DOLAR
Alış: 48.19
Satış: 48.39
EURO
Alış: 56.01
Satış: 56.24
GBP
Alış: 65.11
Satış: 65.59
ANKARA
ADANA
ADIYAMAN
AFYON
AĞRI
AKSARAY
AMASYA
ANKARA
ANTALYA
ARDAHAN
ARTVİN
AYDIN
BALIKESİR
BARTIN
BATMAN
BAYBURT
BİLECİK
BİNGÖL
BİTLİS
BOLU
BURDUR
BURSA
ÇANAKKALE
ÇANKIRI
ÇORUM
DENİZLİ
DİYARBAKIR
DÜZCE
EDİRNE
ELAZIĞ
ERZİNCAN
ERZURUM
ESKİŞEHİR
GAZİANTEP
GİRESUN
GÜMÜŞHANE
HAKKARİ
HATAY
IĞDIR
ISPARTA
İSTANBUL
İZMİR
KAHRAMANMARAŞ
KARABÜK
KARAMAN
KARS
KASTAMONU
KAYSERİ
KIRIKKALE
KIRKLARELİ
KIRŞEHİR
KİLİS
KOCAELİ
KONYA
KÜTAHYA
MALATYA
MANİSA
MARDİN
MERSİN
MUĞLA
MUŞ
NEVŞEHİR
NİĞDE
ORDU
OSMANİYE
RİZE
SAKARYA
SAMSUN
SİİRT
SİNOP
SİVAS
ŞANLIURFA
ŞIRNAK
TEKİRDAĞ
TOKAT
TRABZON
TUNCELİ
UŞAK
VAN
YALOVA
YOZGAT
ZONGULDAK
Ana Sayfa
Foto Galeri
5.09.2026
7 yaşındaki oğlum, yeni doğan kız kardeşinin beşiğinin altında uyumaya başladı
- Polisi aradığım anda, sanki evin içindeki bütün sesler kesilmişti. Telefonu kulağıma götürmüş, görevliye adresimizi ve yaşananları anlatırken gözüm sürekli Arda’daydı. Oğlum hâlâ beşiğin altında oturuyordu. Dizlerini göğsüne çekmiş, ellerini birbirine kenetlemişti. Lal ise hiçbir şeyden habersiz, beşiğinde sessizce uyuyordu. “Anne, başım belada mı?” diye sordu Arda. Telefonu kapattıktan sonra hemen yanına çömeldim. “Hayır oğlum. Sen hiçbir şey yapmadın. Bize yardım etmeye çalıştın.” “Ben sözümü bozdum ama…” “Bazen bir sırrı saklamak doğru değildir. Özellikle de birinin canı söz konusuysa.” Arda başını eğdi. Sonra dudaklarını titreyerek araladı. “Ben Lal’i korumaya çalışıyordum.” Bu cümleyle içimdeki korku daha da büyüdü. “Benden ne saklıyordun?” Arda birkaç saniye sustu. Sonra gözlerini kapatıp anlatmaya başladı. “Geçen hafta gece uyandım. Susamıştım. Su içmek için mutfağa gidecektim. O sırada bebek odasından ses geldi. Anneannem Lal’in yanındaydı.” Kalbim sıkıştı. “Ne yapıyordu?” “Lal ağlıyordu. Anneannem onu kucağına almıştı. Ama sonra…” Arda’nın sesi kesildi. “Sonra ne oldu?” “Anneannem ona çok sert konuştu. ‘Böyle ağlarsan annen seni daha çok sevecek sanıyorsun, değil mi?’ dedi. Sonra onu tekrar yatağına koydu. Ben de korktum.” O an içimde bir şeylerin kırıldığını hissettim. Nermin’in Lal’i sevmediğini hiç düşünmemiştim. Hatta doğduğundan beri yardım etmek için bizimle kaldığını, geceleri bizi dinlendirmek için bebeğin başında durduğunu sanıyordum. Arda devam etti. “Ertesi gece yine gördüm. Bu kez Lal’in battaniyesini yüzüne kadar çekmişti. Ben hemen yanına koştum. Battaniyeyi kaldırdım. Lal’in yüzü kıpkırmızı olmuştu.” “Ne?” Sesim istemeden yükselmişti. Arda korkuyla irkildi. “Ben battaniyeyi çekince anneannem çok kızdı. Bana, ‘Bunu annene söylersen seni bir daha kimse dinlemez,’ dedi. Sonra da bana bir daha odasına girmeyeceğime söz verdirdi.” Gözlerimden yaşlar süzülmeye başladı. “Sen neden bana o zaman söylemedin?” “Çünkü bana inanmayacağını düşündüm. Bir de anneannem, Lal’in hasta olduğunu ve çok hassas olduğunu söyledi. ‘Yanlış bir şey yaparsan kardeşine zarar verirsin’ dedi.” Oğluma sarıldım. Yedi yaşındaki küçücük bir çocuğun, yetişkinlerin yükünü omuzlarında taşıdığını o an fark ettim.
