Antalya Kemer Suluda Ada Tur Adalar Turu Gemi Turu Turlar Setur Gezi Turları

Her şeyini kaybettiğinde, eşi onu terk etti » T.C. Haber T.C. Haber
Ana Sayfa 5.06.2026

Her şeyini kaybettiğinde, eşi onu terk etti

1 / 2

PARÇA 1

Her şeyini kaybettiğinde, eşi onu terk etmişti… ama bir sokak yemekçisinin 10 yıldır sakladığı bir borcu olduğunu bilmiyordu.

56 yaşındaki Kemal Arslan, bir zamanlar Levent ve Etiler’de şoförlü arabalarla toplantılara giren, İtalyan takım elbiseleri giyen ve aynı anda üç telefonu çalan adam gibi değildi artık.

Şimdi her gün Emirgan Korusu’nda aynı banka oturuyordu. Üzerindeki ceket kırışmış, sakalı uzamış, ayakkabıları yıpranmıştı; bakmaya kıyılmayacak kadar eski görünüyordu.

Bir zamanlar milyonları yöneten hesaplarında sadece 54.000 lira kalmıştı.

Ve bu paranın yeniden başlamaya yetip yetmeyeceğini bile bilmiyordu.

Tam 19 gün boyunca her gün aynı saatte geldi.

Ağaçların altında oturuyor, yanından geçen aileleri, sevgilileri, balonlu çocukları, simit satanları, poşetlerle yürüyen insanları ve işe yetişmeye çalışan kalabalığı izliyordu.

Kimse ona ikinci kez bakmıyordu.

En kötüsü de buydu.

Eskiden herkes onunla selamlaşmak için yarışırdı.

Herkes onu yemeğe davet ederdi.

Herkes “Kemal Bey” derken çıkar dolu bir gülümseme takınırdı.

Ama Arslan İnşaat battığında, dünya sanki onun adını tamamen silmişti.

Şirketi İstanbul, Ankara, İzmir ve Bursa’da konut projeleri yapmıştı.

Küçük dairelerdi.

Ama insanların başını sokabileceği gerçek yuvalar.

Kemal bununla gurur duyardı.

Lüks satmak istemediğini, sadece çalışan insanlara bir yaşam alanı bırakmak istediğini söylerdi.

Ta ki 15 yıllık ortağı ve en güvendiği adam Murat Demir onu ihanetle yıkana kadar.

Dolandırıcılık büyüktü.

Hayali şirketler.

Birbirine bağlanmış krediler.

Şişirilmiş ihaleler.

Sahte imzalar.

Sosyal konut için gelen para; lüks rezidanslara, pahalı saatlere ve gizli hesaplara akmıştı.

Bankalar kapıya dayandığında Kemal, ne kadar safça güvendiğini çok geç anlamıştı.

Etiler’deki evi gitti.

Ofisleri.

Arsaları.

Arabaları.

Hatta soyadı bile lekelenmişti.

Ama hiçbir şey onu eşi Aylin kadar yaralamamıştı.

İflasın üzerinden 11 gün geçmişti.

Aylin bir çekmece açtı, 18 yıldır sakladığı evlilik sözleşmesini masaya koydu.

Ağlamadı.

Yemek yiyip yemediğini sormadı.

Nerede kalacağını bile sormadı.

Sadece buz gibi bir sesle konuştu:

—Ben batmış bir adamla birlikte batmam.

Kemal onun bir anlık öfkeyle konuştuğunu sandı.

Ama Aylin çoktan valizlerini hazırlamıştı.

Pahalı parfümü.

Yeni çantası.

Kapıda onu bekleyen şoför…

24 yaşındaki oğlu Mert de onu aramadı.

Annesiyle kaldı çünkü aile servetini kontrol eden oydu.

Kemal bunun “konfor tercihi” olduğunu anladı.

Ama anlamak, acıyı azaltmıyordu.

Bir gün Emirgan’da bankta otururken, elleri titreyerek düşündü:

Artık dünyaya verecek hiçbir şeyi yoktu.

Ne para.

Ne saygınlık.

Ne aile.

Ne de umut.

