DOLAR
Alış: 47.84
Satış: 48.03
EURO
Alış: 55.97
Satış: 56.20
GBP
Alış: 65.21
Satış: 65.69
ANKARA
ADANA
ADIYAMAN
AFYON
AĞRI
AKSARAY
AMASYA
ANKARA
ANTALYA
ARDAHAN
ARTVİN
AYDIN
BALIKESİR
BARTIN
BATMAN
BAYBURT
BİLECİK
BİNGÖL
BİTLİS
BOLU
BURDUR
BURSA
ÇANAKKALE
ÇANKIRI
ÇORUM
DENİZLİ
DİYARBAKIR
DÜZCE
EDİRNE
ELAZIĞ
ERZİNCAN
ERZURUM
ESKİŞEHİR
GAZİANTEP
GİRESUN
GÜMÜŞHANE
HAKKARİ
HATAY
IĞDIR
ISPARTA
İSTANBUL
İZMİR
KAHRAMANMARAŞ
KARABÜK
KARAMAN
KARS
KASTAMONU
KAYSERİ
KIRIKKALE
KIRKLARELİ
KIRŞEHİR
KİLİS
KOCAELİ
KONYA
KÜTAHYA
MALATYA
MANİSA
MARDİN
MERSİN
MUĞLA
MUŞ
NEVŞEHİR
NİĞDE
ORDU
OSMANİYE
RİZE
SAKARYA
SAMSUN
SİİRT
SİNOP
SİVAS
ŞANLIURFA
ŞIRNAK
TEKİRDAĞ
TOKAT
TRABZON
TUNCELİ
UŞAK
VAN
YALOVA
YOZGAT
ZONGULDAK
Ana Sayfa
Foto Galeri
21.08.2026
Her Pazar Saat 19:30’da Kaçan Adamın Deri Çantasından Çıkan Yürek Burkan Sır
- Annemin 11 yıl aradan sonra yeniden gülümsediğini, giyinip süslendiğini ve aşık olduğunu görmek şüphelerimi bastırmaya yetmeliydi. Ancak Rıza ne zaman akşam yemeğine gelse, kafamdaki o tek soru daha da yüksek sesle yankılanıyordu: Bu adam her Pazar saat tam 19:30’da nereye kayboluyordu? Babamı kaybettiğimizden beri annem Gönül hiç şarkı mırıldanmamıştı. Ama o pazar öğleden sonra, yatak odasındaki aynanın karşısında babamın 30. evlilik yıldönümlerinde hediye ettiği inci küpeleri takarken eski bir melodiyi mırıldanıyordu. “Anne, çok güzel görünüyorsun!” dedim kapıya yaslanarak. Gülümseyerek “Sadece bir akşam yemeği Aslı,” dedi. “Yine o kırmızı elbiseyi giymişsin!” “Giymeye hakkım var herhalde.” Annem 11 yıldır yalnızdı ve Rıza hayatına girdiğinden beri evdeki lambalar yeniden yanmış gibiydi. Rıza 52 yaşındaydı, domates fidanları hakkında sohbet ederken tanışmışlardı. Bir ay içinde anneme ayçiçekleri getirmeye, balkonu tamir etmeye başlamıştı. 15 yaşındaki kızıma en sevdiği nane çikolatalı dondurmayı bile getiriyordu.
- Annem yeniden parfüm sıkmaya, telefonuna bir genç kız gibi gülümsemeye başlamıştı. Onu sevmek istiyordum ama kafamı kurcalayan bir şey vardı. “Kaçta geliyor?” diye sordum. “Beşte. Yine 19:30’da çıkması gerekecek, o yüzden altıda yiyelim.” Aşağıda kızım Ceren sofrayı kuruyordu. Ceren, Rıza’yı büyük bir şüpheyle izliyordu. “Külkedisi yemeğe geliyor,” dedi Ceren peçeteyi katlarken. “Her Pazar saat 19:30’da balkabağı patlayacakmış gibi evden fırlayıp gidiyor.” Kızıma kızamadım çünkü haklıydı. Altı aydır her Pazar yemeğimize katılan Rıza, bir kez olsun 19:30’dan sonra kalmamıştı. Gitmek için her zaman kibar bir bahanesi vardı ama bahaneler her hafta değişiyordu. Ertesi Pazar Rıza kızartmayı keserken sürekli saatine bakıyordu. “Bu gece büyük planlar var mı Rıza?” diye sordum. “Önemli bir şey değil, Bakü’deki bir müşterimle saat sekizde görüşmem var,” dedi. Ceren’in çatalı havada kaldı. “Bakü mü? Pazar günü mü?” “Ticaret uyumaz küçük kız,” dedi Rıza. İki hafta önce 21:00’de tesisatçı geleceği için aceleyle gitmişti. Başka bir hafta komşusu Mehmet Bey’in tansiyon ilaçlarının kapağını açmaya gidiyordu. Her Pazar aynı saatte, kolunun altına sıkıştırdığı o siyah deri çantayla evden çıkıyordu. Anneme sormuştum: “Altı aydır birliktesiniz. Evine hiç gittin mi? Mutfak masasını, koltuğunu gördün mü?” Annem omuzlarını dikleştirdi. “O özel hayatına saygı duyulmasını istiyor Aslı. Lütfen bırakın bu anı yaşayayım. Sonu kötü bitecek olsa bile umut etme hakkımı elimden almayın.” Geçen hafta annemin 72. yaş günüydü. Rıza elinde güller ve kolunun altındaki deri çantayla geldi. Yemek harika geçti, annem yıllar sonra ilk kez kahkahalar attı. Sonra annem kendi elleriyle yaptığı çikolatalı pastayı getirdi: “Erkek arkadaşımın en sevdiği pasta.” Rıza’nın yüzü değişti. Saatine baktı: 19:26. “Gönül, çok üzgünüm tatlım. Gitmem gerek.” Oda buz kesti. “10 dakika daha kalamaz mısın? Bugün benim doğum günüm Rıza,” dedi annem. “Gerçekten