DOLAR
Alış: 45.52
Satış: 45.70
EURO
Alış: 52.82
Satış: 53.03
GBP
Alış: 61.00
Satış: 61.46
ANKARA
ADANA
ADIYAMAN
AFYON
AĞRI
AKSARAY
AMASYA
ANKARA
ANTALYA
ARDAHAN
ARTVİN
AYDIN
BALIKESİR
BARTIN
BATMAN
BAYBURT
BİLECİK
BİNGÖL
BİTLİS
BOLU
BURDUR
BURSA
ÇANAKKALE
ÇANKIRI
ÇORUM
DENİZLİ
DİYARBAKIR
DÜZCE
EDİRNE
ELAZIĞ
ERZİNCAN
ERZURUM
ESKİŞEHİR
GAZİANTEP
GİRESUN
GÜMÜŞHANE
HAKKARİ
HATAY
IĞDIR
ISPARTA
İSTANBUL
İZMİR
KAHRAMANMARAŞ
KARABÜK
KARAMAN
KARS
KASTAMONU
KAYSERİ
KIRIKKALE
KIRKLARELİ
KIRŞEHİR
KİLİS
KOCAELİ
KONYA
KÜTAHYA
MALATYA
MANİSA
MARDİN
MERSİN
MUĞLA
MUŞ
NEVŞEHİR
NİĞDE
ORDU
OSMANİYE
RİZE
SAKARYA
SAMSUN
SİİRT
SİNOP
SİVAS
ŞANLIURFA
ŞIRNAK
TEKİRDAĞ
TOKAT
TRABZON
TUNCELİ
UŞAK
VAN
YALOVA
YOZGAT
ZONGULDAK
Ana Sayfa
Foto Galeri
22.05.2026
Eşinin onu aldattığını sanarak battaniyeyi kaldırdı
- BÖLÜM 1 —Bana dokunma… sen de imza attın, ben ölürsem çocuğumu alacaklarına dair. Mert Yılmaz, elini battaniyenin üzerinde asılı kalmış gibi tutarak yatağın yanında donup kaldı. O ana kadar odaya, eşinin yalan söylediğini yüzüne vurmak için girmişti. Eşi Elif, İstanbul Etiler’deki villanın ana yatak odasına neredeyse bir haftadır kapanmıştı. Aşağı inmiyor, kimseyle konuşmuyor, yemek yemiyor ve iki kez kadın doğum randevusunu iptal ediyordu. Mert, İstanbul’da restoran zincirleri ve gayrimenkuller yöneten güçlü bir iş insanıydı. Ama aynı zamanda kolay güvenmeyen biriydi. Annesi Sultan Hanım, zihnine zehir gibi bir düşünce yerleştirmişti: —O kız hasta değil oğlum. Bir şey saklıyor. Böyleleri gözyaşıyla insanı yönetir. Elif, zengin bir aileden gelmiyordu. Evlenmeden önce Ankara’da annesiyle birlikte sokakta simit ve çay satarak yaşamını sürdürmüştü. Sade, net ve dimdik duran bir kadındı. Mert’i ona bağlayan da buydu. Ama aile için Elif her zaman “dışarıdan gelen” kişiydi. O sabah Mert, iş için gittiği İzmir’den planlanandan erken döndü. Hamilelik sürecinde Elif’e annesi bakıyordu. Hatta kontrol ve dinlenme için özel bir hemşire bile tutulmuştu. Odaya girdiğinde Elif’i solgun, ter içinde ve karnını tutarken buldu. Yedi aylık hamileydi. —Seni görmem lazım —dedi Mert, sert görünmeye çalışarak. —Hayır —diye fısıldadı Elif—. Lütfen battaniyeyi kaldırma. —Elif, bu normal değil. Böyle devam edemezsin. Elif’in gözleri korkuyla doldu. —Hareket edersem bebeği kaybederim dediler. —Kim dedi? Elif cevap vermedi, dudaklarını ısırdı. Mert’in içine bir buz gibi his yayıldı. —Annem mi? Elif sessizce ağlamaya başladı. O anda bir şeylerin çok yanlış olduğunu anladı. Diz çöküp battaniyeyi yavaşça kaldırdı. Gördüğü şey onu parçaladı. Elif’in bacakları şişmişti, dizlerinde ve bileklerinde koyu morluklar vardı. Kırmızı baskı izleri, sanki biri onu zorla tutmuş gibiydi. Ayakları o kadar şişmişti ki hareket etmesi neredeyse imkânsız görünüyordu. —Allah’ım… sana ne yaptılar? —Kimse —dedi Elif hemen. —Bana yalan söyleme. —Bunun hamilelikten olduğunu söylediler… zayıf olduğum için benim suçum dediler. Mert telefonu titreyen ellerle çıkardı. —Ambulans çağırıyorum. Elif onun