Tam o sırada bir sokak yemek arabası yaklaştı.

İçinden mercimek çorbası, nohut pilavı, tavuk ve sıcak ekmek kokusu yükseliyordu.

Arabayı iten kadın beyaz önlüklüydü. Uzun örgülü saçları, kırmızı başörtüsü ve yorgun ama güçlü bir bakışı vardı.

Onun önünde durdu ve sanki bir hayalet görmüş gibi baktı.

—Kemal Arslan —dedi.

Kemal başını kaldırdı.

Kadını tanımıyordu.

Kadın hüzünlü bir gülümsemeyle sordu:

—Beni hatırlamadınız, değil mi?

Kadının adı Elif Yılmazdı.

10 yıl önce Elif, Diyarbakır’da küçük bir sokak tezgâhında yemek satıyordu. Üstünde yırtık bir tente vardı.

400 lirası, hasta bir çocuğu ve ödenmemiş kirası vardı.

O gün Kemal bir şantiye ziyareti sonrası oradan geçmişti.

80 liralık yemek istemişti.

Sessizce yemişti.

Bittiğinde masaya 2.000 lira bırakmıştı.

Elif parayı geri vermek için peşinden koşmuştu.

Ama Kemal sadece şöyle demişti:

—Bahşiş değil. Eksik olan bu.

3 gün sonra Elif bir avukattan telefon aldı.

Kemal onun için küçük bir dükkânın kirasını 6 ay ödemiş, endüstriyel ocak aldırmış, belediye izinlerini çıkarmış ve iki çelik masa kurdurmuştu.

Hiçbir şey istememişti.

Sadece el yazısıyla bir not bırakmıştı:

“Yemek daha fazlasını hak ediyordu. Bu da gerisi.”

Elif o notu 10 yıl boyunca bir poşetin içinde saklamıştı; sanki kutsal bir emanet gibi.

Şimdi ise, bir zamanlar ona hayat veren adam, kimsenin fark etmediği bir gölge gibi bankta oturuyordu.

Elif yanına sıcak bir kap bıraktı.

—Mercimek çorbası. Yarın da aynı saatte.

Kemal şaşkındı.

—Neden yapıyorsun bunu?

Elif arabasını toplarken bakmadan cevap verdi:

—Çünkü siz, ben artık nasıl devam edeceğimi bilmezken bana yardım ettiniz.

Ertesi gün Kemal yine banktaydı.

Ama Elif yalnız gelmemişti.

Arkasında siyah bir araçtan inen, gözlüklü, beyaz gömlekli ve elinde dosyalar taşıyan bir adam vardı.

Elif çenesiyle onu işaret etti.

—Kemal Bey, bu Saadettin Kara. Ve sanırım bunu görmeniz gerekiyor.

Kemal dosyanın ilk sayfasını açtığı anda, nefesi göğsünde düğümlendi.

PARÇA 2

Adamın adı Saadettin Karaydı.

O, adli muhasebe uzmanı ve vergi hukuku avukatıydı. Aynı zamanda Elif’in Üsküdar’daki sokak yemeği tezgâhının 7 yıldır düzenli müşterisiydi.

Her perşembe mutlaka mercimek çorbası, nohut pilavı ve ekstra acı sos söylerdi.

“Midem artık eskisi gibi değil ama gururum hâlâ yerinde” derdi.

Elif ona her şeyi anlatmamıştı.

Sadece bir zamanlar hayatını kurtaran adamın bir banka çökmüş halde oturduğunu söylemişti.

Ve belki de yalnız düşmediğini…

Saadettin dosyayı Emirgan’daki taş bir masaya koydu.

Kemal şüpheyle baktı.

—Bu nedir?

Saadettin ilk sayfayı açtı.

—Sizin şirketinizi aptal olduğunuz için batırmadıklarını gösterebilecek şey, Kemal Bey. Sizi içeriden çökertmişler.

Kemal dondu kaldı.

Aylarca başarısızlık utancını taşımıştı.

Üsteki Resimden Diğer Sayfaya Geçiş Yaparak Haberin Devamını Okuyabilirsiniz.

1 / 2
Tema Tasarım |