DOLAR
Alış: 45.52
Satış: 45.70
EURO
Alış: 52.82
Satış: 53.03
GBP
Alış: 61.00
Satış: 61.46
ANKARA
ADANA
ADIYAMAN
AFYON
AĞRI
AKSARAY
AMASYA
ANKARA
ANTALYA
ARDAHAN
ARTVİN
AYDIN
BALIKESİR
BARTIN
BATMAN
BAYBURT
BİLECİK
BİNGÖL
BİTLİS
BOLU
BURDUR
BURSA
ÇANAKKALE
ÇANKIRI
ÇORUM
DENİZLİ
DİYARBAKIR
DÜZCE
EDİRNE
ELAZIĞ
ERZİNCAN
ERZURUM
ESKİŞEHİR
GAZİANTEP
GİRESUN
GÜMÜŞHANE
HAKKARİ
HATAY
IĞDIR
ISPARTA
İSTANBUL
İZMİR
KAHRAMANMARAŞ
KARABÜK
KARAMAN
KARS
KASTAMONU
KAYSERİ
KIRIKKALE
KIRKLARELİ
KIRŞEHİR
KİLİS
KOCAELİ
KONYA
KÜTAHYA
MALATYA
MANİSA
MARDİN
MERSİN
MUĞLA
MUŞ
NEVŞEHİR
NİĞDE
ORDU
OSMANİYE
RİZE
SAKARYA
SAMSUN
SİİRT
SİNOP
SİVAS
ŞANLIURFA
ŞIRNAK
TEKİRDAĞ
TOKAT
TRABZON
TUNCELİ
UŞAK
VAN
YALOVA
YOZGAT
ZONGULDAK
Ana Sayfa
Foto Galeri
21.05.2026
Zengin iş insanının kızı duruşma salonuna girip üvey annesini işaret etti.
- BÖLÜM 1 “Bakıcımı serbest bırakın! Üvey annem asıl suçlu!” Mahkeme salonunun kapıları aniden açıldı ve çıkan ses duvarlarda bir silah sesi gibi yankılandı. Herkes dönüp baktı. Küçük bir kız içeriye koşarak girdi. Çıplaktı; pembe elbisesi toprakla kirlenmiş, saçları gözyaşlarından yüzüne yapışmıştı. Nefes almakta zorlanıyordu ama yine de İstanbul Adalet Sarayı’ndaki sıraların arasından koşmaya devam etti. Küçük ayakları soğuk zeminde sertçe çarpıyordu. “Defne hiçbir şey yapmadı!” diye bağırdı. “Defne babamı öldürmedi!” Hâkim tokmağını kaldırıp düzeni sağlamak istedi ama olduğu yerde donup kaldı. Sanık sandalyesinde oturan Defne Yılmaz, altı aydır kendisine ait olmayan bir suçlamanın ağırlığıyla yaşamıştı. Altı ay boyunca hırslı, kıskanç bir ev çalışanı olduğu ve Türkiye’nin en güçlü iş insanlarından biri olan Murat Karaoğlu’nu öldürdüğü söylenmişti. Ama küçük kızı görünce, içinde tuttuğu bütün acı tek bir fısıltıyla dışarı çıktı. “Lina…” Küçük kız ona döndü. Gözleri kırmızı, şişmişti; korku doluydu ama aynı zamanda bir çocuğun taşıması gerekmeyecek kadar ağır bir cesaret de vardı. Sonra Lina titreyen elini kaldırıp ilk sırayı işaret etti. “Yapan o,” dedi. “O yaptı… Selin yaptı.” Bütün bakışlar ilk sıradaki kadına döndü. Selin Karaoğlu. Zarif üvey anne. Siyahlar içinde kusursuz giyinmiş kadın. Duruşma boyunca televizyonlara çıkıp sadece adalet istediğini söyleyen kişi. Selin kıpırdamadı. Ama dudaklarının rengi soldu. Hâkim tokmağı üç kez vurdu. “Salonda düzen!” Gazeteciler ayağa kalktı, uğultu yükseldi ve jüri üyelerinden biri eliyle ağzını kapattı. İki polis Lina’ya doğru yürüdü ama küçük kız doğruca Defne’ye koştu. Hâlâ kelepçeli olan kadın eğilebildiği kadar eğildi. Lina onun ellerini sıkıca tuttu. “Ben gördüm,” diye fısıldadı. “Babama ne yaptığını gördüm.” Defne nefessiz kaldı. Altı ay önce Karaoğlu ailesinin Boğaz’daki yalısı, dışarıdan bakıldığında kusursuz bir hayatın