DOLAR
Alış: 46.05
Satış: 46.23
EURO
Alış: 53.30
Satış: 53.51
GBP
Alış: 61.65
Satış: 62.10
Ellerim titriyor şu an Bunu yazarken midem bulanıyor.
Raporu elime aldım.
Satır satır okudum.
Her satır bir bıçak darbesi gibiydi.
“Selin” dedim.
“Bu rapora dayanarak dava açabilir miyim?”
Selin gülümsedi.
İlk kez o gün gülümsedi.
“Tabii ki” dedi.
“Bu, bilgilendirilmiş onam olmadan yapılmış tıbbi müdahale.”
“Vücut bütünlüğünün ihlali.”
“Ve eğer o çayların içinde bir şey varsa…”
“O da ayrı bir suç.”
O hafta boyunca planımı yaptım.
Salı günü bir avukata gittim.
Çarşamba günü Hacer Hanım’ın bana verdiği bitkisel çaylardan bir poşet sakladım.
Laboratuvara gönderdim.
Perşembe günü Kerem’in odasındaki kitaplığı karıştırdım.
Ve buldum.
Üç tane kitap.
“Pelvik Genişletme Teknikleri.”
“Doğum Öncesi Beden Hazırlığı.”
“Geleneksel Anadolu Ebelik Uygulamaları.”
Hepsinin altı çizilmişti.
Notlar alınmıştı.
Ve en korkuncu?
Notların bir kısmı Hacer Hanım’ın el yazısıydı.
Fotoğraflarını çektim.
Hepsini.
Cuma geldi.
Saat dokuz.
Kerem banyoyu hazırlamıştı.
Lavanta kokusu bütün evi sarmıştı.
“Hazır mısın canım?” dedi.
“Hazırım” dedim.
Ama bu sefer farklıydı.
Bu sefer gözlerimi kapatmayacaktım.
Bu sefer “güveniyorum sana” demeyecektim.
Bu sefer Elif, senin son Cuma gecen olacak bu evde.
Yatağa uzandım.
Kerem ellerini belime koydu.
“Rahatla” dedi.
“Her şeyi bana bırak.”
Ve ben o an…
Elini ittim.
Doğruldum.
Gözlerinin içine baktım.
“Kerem” dedim.
“Bana bir şey açıklamanı istiyorum.”
Yüzündeki gülümseme bir an dondu.
“Ne oldu?”
“Pelvik kemik genişletme ne demek?”
Sessizlik.
Üç saniye.
Beş saniye.
On saniye.
Kerem’in yüzünden kan çekildi.
“Ne… neden soruyorsun?”
“Cevap ver” dedim.
“Yedi yıldır bana ne yapıyorsun?”
“Elif, sen yanlış anlıyorsun—”
“YANLIŞMI ANLIYORUM?”
Bağırdım.
Hayatımda ilk kez Kerem’e bağırdım.
“Kitapları buldum Kerem.”
“Annenin el yazılarını buldum.”
“Çayları laboratuvara gönderdim.”
“Ve Selin pelvik kemiklerimi ölçtü.”
“2.3 SANTİMETRE KEREM.”
“BENİM KEMİKLERİMİ DEĞİŞTİRMİŞSİN.”
Kerem’in yüzü…
Hayatımda gördüğüm en korkunç yüz ifadesiydi.
Suçluluk değildi.
Pişmanlık değildi.
Yakalanmanın şokuydu.
O an kapı açıldı.
Hacer Hanım.
Tabii ki.
Her Cuma gelirdi ya.
“Ne oluyor burada?” dedi.
“Neden bağırıyorsunuz?”
“SİZ” dedim.
“SİZ DE BİLİYORDUNUZ.”
Hacer Hanım’ın gözleri bir an irileşti.
Sonra… toparlandı.
Soğukkanlı bir şekilde.
“Elif, kızım” dedi.