bileğini yakaladı. —Hayır Mert. Hastaneye gidersek annen beni akıl hastası gibi gösterir. “Anne olmaya uygun değil” der. —Ne diyorsun sen? Elif yutkundu. —Burak bana belgeleri gösterdi. Senin imzaladığını söyledi. Bir şey olursa çocuğun velayeti annenize geçecekmiş… Burak, Mert’in kuzeniydi ve aynı zamanda aile avukatlarıydı. Her zaman düzgün, her zaman kontrollü… ama her zaman tehlikeli. —Ben hiçbir şey imzalamadım —dedi Mert. Ama Elif ona inanmıyordu. Ambulans geldiğinde Mert onu kucağına alıp aşağı indirdi. Elif ağlayarak “Bebeğimi alma, yalvarırım” diye tekrar ediyordu. Girişte Sultan Hanım ve Burak bekliyordu. Üzerlerinde kusursuz kıyafetler, ellerinde siyah bir dosya vardı. —Oğlum —dedi Sultan Hanım sakin bir sesle—, götürmeden önce konuşmamız gerekiyor. Mert dosyaya baktı. Elif titremeye başladı. Ve Burak dosyayı açıp Mert’in imzasının bulunduğu belgeyi gösterdi. Mert inanamadı. Ve o an, her şeyin değişmek üzere olduğunu hissetti… BÖLÜM 2 İstanbul Etiler’deki özel hastanede Elif acil olarak muayeneye alındı. Doktorlar bebeğin kalp atışını dinledi, kan tahlilleri ve ultrason yaptı. Mert koridorda bekliyordu; gömleği kırışmış, yüzü tamamen çökmüştü. Bir süre sonra bir kadın doktor dışarı çıktı. —Eşiniz ve bebek şu an stabil, ama bu durum çok daha kötü sonuçlanabilirdi. Ödem hamilelikteki basit bir şikâyet gibi görünmüyor. Ve o morluklar… birinin açıklaması gerekiyor. Mert’in göğsüne ağır bir suçluluk çöktü. —Ben şehir dışındaydım… —O zaman onun yanında kim vardı, onu bulun. Telefonu durmadan çalıyordu. Sultan Hanım. Burak. Sultan Hanım tekrar. Sonra Burak’tan bir mesaj geldi: Abartma. Bu aileyi yıkabilir. Mert mesajı okudu ve içinde bir şey koptu. Eşi hastanedeydi, bebeği risk altındaydı ve onlar hâlâ “aile adı” derdindeydi. Mert, evlerinin güvenlik sorumlusu Serkan’ı aradı. —Son 10 günün kamera kayıtlarını istiyorum. Ana giriş, koridorlar, asansör, mutfak, hizmetli katı. Hepsi. —Bir sorun mu var efendim? —Evet. Ve bir kamera silinirse polisi ararsın. Elif’i görmesine izin verdiklerinde, Elif yatağa uzanmış, eli karnında, gözleri yorgundu. —Hiçbir şey imzalamadım —dedi Mert sessizce—. Bebeğimizin üzerine yemin ederim. Elif acıyla ona baktı. —Burak bunun tıbbi evrak olduğunu söyledi. Senin bebeği korumak istediğini, çünkü benim daha önce iki düşük yaptığımı söyledi. Mert gözlerini kapattı. O kayıplar, ikisi için de en büyük acıydı. Bunun ona karşı kullanılması affedilemezdi. —Sen bir şey imzaladın mı? —Hayır. Reddettim. Sonra annen bana “Fakir kadınlar zengin adamın çocuğuyla hayatını garanti altına aldığını sanır” dedi. Karnımın işe yaradığını ama benim bir sorun olduğumu söyledi. Mert’in içinde öfke, utanç ve mide bulantısı yükseldi. —Bana neden haber vermedin? Elif acı bir gülümsemeyle güldü. —Telefonumu aldılar. Hemşire “anksiyetem için” dedi. Annen sürekli senin benden bıktığını söyledi. Mert başını eğdi. —Bir şeyleri fark etmeliydim. —Evet —dedi Elif gözyaşlarıyla—. Bana inanmadan önce beni dinlemeliydin.