görüntüsüydü. Geniş camlar, parlak zeminler, sanat eserleri, her sabah taze çiçekler… Ama Lina için orası, yalnızca Defne yanındayken evdi. Defne onun saçlarını tarar, sıcak süt yapar, masal okur, annesini küçük yaşta kaybetmiş çocuğu geceleri sakinleştirirdi. Sonra Selin gelmişti. Güzel, eğitimli, her zaman kusursuz kokan, Murat ona baktığında gülümseyen bir kadın. Ama Murat odadan çıkınca o gülümseme kayboluyordu. “Lina’nın gerçek bir anneye ihtiyacı var,” derdi Selin yumuşak ama soğuk bir sesle. “Kendisini aileden sanan bir hizmetçiye değil.” Murat bunu fark etmiyordu. İşine, güvenine ve yeni eşine fazlasıyla kapılmıştı. Bir gün, Ankara’ya iş seyahati öncesi Defne’yi çalışma odasına çağırdı. “Kızıma iyi bak,” dedi. “Son zamanlarda içine kapanık gibi geliyor.” Defne sesi kısarak konuştu: “Beyefendi… saygısızlık etmek istemem ama Selin Hanım siz yokken ona iyi davranmıyor.” Murat kaşlarını çattı. O gece Selin konuşmanın bir kısmını duymuştu. Ve o andan sonra her şey değişti. Lina odasına kilitlenmeye başladı. Oyuncakları kayboldu. Yemekleri soğuk geliyordu. Selin, eğer konuşursa Defne’nin hapse gideceğini söylüyordu. Ta ki Murat beklenmedik bir şekilde erken dönüp Lina’yı merdivenlerde ağlarken bulana kadar. “Bu evde neler oluyor?” diye bağırdı. Selin şaşkınlık rolü yaptı. Defne konuşmaya çalıştı. Ama Murat ilk kez eşine şüpheyle baktı. O gece çalışma odasında çığlıklar yükseldi. Kapının arkasına saklanan Lina, babasının şöyle dediğini duydu: “Yarın avukatımla konuşup her şeyi değiştireceğim.” Selin ise korkutucu bir sakinlikle cevap verdi: “Beni böyle küçük düşüremezsin, Murat.” Saatler sonra Murat ölü bulundu. Yanında bir kadeh rakı vardı. Polis, bardakta Defne’nin parmak izlerini buldu çünkü yardım etmeye çalışırken bardağı kaldırmıştı. Selin ağladı. Suçladı. İşaret etti. Ve herkes ona inandı. Bir çocuk dışında… kapının aralığından her şeyi gören tek kişi. Mahkeme salonuna geri dönüldüğünde Lina, elindeki eski telefonu elbisesinin cebinden çıkardı. Üzerinde kırık bir unicorn kılıfı vardı. “Ben bir şey kaydettim,” dedi. Selin aniden ayağa kalktı. “Bu çocuk karıştırıyor!” Ama Lina telefonu göğsüne bastırdı. Ve hâkim videonun oynatılmasını emrettiğinde, herkesin hayatını değiştirecek gerçeğin ortaya çıkmak üzere olduğu hissi salona çöktü… BÖLÜM 2 Lina’nın telefonu hâkimin önündeki küçük ekrana bağlandı. Tüm mahkeme salonu derin bir sessizliğe gömüldü. Selin hâlâ ayakta duruyordu; dimdik, bakışlarını çocuğa sabitlemişti. “Sayın hâkim,” dedi savcı rahatsız bir tonla, “bu delil olarak kabul edilmemişti.” Defne’nin avukatı hemen ayağa kalktı. “Bir çocuk az önce bir cinayete tanıklık ettiğini söyledi. Eğer bu kayıt varsa, görmezden gelinmesi bu mahkeme için bir utanç olur.” Hâkim Lina’ya baktı.