kalamam,” dedi, çantayı alıp fırladı. Pasta masanın ortasında ellenmemiş halde kaldı. Ceren aniden ayağa kalktı. “Ben dışarı çıkıyorum, hemen döneceğim,” deyip kapıyı çarptı. Kırk dakika geçti. Dışarıdan gürültülü adımlar duyuldu. Ceren içeri girdi, nefes nefeseydi ve gözlerinden yaşlar süzülüyordu. Kucağında Rıza’nın o siyah deri çantası vardı! “Ceren! Onu nereden aldın?” diye bağırdım. Ceren başını salladı. “Nasıl aldığıma karışmayın. Bu çantada ne sakladığını ve her Pazar 19:30’da neden kaçtığını görmeniz gerek!”Ceren çantayı yemek masasının ortasına, ellenmemiş doğum günü pastasının yanına bıraktı. Annem titreyen elleriyle çantaya doğru uzandı. İçinde başka bir kadına ait fotoğraflar ya da otel makbuzları bulmayı bekliyordum. Ancak annem elini ağzına götürüp “Aman Allah’ım!” diye fısıldadı. Çantanın içinden kenarları aşınmış eski aile fotoğrafları, boyası solmuş ahşap bir müzik kutusu ve üzerinde büyük harflerle resimli yazılar bulunan lamine kartlar çıktı. Bir kaşık resmi, bir tarağın resmi ve altında “Oğlum” yazan güler yüzlü bir adam resmi… En üstte ise elle yazılmış şu not duruyordu: “Benim adım Emine. Rıza benim oğlum. Onun yanında güvendeyim.” Ceren gözyaşlarını silerek anlatmaya başladı: “Arkadaşım Selin’in ablasından yardım istedim, Rıza’nın arabasını takip ettik. Güneydeki yaşlı bakım merkezine gitti. Çantayı koltukta unutup içeri koştu. Kapı kilitli bile değildi. İçeri baktım… Bir hasta yatağının yanında açılır kapanır bir kamp yatağı vardı.” Annem lamine kartı göğsüne bastırdı. “Emine…” diye fısıldadı. “Annesinin adının Emine olduğunu söylemişti ama gerisini anlatmamıştı.” Hemen paltosunu giydi. “Aslı, arabayı çalıştır. Hemen gidiyoruz!” Bakım merkezindeki küçük bir odaya girdiğimizde, Rıza 86 yaşındaki minyon bir kadının yanında oturmuş, elini tutarak kartlardaki yazıları ona okuyordu. Bizi karşısında görünce Rıza’nın yüzündeki tüm renk çekildi. “Gönül, lütfen! Sana anlatacaktım. Eski eşim durumumu öğrenince beni terk etmişti. Korktum… Çok üzgünüm.” Annem Rıza’nın yanına gidip elini tuttu. Rıza başını öne eğerek devam etti: “Annem ileri derece demans hastası. Hava karardıktan sonra zihni bulanıyor, korkup hırçınlaşıyor. Onu sakinleştirmenin tek yolu hava karardığı an yanında olmam. Aylardır her gece bu kamp yatağında yatıyorum. Evim yok gibi bir şey… Her Pazar 19:30’da gitmek zorundaydım çünkü annemin bana en çok ihtiyacı olduğu saat o.” Aylardır sürdürdüğümüz şüphelerin ve değişen bahanelerin arkasındaki gerçek, hiçbirimizin tahmin edemeyeceği kadar yüce ve fedakârcaydı. Rıza başka bir kadını gizlemiyordu; hayatındaki en değerli kadını, annesini koruyordu. Annem gözyaşları içinde gülümseyerek Rıza’ya baktı: “Rıza… Annenle ilgilenmek ile beni sevmek arasında bir seçim yapmak zorunda değilsin.” Yataktaki Emine Teyze başını anneme çevirdi. “Sen Rıza’mın bana anlattığı o güzel kadın mısın?” diye sordu. Annem ağlayarak güldü: “Evet, benim.” O geceden sonra Pazar yemeklerimiz saat 17:00’ye çekildi. Emine Teyze’nin iyi olduğu günlerde Rıza onu da yemeğe getirmeye başladı. Çantayı “ödünç aldığı” için vicdan azabı çeken Ceren, resimli kartların resmi koruyucusu oldu. Annem ise Emine Teyze’nin eski ahşap müzik kutusunu tamir etti. Rıza’nın sakladığı şey bir ihanet değil, katıksız bir evlat sevgisiydi. O gece masada yarım kalan pasta belki soğumuştu ama kalplerimiz hiç olmadığı kadar ısınmıştı.
Benzer Galeriler
-
Kızına Dokunan Güçlü Aileleri Dize Getiren “Gölge Komutan”: Kanlı Notun Arkasındaki Sır!
-
Düğünden 3 Gün Sonra Gelen Hain Plan: Evimdeki Gizli Kamera Bütün Sırları İfşa Etti!
-
Havalimanındaki 35 Dakika: Yıllar Sonra Karşıma Çıkan İkizlerim ve Büyük İhanet
-
Miras Sanılan Hayat: İhanetin Ardındaki Dev Gerçek
-
Havuz Başındaki Büyük İhanet
-
Havuz Başındaki Büyük İhanet: Eski Kocamın Unuttuğu Karanlık Sır