“Biz senin iyiliğin için—”
“İYİLİĞİM Mİ?”
“BENİM HABERİM OLMADAN BEDENİMİ DEĞİŞTİRDİNİZ.”
“BENİ BİR DAMIZLIK GİBİ HAZIRLADINIZ.”
“VE BUNA İYİLİK Mİ DİYORSUNUZ?”
Hacer Hanım sustu.
Kerem sustu.
Ev sustu.
Sadece benim nefes alma sesim duyuluyordu.
“Yarın sabah” dedim.
“Avukatım gelecek.”
“Boşanma davası ve vücut bütünlüğü ihlali davası.”
“İkiniz için de.”
Kerem dizlerinin üstüne çöktü.
“Elif, lütfen—”
“DOKUNMA BANA.”
Odadan çıktım.
Bavulumu aldım.
Kapıdan çıkarken Hacer Hanım’ın ağladığını duydum.
Ama artık umurumda değildi.
Yedi yıl boyunca ben de ağlamışsam…
Bunu bile bilmeden ağlamışsam…
Artık sıra onlardaydı.
Hacer Hanım’ın evinden çıktığım gece Selin’in evine gittim.
Selin kapıyı açtığında yüzüme baktı ve hiçbir şey sormadı.
Sadece kollarını açtı.
Ve ben o kolların arasında yıkıldım.
O gece sabaha kadar ağladım.
Uyumadım.
Uyuyamadım.
Her gözümü kapattığımda Kerem’in ellerini hissediyordum belimde.
“Rahatla, her şeyi bana bırak” cümlesi kulaklarımda yankılanıyordu.
Ve o cümle artık sevgi değildi.
İhanet kokuyordu.
Ertesi hafta laboratuvar sonuçları geldi.
Hacer Hanım’ın bitkisel çaylarının içinde ne vardı biliyor musunuz?
Çörekotu yağı.
Keçiboynuzu özütü.
Kırmızı yonca.
Ve düşük dozda vitex agnus-castus — yani hayıt bitkisi.
Hepsi doğurganlığı artırmak için kullanılan maddeler.
Hiçbirini bana söylememişlerdi.
Benim rızam olmadan vücuduma bir şeyler vermişlerdi.
Yedi yıl boyunca.
Avukatım Zeynep Hanım dosyayı incelediğinde gözlüğünü çıkardı ve masaya koydu.
“Elif Hanım” dedi.
“Bu çok ciddi.”
“Bilgilendirilmiş onam olmadan sistematik fiziksel müdahale.”
“Habersiz madde verilmesi.”
“Vücut bütünlüğünün ihlali.”
“Bu sadece boşanma davası değil.”
“Ceza davası da açabiliriz.”
“Açın” dedim.
“Hepsini açın.”
Dava başladığında Kerem ve Hacer Hanım avukat tuttular.
Kerem’in avukatı “iyi niyetle yapılmış aile içi bakım” diye savunma yaptı.
Hacer Hanım mahkemede ağladı.
“Ben torunum olsun istedim” dedi.
“Gelinimin sağlığı için yaptım.”
“Anadolu’da herkes yapar bunu.”
Hakim sordu:
“Gelinize söylediniz mi?”
“Rızasını aldınız mı?”
Hacer Hanım sustu.
Kerem sustu.
Ve o sessizlik her şeyi söyledi.
Mahkeme süreci altı ay sürdü.
Altı ay boyunca Kerem sürekli mesaj attı.
“Elif, lütfen.”
“Seni seviyorum.”
“Yanlış anlıyorsun.”
“Senin iyiliğin içindi.”
Hiçbirine cevap vermedim.
Numarasını engellediğimde bile farklı numaralardan yazdı.
Bir gün işyerime geldi.
Hastanenin kapısında bekliyordu.
Elinde kırmızı güller.
“Elif, konuşalım.”
Güllere baktım.
Yedi yıl önce de güller getirmişti.