- “Bu videoyu sen mi çektin?” Küçük kız başını salladı. “Babam bu telefonu bana oyun için vermişti. Selin beni cezalandırdığı için saklanmıştım.” Video başladı. Görüntü karanlık ve eğriydi; telefon bir yere yaslanmış gibiydi. Murat Karaoğlu’nun çalışma odasının bir kısmı görünüyordu: masa, bir lamba ve bir kadeh rakı. Sonra Selin belirdi. Ne siyah bir yas elbisesi vardı ne de acılı bir dul ifadesi. Üzerinde açık renk ipek bir sabahlık vardı ve yüzü sertti. “İmzala,” dedi bir ses. Murat yorgun bir halde oturuyordu, eli göğsündeydi. “Hiçbir şeyi imzalamıyorum. Yarın boşanma davası açacağım.” Salonda bir uğultu yayıldı. Selin gülümsedi ama bu bir mutluluk gülümsemesi değildi. “Ne diyeceksin? Kızına kötü davranan bir eşim var mı diyeceksin? Kim inanır sana Murat? Beni herkes seviyor. Basın beni seviyor. Ortakların beni seviyor.” “Murat bir şey öğrendi.” “Lina anlattı.” Selin’in sesi değişti. “O çocuk hiçbir şey bilmiyor.” Ekranda Murat ayağa kalkmaya çalıştı ama sendeledi. “Bana ne verdin?” Video aniden kesildi. Salon uğultuyla doldu. Defne sessizce ağlıyordu. Altı aydır Murat’ın ölümünün Selin’in anlattığı gibi olmadığını söylüyordu ama kimse İstanbul’un varoşlarından gelen bir dadıyı, güçlü avukatları olan zengin bir dul kadına karşı ciddiye almamıştı. Hâkim sakin olunmasını istedi. “Başka kayıt var mı?” Lina yutkundu. “Var… ama Selin o gece telefonu elimden aldı. Dün geri alabildim.” “Evden nasıl çıktın?” diye sordu hâkim. Lina başını eğdi. “Beni kilitlediler.” Bu kelime salona taş gibi düştü. Defne irkildi. “Ne?” Lina titremeye başladı. “Selin, konuşursam seni bir daha göremeyeceğimi söyledi. Köpeğimi sokağa atacağını söyledi. Kimse yalancı kız çocuklarına inanmaz dedi.” Defne’nin yüzü öfke ve acıyla doldu. Murat’ın ölümünden sonra Selin, Boğaz’daki yalının kontrolünü tamamen ele almıştı. Kendini “çocuğu medyadan koruyan üvey anne” olarak gösteriyordu ama aslında Lina’yı izole etmişti. Büyükanne ve büyükbabaların gelmesine izin vermemiş, tüm çalışanları değiştirmişti. Şoför, aşçı, bahçıvan… herkes gitmişti. Yerine sadece ona itaat edenler kalmıştı. Ama yirmi yıldır o evde çalışan Gül ablayı hesaba katmamıştı. Telefonu eski kitapların arasından bulan oydu. Lina’nın saklamadan önce bıraktığı yerdi. Videoyu gördüğünde Defne’nin suçsuz yere mahkûm edileceğini anlamıştı. Ve o sabah arka kapıyı açan da oydu. “Koş mahkemeye, kızım,” dedi. “Arkana bakma.” Lina sokak sokak koştu. Bir gazete satıcısı onu haberlerden tanıyıp taksiye bindirdi. Taksi şoförü ağladığını görünce ücret almadı. Mahkemede Defne’nin avukatı ikinci kaydın oynatılmasını istedi. Selin çıkışa doğru yürümeye başladı. Bir polis önüne geçti. “Hanımefendi, çıkamazsınız.” Selin