- Mert karşılık veremedi. Sadece elini tuttu. Akşamüstü Serkan bir USB bellek getirdi. Hastanenin özel bir odasında Mert videoları izlemeye başladı. İlk görüntüde Sultan Hanım, Burak ve hemşire kıyafetli bir kadın eve giriyordu. İkincide Elif duvara tutunarak çıkmaya çalışıyor, Sultan Hanım yolunu kesiyor, Burak dosyayı yüzüne doğru uzatıyordu. Üçüncüde sözde hemşire gece yarısı siyah bir çanta ile evden çıkıyordu. —O kadın araştırıldı —dedi Serkan—. Geçerli bir hemşirelik lisansı yok. Üç yıl önce askıya alınmış. Mert yumruklarını sıktı. Sonra Serkan bir e-posta gösterdi. Burak’ın ofisinden gönderilmişti. Konu başlığı: Anne yetersizliği için kriz planı. Altında Mert’in imzası vardı. Ama sahteydi. Mert yüzlerce sözleşme imzalamıştı. Kendi imzasını tanırdı. Bu imzada çizgiler fazla sert, eğim yanlış, baskı farklıydı. —Burak… —diye fısıldadı. O anda kapı açıldı. Sultan Hanım içeri izinsiz girdi, arkasında Burak vardı. —Mert, artık yeter —dedi kadın—. O kadın zaten başından beri sorunluydu. Mert yavaşça ayağa kalktı. —Eşim sorunlu değil. Eşim zarar görmüş. Burak zorla gülümsedi. —Dikkat et kuzenim. Sonradan pişman olacağın şeyler söyleme. Biz sadece bebeği korumaya çalıştık. —Benim imzamı taklit etmek de “korumak” mı? Burak’ın rengi attı. Sultan Hanım sertleşti. —O çocuk bir Yılmaz. Onun geleceğini bir köylü kadına bırakamazdım. Mert bir adım ileri çıktı. —O çocuk Elif’in oğlu. —O sadece taşıyor —diye karşılık verdi Sultan Hanım. Yan odada Elif bu cümleyi duydu ve sessizce ağlamaya başladı. Mert annesine, onu ilk kez görüyormuş gibi baktı. Ve cevap veremeden önce, içeri koşarak giren bir hemşire her şeyi değiştiren haberi verdi. Elif’in vücudunda bulunan bulgular, bunun sadece aile baskısı olmadığını, çok daha karanlık bir plan olabileceğini gösteriyordu. Doktor Mert’e oturmasını söyledi. —Eşinizin kanında sedatif etkili bir ilaç kalıntısı tespit ettik. Ölümcül değil ama onu zayıflatacak, bilinç bulanıklığı yaratacak ve sürekli uyku halinde tutacak seviyede. Mert’in dizlerinin bağı çözüldü. —Onu uyuşturuyorlar mıydı? —Bunu adli makamlar araştıracak. Ama birinin bunu uygulaması gerekiyor. Gerçek, sonunda patlayan bir düdüklü tencere gibi ortaya çıkmaya başladı. Evin içinden çıkarılan sahte hemşirenin götürdüğü siyah çantada boş ilaç şişeleri, gazlı bezler ve yırtılmış belgeler vardı. Misafir banyosunda çöp poşetine gizlenmiş ilaç etiketleri bulundu. Elif’in odasında ise telefonu, Sultan Hanım’a ait bir şala sarılmış halde ortaya çıktı. Ama en kötüsü yatak odasındaki bir tablonun arkasındaydı. Küçük bir kamera doğrudan yatağa bakıyordu. Mert donup kaldı. Elif’i uyurken, ağlarken, bebeğiyle konuşurken izlemişlerdi. Onu kendi evinde mahkûm etmişlerdi. —Dokunma —dedi Serkan, Mert kamerayı sökmeye yönelince—. Bu delil. Ertesi gün Burak hasarı kontrol etmeye çalıştı. Bir magazin sitesine Elif’in “psikolojik krizler yaşadığı” ve Yılmaz ailesinin sadece bebeği korumaya çalıştığı sızdırıldı. Sosyal medyada linç başladı. Çıkarcı. Deli. Kesin para peşinde. Mert hastane odasında yorumları okudu ve sert bir gerçeği anladı: sessiz kalmak da ihanet etmekti. Aynı gün şirketten bir açıklama