O zaman da gülümsemişti.
O zaman da “güveniyorum sana” demiştim.
“Kerem” dedim.
“Bu gülleri al ve git.”
“Bir daha gelme.”
Yüzü düştü.
Ama gitti.
Dava sonuçlandığında…
Boşanma kesinleşti.
200.000 TL tazminat.
Kerem ve Hacer Hanım’a kişisel verilerin ihlali ve vücut bütünlüğünün ihlali kapsamında ayrı ayrı para cezası.
Ve en önemlisi:
Uzaklaştırma kararı.
Artık bana yaklaşamazdı.
İkisi de.
Mahkemeden çıktığım gün hava güzeldi.
İstanbul’da bahar başlamıştı.
Boğaz’ın üstünde güneş parlıyordu.
Selin yanımdaydı.
“Nasıl hissediyorsun?” dedi.
Düşündüm.
Uzun uzun düşündüm.
“Hafif” dedim.
“Yedi yıldır ilk kez hafif hissediyorum.”
Ve bu sefer gerçekten hafiftim.
Kimse kemiklerimi eğmiyordu.
Kimse çayıma bir şey katmıyordu.
Kimse beni “tedavi ediyor” numarası yapmıyordu.
Altı ay sonra fizik tedaviye başladım.
Pelvik kemiklerim tamamen eski haline dönemezdi.
Selin bunu açıkça söylemişti.
“1.5 santimetreyi geri kazanabiliriz” demişti.
“Ama geri kalan 0.8 santimetre kalıcı.”
Kalıcı.
Kerem’in bana bıraktığı kalıcı iz.
Ama ben o izi taşıyarak yürümeye devam edecektim.
Çünkü artık biliyordum:
Sevgi, birinin bedenine habersiz dokunmak değildir.
Sevgi, birinin rızasını almaktır.
Sevgi, “rahatla, her şeyi bana bırak” demek değildir.
Sevgi, “sana ne yapacağımı anlatayım, kabul ediyor musun?” demektir.
Bugün bu hikayeyi yazıyorum.
Evimde.
Tek başıma.
Ama yalnız değilim.
Selin her hafta arıyor.
Annem yanıma taşındı.
Ve ben artık kimseye körü körüne güvenmiyorum.
Yedi yıl kaybettim.
Ama geri kalan hayatımı geri kazandım.
Ve eğer bu hikayeyi okuyan bir kadın varsa…
Eğer kocan sana “tedavi” yapıyorsa…
Eğer kayınvaliden her gece odana habersiz giriyorsa…
Eğer sana içirilen çayların ne olduğunu bilmiyorsan…
Sor.
Sorgula.
Araştır.
Çünkü yedi yıl çok uzun bir zaman.
Ve bazı gerçekler ancak başka birinin ağzından duyulunca ortaya çıkıyor.
Benim gerçeğim bir tuvalet kapısının arkasında ortaya çıktı.
Ama çıktı.
Geç de olsa çıktı.
Ve ben hâlâ ayaktayım.
Adım Elif.
Otuz dört yaşındayım.
Ve artık kimsenin “bana bırak” demesine izin vermiyorum.
Hiçbir şeyi.
Asla.
Üsteki Resimden Diğer Sayfaya Geçiş Yaparak Haberin Devamını Okuyabilirsiniz.
Diğer Galeriler
-
Ellerim titriyor şu an Bunu yazarken midem bulanıyor.
-
Kocam beni, “ona bir erkek evlat veremediğim” için en yakın arkadaşımla birlikte terk etti
-
Kocam Antalya’dan bana mesaj attı
-
Babasının odasında annesinin ihanete uğradığını gördükten sonra çenesi kırılan çocuk, hastanede annesi oğlunun elini tutarak “Herkese söyle, merdivenlerden düştüm” dedi.
-
Genç Hemşire ve Komadaki Adam
-
Kılıçdaroğlu Küplere Bindi
