DOLAR
Alış: 47.08
Satış: 47.26
EURO
Alış: 53.77
Satış: 53.98
GBP
Alış: 63.10
Satış: 63.57
Ailem Bana “Uber Çağır” Dedi… Ertesi Gün Televizyonda Beni Görünce Sessiz Kaldılar
- Aile grubumuza kısa bir mesaj attım. “Uçağım saat beşte iniyor. Beni almaya gelebilecek biri var mı?” Mesajı gönderdikten sonra telefonuma umutla baktım. Belki bu kez biri “Geliyorum.” derdi. İlk cevap ağabeyim Tayfun’dan geldi. “Bugün çok yoğunum. Bir taksi çağırırsın.” Birkaç saniye sonra annem yazdı. “Bunu biraz daha önceden planlamalıydın. Herkesin işi gücü var.” Babam ise tek cümleyle konuyu kapattı. “Biz akşam yemeği için söz verdik. Kusura bakma.” Telefon ekranına uzun süre baktım. Üç kısa mesaj… Hepsi bu kadardı. Saat tam beşte uçağım İstanbul Havalimanı’na indiğinde, pistteki tekerlek sesleri bile içimdeki sessizliği bastıramıyordu. Telefonumu yeniden açtım. Belki biri fikrini değiştirmiştir diye düşündüm. Hiçbir yeni mesaj yoktu. Otuz beş yaşındaydım. Ve hayatımın en zor gününde, ailemden hiç kimse beni karşılamaya gelmemişti. Çünkü ben yalnızca bir yolculuktan dönmüyordum. Üç gün önce eşim Kemal’i toprağa vermiştim. Onun eşyalarını toplamak, işlemlerini tamamlamak ve son vedamı etmek için başka şehre gitmiştim. Şimdi ise birlikte kurduğumuz eve tek başıma dönüyordum. Bagaj bandında siyah iki valiz yavaşça önüme geldi. Valizlerin içinde kıyafetlerden çok anılar vardı. Kemal’in gömlekleri… Her sabah kullandığı tıraş çantası… En sevdiği lacivert kazağı… Ve yıllardır yıkamaya kıyamadığım takım atkısı… Bir valiz bandın kenarında takıldı. Kapağı hafifçe açıldı. İçinden katlanmış bir gömlek kayıp yere düştü. Gömleği elime aldığım anda gözlerim doldu. Üzerinde hâlâ Kemal’in kullandığı parfümün çok hafif kokusu vardı. Sanki birkaç dakika önce çıkarmış gibi… Valizi kapatırken görevli sessizce yanıma geldi. “Yardım edebilir miyim?” diye sordu. Sadece başımı sallayabildim. Dışarı çıktığımda yağmur başlamıştı. Bir taksiye bindim. Şoför birkaç kez konuşmaya çalıştı. “Nereden geliyorsunuz?” “Yolculuk uzun muydu?” Kısa cevaplar verdim. Bir süre sonra dikiz aynasından bana baktı ve sessizce radyoyu kapattı. Bazen insanlar hiçbir şey söylemeyerek en büyük iyiliği yapabiliyor. Eve vardığımda kapıyı açmak bile zor geldi. İçerisi haftalardır kimsenin yaşamadığı kadar sessizdi. Kemal’in kahve kupası hâlâ mutfak tezgâhındaydı. Koltuğun üzerinde son okuduğu kitabın ayraçlı hâli duruyordu. Ayakkabıları kapının yanındaydı. Sanki birazdan içeri girip “Ben geldim.” diyecekmiş gibiydi. Ama biliyordum. O sessizlik artık kalıcıydı. Gece boyunca uyuyamadım. Ertesi sabah erkenden mezarlığa gittim. Elimde beyaz zambaklar vardı. Kemal’in mezarının başına oturdum. Uzun süre hiçbir şey söylemedim. Sonra fısıldadım. “Bugün beni almaya kimse gelmedi.” Rüzgâr hafifçe esti. Sanki cevap vermeye çalışıyordu. Tam o sırada mezarlığın girişinde bir hareketlilik başladı. Yerel bir televizyon kanalı, bayram öncesi kabir ziyaretleriyle ilgili haber çekimi yapıyordu. Muhabir yanıma geldi. “Birkaç soru sorabilir miyiz?” diye nazikçe sordu. Normalde kabul etmezdim. Ama o gün içimde biriken her şey kelimelere döküldü. Eşimi kaybettiğimi… Onun eşyalarıyla tek başıma döndüğümü… Havalimanında ailemden kimsenin beni karşılamaya gelmediğini… Kimseyi suçlamadan, sadece yaşadığım yalnızlığı anlattım.