yayınladı: Eşim Elif, tehdit, sahte belge düzenleme, yasa dışı gözetim ve rızasız ilaç verilmesi ihtimaliyle karşı karşıya kalmıştır. Onu “dengesiz” göstermeye çalışan herkes hakkında yasal işlem başlatılacaktır. İsim vermedi. Gerek yoktu. Burak ilk yakalanan oldu. Köşeye sıkışınca, sahte imzayı Sultan Hanım’ın talimatıyla attığını itiraf etti. Belgenin tam hukuki geçerliliği yoktu ama Elif’i korkutmak için kullanılmıştı. Ayrıca doğum sırasında sorun çıkarsa Elif’i “anne olmaya uygun değil” diye ilan etme planı da ortaya çıktı. Sahte hemşire daha sonra konuştu. Sultan Hanım’ın ona nakit para verdiğini, Elif’i sakinleştirmek için ilaç damlaları kullandığını itiraf etti. Sultan Hanım her şeyi reddetti… ta ki koridordaki kameranın ses kaydı ortaya çıkana kadar. Sesi netti: —O kadın anlamalı ki, bebeğin değeri ondan daha fazla. Mahkemede Elif, Mert’in elini tutarak içeri girdi. Artık battaniyenin altında titreyen kadın değildi. Solgundu ama güçlüydü. —Bana, kendi hayatımın oğlumdan daha değersiz olduğunu düşündürdüler —dedi—. Beni bir kap gibi gördüler. Ama bebeğim bir soyadı istemiyordu. O, yaşayan bir anne istiyordu. Salonda sessizlik oldu. Sultan Hanım yaşından dolayı önce ev hapsine alındı ama daha sonra yasa dışı ödeme ve tıbbi manipülasyonlar ortaya çıkınca tutuklu yargılanmak üzere cezaevine gönderildi. Burak mesleğini kaybetti ve sahtecilik, tehdit ve suç ortaklığıyla yargılandı. Hemşire ise anlaşma yapıp tüm delilleri teslim etti. Sultan Hanım götürülürken Mert’e baktı. —Anneni ona mı seçiyorsun? Mert Elif’e ve kucağındaki yeni doğan bebeğe baktı. —Hayır. Ben ailemi seçiyorum. Bu onun söylediği son şeydi. Aylar sonra Elif, annesiyle birlikte Ankara’da küçük bir kafe açtı. Adını “Anadolu Işığı” koydu. Gösterişli değildi ama simit, çay ve taze ekmek kokuyordu. Mert kafe masalarında oğulları Ali’yi kucağında taşıyarak çalışıyordu. Hesapları karıştırıyor, çayı döküyor, paketleri düzgün saramıyordu ama Elif uzun zamandır ilk kez gülüyordu. Bir kadın onu tanıdı. —Siz Mert Yılmaz değil misiniz? Elif gülümsedi. —Evet, ama burada patron benim. Herkes güldü. O gece kapatırken Elif verandada battaniye ile oturdu. Aylarca battaniyeden korkmuştu; çünkü ona acıyı hatırlatıyordu. Ama şimdi aynı şey sadece ısıtıyordu. Mert yanına geldi. —İyi misin? Elif oğluna baktı. —Evet. Artık korku gibi ağır değil. Sadece sıcaklık gibi. Mert onun alnını öptü. Elif o anda iyileşmenin unutmak olmadığını anladı. Gerçeği anlatabilmekti. Ve çocuğu şunu bilerek büyüyecekti: Bir anne bir soyadı değildir, bir imza değildir, bir “taşıyıcı” hiç değildir. Bir anne hayattır. Ve en zor soru havada kaldı: Bu kadar şeyi yapan Sultan Hanım affedilmeli miydi, yoksa anne bile olsa bazı şeylerin geri dönüşü yok mu?
Benzer Galeriler
-
Eşinin onu aldattığını sanarak battaniyeyi kaldırdı
-
Ablam, “fakir” olduğu gerekçesiyle büyükannemizi düğününe davet etmedi
-
Hamileyken 7 aylıkken kayınvalidem “Bebek ölürse belki de Allah size bir yükten kurtarıyordur” dedi
-
Doğum günü sabahı babası gelinin morarmış yüzünü gördü, kocası gülerek “Tokadı ben attım” dedi
-
Oğlum bir dilenciyi işaret etti ve fısıldadı
-
ABD ÇİN İSRAİL