- Tam o sırada kapının zili çaldı. Polis gelmişti. İki görevli eve girip önce beni dinledi. Arda’yı korkutmamak için onunla sakin bir şekilde konuşacaklarını söylediler. Ben de Lal’i beşiğinden alıp kucağıma aldım. Nermin salona geldiğinde yüzünde şaşkınlık vardı. “Bu saatte ne oluyor?” Polislerden biri kendisini tanıttı. “Çocuğunuzun anlattığı bazı şeyler hakkında konuşmamız gerekiyor.” Nermin’in yüzündeki ifade bir anda değişti. “Arda ne anlattı?” Kimse cevap vermedi. Ben ise ilk kez ona doğrudan baktım. “Lal’in battaniyesini neden yüzüne kadar çektin?” Nermin’in gözleri büyüdü. “Ne saçmalıyorsun?” “Arda gördü.” Bir anlık sessizlik oldu. Sonra Nermin oğluma döndü. “Sen annenin yanında böyle şeyler söylememelisin.” Arda hemen benim arkamda saklandı. Polislerden biri sert ama sakin bir sesle, “Çocuğun üzerine gitmeyin,” dedi. Nermin koltuğa oturdu. Bir süre ellerine baktı. Ardından beklemediğim bir şey oldu. Ağlamaya başladı. “Ben ona zarar vermek istemedim.” Bu cümle içimdeki öfkeyi daha da artırdı. “İstemeden mi yaptın?” “Hayır…” “Peki neden?” Nermin yüzünü ellerinin arasına aldı. “Çünkü onun böyle doğmasını kabullenemedim.” O an odadaki herkes sustu. “Ne demek istiyorsun?” Nermin başını kaldırdı. “Doktorlar size Down sendromundan bahsettiğinde ben de yanınızdaydım. O gün eve geldiğimizde herkes çok üzgündü. Ben de… bilmiyorum. Kendimi çaresiz hissettim. O bebeğin hayatının çok zor olacağını düşündüm.” “Bunun için ona böyle mi davrandın?” “Ben sadece…” Sözünü tamamlayamadı. Polislerden biri Arda’nın anlattığı olaylarla ilgili ayrıntılı sorular sordu. Nermin önce bazı şeyleri inkâr etti. Ancak Arda’nın anlattığı ayrıntılar ortaya çıktıkça susmaya başladı. Sonunda, Lal’in ağladığında sabırsızlandığını, bazen battaniyesini yüzüne kadar çektiğini ve onu susturmak için beşiğinde yalnız bıraktığını kabul etti. Fakat Arda’nın söylediği bir şey daha vardı. “Bu kez uyumayacağım.” Polis bunu özellikle sordu. “Arda neden bu gece uyanık kalmanız gerektiğini düşündü?” Oğlum cevap vermek istemedi. Ben elini tuttum. “Hazırsan anlatabilirsin.” Arda derin bir nefes aldı. “Dün gece anneannem bana, ‘Bu gece annenler uyurken ben Lal’le ilgilenirim’ dedi. Sonra da bana odama gitmemi söyledi. Ben de gitmedim. Beşiğin altında saklandım.” “Peki neden?” Arda gözyaşlarını sildi. “Çünkü geçen sefer uyuduğumda Lal’in battaniyesini yüzüne çekmişti. Bu kez uyursam onu koruyamayacağımı düşündüm.” O an oğluma sarıldım ve uzun süre bırakmadım. Polisler Nermin’le birlikte ayrıldıktan sonra evde uzun süre kimse konuşmadı. Sabah olduğunda güneş perdelerin arasından içeri süzülüyordu. Lal hâlâ uyuyordu. Arda ise koltuğun köşesinde oturmuş, oyuncak dinozorunu kucağında tutuyordu. Yanına gittim. “Artık kardeşini sen korumak zorunda değilsin.” Bana baktı. “Kim koruyacak?” “Annen ve baban.” “Ya yine bir şey olursa?” “Olmayacak demeyeceğim. Ama bundan sonra hiçbir şeyi tek başına taşımayacaksın.” O gün hastaneye gidip Lal’in doktoruyla konuştuk. Yaşananları anlattık. Doktor, Lal’i dikkatlice muayene etti. Neyse ki ciddi bir fiziksel zarar oluşmamıştı. Fakat bize, Arda’nın yaşadığı korkunun da en az Lal kadar ciddiye alınması gerektiğini söyledi. O akşam eve döndüğümüzde Daniel beni mutfakta yakaladı. “Biliyor musun,” dedi, “Arda’nın beşiğin