
Ama bu kez sevinçten değil.
Ozan mutfaktan çıktı.
Elinde iki kadeh vardı.
“Sevda…”
Kutuyu açtı.
İçinde sade bir yüzük vardı.
Diz çöktü.
On yıl boyunca beklediğim görüntü sonunda karşımdaydı.
“Ben aptallık ettim,” dedi. “Senin benim için ne kadar önemli olduğunu anlamam için seni kaybetme korkusu yaşamam gerekiyormuş. Benimle evlenir misin?”
O an yıllardır hayalini kurduğum sahnenin içinde olduğumu düşündüm.
Ama tuhaf biçimde hiçbir şey hissetmedim.
Ne heyecan.
Ne mutluluk.
Sadece derin bir yorgunluk.
“Ne zaman aldın bunu?” diye sordum.
“Bugün.”
“Yani ben evi satabileceğimi söyledikten sonra.”
Yüzü düştü.
“Bunun ne önemi var?”
“Çok önemi var.”
Ayağa kalktı.
“Sevda, ne istiyorsun benden?”
İlk defa cevabım çok netti.
“Beni kaybetmekten korktuğun için değil, benimle bir hayat istediğin için seçmeni istemiştim.”
“Seni seçiyorum işte!”
Başımı salladım.
“Hayır. Şu an kaybetmek istemediğin hayatı seçiyorsun.”
O gece yüzüğü kabul etmedim.
Ertesi sabah emlakçıyla olan görüşmemi de iptal ettim.
Ama Ozan’ın sandığı sebepten değil.
Evi satmadım.
Çünkü banka kayıtlarını ve tapu belgelerini incelediğimde evi korumak için hayatımdan vazgeçmek zorunda olmadığımı fark etmiştim.
Ev zaten benim adıma kayıtlıydı.
Ozan’a bir ay süre verdim.
Kendine yeni bir yer bulmasını söyledim.
İlk hafta bana kızdı.
İkinci hafta ikna etmeye çalıştı.
Üçüncü hafta ağladı.
Dördüncü hafta ise eşyalarını topladı.
Kapıdan çıkmadan önce uzun süre bana baktı.
“Gerçekten bitti mi?”
“Evet.”
“On yılı böyle mi bırakacağız?”
Başımı salladım.
“Hayır. O on yılı bırakmıyorum. O yıllarda öğrendiklerimi yanımda götürüyorum.”
Kapı kapandığında ağladım.
Hem de saatlerce.
Çünkü birinden ayrılmak, onu hiç sevmemiş olmak demek değildi.
Bazen tam tersiydi.
Onu sevdiğiniz halde kendinizi daha fazla kaybetmemeyi seçmekti.
Aradan yaklaşık bir yıl geçti.
Evi satmadım.
Salonun duvarlarını değiştirdim, yıllardır ertelediğim çalışma odasını yaptırdım ve ortak hesabımızda biriktirdiğim paranın bir kısmıyla tek başıma uzun bir tatile çıktım.
Bir akşam eve döndüğümde mutfaktaki çekmeceyi düzenlerken o listeyi buldum.
Kâğıt hâlâ katlanmış haldeydi.
En altında Ozan’ı o sabah bembeyaz yapan cümle duruyordu:
“Evin satış ihtimali araştırılacak.”
Uzun süre o satıra baktım.
Sonra kalemi elime aldım ve üzerine tek bir çizgi çektim.
Altına başka bir cümle yazdım:
“Yeni bir hayat kurulacak.”
O an fark ettim ki Ozan’ın yıllarca söylediği bir konuda aslında haklı olduğu bir şey vardı.
Bazen gerçekten her şeyi değiştiren şey sadece bir kâğıt parçasıydı.
Ama önemli olan o kâğıdın üzerinde kimin imzasının bulunduğu değildi.
Önemli olan, insanın kendi hayatıyla ilgili kararı sonunda kendisinin verebilmesiydi.
Üsteki Resimden Diğer Sayfaya Geçiş Yaparak Haberin Devamını Okuyabilirsiniz.
Diğer Galeriler
-
10 Yıl Hapse Mahkûm Edilen Masum Kadının İntikamı: Mahkeme Salonunda Başlayan Dev Hesaplaşma!
-
Küçük Kıza İftira Atıp Saçlarını Kazıyan Aileye Dev İntikam: Gizli Kamera Dehşeti!
-
Sevgililer Gününde Kocasının Nişan Partisini Basan Kadının Dev İntikamı
-
Ailesi 30 Milyonluk Borç İçin İş Yerini Satmasını İstedi, Reddedince Gece Basıp Her Şeyi Yıktılar: Oysa Bilmedikleri Büyük Bir Sır Vardı!
-
19 yaşında oldukça kilolu genç kız köyün ağasıyla evlendi ilk gecede
-
19 yaşındaki kızım nişanlanacağım adam hakkında söyledi şey beni dehşete düşürdü