- Röportaj birkaç dakika sürdü. Eve döndüğümde konuyu tamamen unutmuştum. Akşam saatlerinde telefonum çalmaya başladı. Önce annem. Ardından babam. Sonra ağabeyim. Hepsini sessize aldım. En sonunda annem mesaj gönderdi. “Televizyonda seni gördük. Neden bize böyle hissettiğini söylemedin?” Telefonu uzun süre elimde tuttum. Sonunda sadece tek cümle yazdım. “Ben söyledim. Siz dinlemediniz.” Mesajı gönderdikten sonra başka hiçbir şey yazmadım. Ertesesi gün ailem kapıma geldi. Annem gözyaşları içindeydi. Babam ilk kez başını eğmişti. Ağabeyim ise sessizce elindeki poşeti uzattı. İçinde ev yapımı yemekler vardı. Annem titreyen sesiyle konuştu. “Seni ihmal ettiğimizi fark edemedik.” Onlara kızgın olmama rağmen öfkemi büyütmek istemedim. Çünkü insan bazen affetmeyi karşısındaki için değil, kendi huzuru için seçiyor. O gün uzun uzun konuştuk. Yıllardır birbirimize söylemediğimiz cümleleri ilk kez kurduk. Kimse geçmişi değiştiremezdi. Ama geleceği farklı yaşayabilirdik. Aylar sonra hayat yavaş yavaş yeniden düzene girdi. Her pazar Kemal’in mezarını ziyaret etmeye devam ettim. Dönüşte ise aileme uğramayı alışkanlık hâline getirdim. Annem her seferinde kapıyı açarken bana sıkıca sarılıyor, babam birlikte çay demliyordu. Bir gün annem sessizce şöyle dedi: “Bazen insan en çok sevdiğini ihmal ettiğini, onu kaybetme korkusu yaşayınca anlıyor.” Başımı salladım. Çünkü bunun ne kadar doğru olduğunu en iyi ben biliyordum. Kemal bana sevgiyi son nefesine kadar göstermişti. Ailem ise geç de olsa, sevginin sadece söylenen sözlerle değil, en zor günlerde yanında durabilmekle anlam kazandığını öğrenmişti. O günden sonra telefonum her çaldığında artık “Bir taksi çağır.” mesajı değil, “Biz geliyoruz.” cümlesiyle karşılaşıyordum. Ve bazen bir ailenin yeniden kurulması için gereken tek şey, geç de olsa birbirini gerçekten duymayı başarabilmesiydi.
Benzer Galeriler
-
Kayınvalidem Üzerime Kaynar Yağ Döktü, Kocam Beni Hastane Odasında Boşadı… Ama Mahkeme Günü Ortaya Çıkan Belgeler Hayatlarını Bir Anda Altüst Etti
-
Babamı Akıl Hastanesine Kapatmaya Çalıştılar… Bileklerindeki İzleri Görünce Kardeşimin Kurduğu Korkunç Planı Çözdüm
-
Doğum Yapmaya Tek Başına Geldi… Bebeği Kucağına Alacağı Anda Doktor Gözyaşlarına Boğuldu: “Bu Çocuk Benim Torunum…”
-
Kırık Kolumla Doğum Günü Yemeğini Hazırlamamı İstedi… O Gece Kurduğu Bütün Düzen Masada Çöktü
-
Saat 03.07’de Gelen Tek Bir Fotoğraf, Yedi Yıllık Evliliğimi Değil; Kocamın Kurduğu Milyon Dolarlık İmparatorluğu Da Yıktı
-
Kızım Üçüncü Yaş Gününde Üvey Annemin Karnını İşaret Edip “Babam Orada” Dedi… Yakından Bakınca Gerçeği Görünce Donup Kaldım