altında yatmasının nedenini ilk başta yanlış anladım.” Ben de başımı salladım. “Ben de.” “Onu kıskanç sandık.” “Evet.” Bir süre ikimiz de sustuk. Sonra Daniel oğlumuzun yanına gitti. “Abi olmak, kardeşini tek başına korumak demek değildir,” dedi. “Bazen abi olmak, yardım istemeyi bilmektir.” Arda ona sarıldı. O gece Lal’i yatırırken Arda kapının önünde duruyordu. “Ben burada uyuyabilir miyim?” diye sordu. Gülümsedim. “İstersen yanında biraz oturabilirsin. Ama sonra kendi yatağında uyuyacaksın.” “Tamam.” Lal’in başını okşadı. “Korkma,” diye fısıldadı. Sonra bana baktı. “Artık annem de burada.” Gülümsedim ve gözlerimi sildim. Aylar geçti. Nermin’le ilgili süreç devam ederken bir daha evimize dönmesine izin vermedik. Arda ise zamanla yeniden kendi odasında uyumaya başladı. Fakat bazen geceleri uyanıp Lal’in odasına bakıyordu. Bir gece onu kapının önünde buldum. “Yine mi buradasın?” Gülümsedi. “Kontrol ediyorum.” “Her şey yolunda.” Lal beşiğinde uyuyordu. Arda birkaç saniye onu izledi. Sonra bana dönüp şöyle dedi: “Anne, biliyor musun? Ben Lal’in farklı olduğunu hiç düşünmedim.” “Nasıl düşündün?” “Kardeşim olduğunu düşündüm.” O cümle beni derinden etkiledi. Çünkü o günlerde doktorların söyledikleri, insanların korkuları ve gelecekle ilgili endişeler arasında bazen en basit gerçeği unutmuştuk. Lal’in Down sendromu vardı. Hayatı belki bazı çocuklardan farklı olacaktı. Daha fazla desteğe, daha fazla sabra ve daha fazla ilgiye ihtiyaç duyacaktı. Ama o, bütün bunlardan önce bizim kızımızdı. Arda’nın da öğrenmesi gereken en önemli şey buydu: Bir çocuğun sevgisini göstermek için kahraman olması gerekmiyordu. Onun görevi kardeşini tek başına korumak değil, gerektiğinde bir yetişkinden yardım istemekti. Aylar sonra bir sabah Lal’in kahkahasıyla uyandım. Bebek odasına girdiğimde Arda yerde oturmuş, ona oyuncaklarını gösteriyordu. Lal ellerini çırpıyordu. Arda beni görünce gülümsedi. “Anne, bugün yine güldü.” “Evet,” dedim. “Çok güzel değil mi?” “Çok güzel.” Arda kardeşine baktı. Sonra hiç düşünmeden onun küçücük elini tuttu. “Ben büyüyünce de yanında olacağım,” dedi. Bu kez ona hiçbir şey söylemedim. Çünkü artık onun, kardeşini korumak için beşiğin altında saklanmasına gerek olmadığını biliyordum. Ve o gece saat ikide başlayan korkunun bize öğrettiği en büyük şey şuydu: Bir çocuğun farklı olması, onun daha az sevilmesi gerektiği anlamına gelmez. Bazen bir ailenin ihtiyacı olan tek şey, korkunun yerine sevgiyi koymayı hatırlamaktır. Ben de o günden sonra Arda’nın beşiğin altında uyuduğu geceleri kötü bir anı olarak değil, oğlumun kardeşine duyduğu saf sevgiyi ilk kez gerçekten anladığım geceler olarak hatırladım.
Benzer Galeriler
-
Sessiz Zarafetin Büyük Zaferi: İhanetin Gölgesinden Doğan Yeni Bir Hayat
-
Karanlık Geçitten Aydınlığa: Kızını Sokaktan Kurtaran Bir Babanın Unutulmaz Mücadelesi
-
Karanlıkta Bırakılan Masumiyet: Bir Annenin Unutulmaz Adalet Mücadelesi
-
“Erkek Çocuk Haklıdır” Diyen Kayınvalidem Kızımın Doğum Gününü Zehir Etti: Kocamın Gizli Planını Tek Gecede Çökerttim
-
Gece Yarısı Fısıldanan İhanet: Kocam Milyonları ve Mücevherlerimi Çaldığını Sanırken Karşısında Kim Olduğunu Unutmuştu
-
Kayınvalidemin Kızlarımın Önündeki Tabakları Çekip Aldığı Gün: Kocamın Yalanlar Üzerine Kurulu Krallığının Çöküşü