sinirli bir kahkaha attı. “Saçmalık bu. Bir hizmetçinin dolduruşuna gelmiş bir çocuk hayatımı mahvedecek öyle mi?” Lina gözlerini doğrudan ona dikti. “Ben yalancı değilim.” İkinci video başladı. Bu kez görüntü daha da bulanıktı. Sesler vardı: hızlı nefesler, ayak sesleri, bir çekmece açılma sesi. Selin’in sesi duyuldu: “Her şeyin Defne’nin suçu gibi görünmesi gerekiyordu. Kadehe o dokundu. Zaten tartıştılar.” Başka bir ses cevap verdi. Ama bu Murat’a ait değildi. Bir erkekti. “Çocuğu buna karıştırmaman gerektiğini söylemiştim.” Salon buz kesti. Savcı soldu. Defne’nin avukatı yavaşça Selin’e döndü. “Bu adam kim?” Selin dişlerini sıktı. Ama video devam etti. “Eğer bu ortaya çıkarsa, Selin… ben de yanarım.” Lina ağlamaya başladı. “O sesi tanıyorum,” dedi. Hâkim eğildi. “Kimin sesi?” Küçük kız işaret etti; Selin’e değil, savcının arkasında oturan gri takım elbiseli bir adama. “Onun. Üvey annemin avukatı.” Ve herkes döndüğü anda, video nihayet çalışma odasının camında yansıyan yüzü gösterdi… BÖLÜM 3 Yansıma bulanıktı ama yeterince açıktı. O gece Selin’in yanında görünen adam, onun kişisel avukatı Kemal Arslan’dı. Şimdiye kadar davanın en saygın tanıklarından biri olarak görülüyordu. Aylar boyunca Selin’le birlikte televizyon röportajlarına çıkmış, cenazelere katılmış, basın açıklamalarında yanında durmuştu. Hep “ailenin avukatı” gibi konuşuyordu. Hep Murat Karaoğlu’nun mirasını koruduğunu söylüyordu. Ama görüntüde, cinayet gecesi Murat’ın çalışma odasındaydı. Kemal ayağa fırlamaya çalıştı. İki polis onu hemen tuttu. “Bu bir montaj!” diye bağırdı. “Bu görüntü oynanmış!” Hâkim, dijital inceleme için acil bilirkişi çağrılmasını emretti, ama salon çoktan kontrolden çıkmıştı. Selin nefes almakta zorlanıyordu. Kusursuz imajı herkesin önünde çökmeye başlamıştı. Tam o sırada Gül abla, bir polis eşliğinde içeri girdi. Yıllardır Karaoğlu yalısında çalışan kadın, gri üniformasıyla ve gözleri yaşlı bir haldeydi. “Benim de söyleyeceklerim var,” dedi. Hâkim başıyla izin verdi. Gül abla, Murat’ın ölümünden haftalar önce Selin ile Kemal’in telefon konuşmalarını duyduğunu anlattı. Hesaplardan, imzalardan, Murat’ın değiştirmek istediği vasiyet ve hayat sigortasından bahsediyorlardı. “Susmamı istediler,” dedi titreyerek. “Selin Hanım bana tehdit etti. Hırsızlıkla suçlarım, kimse bir hizmetçiye inanmaz dedi.” Defne gözlerini kapattı. Aynı hikâye. Hep aynı korku. Zenginlerin, yoksulların sessizliğini bir ip gibi kullanması. Ama Gül abla burada durmadı. “Murat Bey öldükten sonra, Selin Hanım’ı çalışma odasının banyosunda bir şırıngayı yıkarken gördüm. Onu bir havluya sardı ve Kemal Bey’e verdi.” Kemal kontrolünü kaybetti. “Susun artık, yalancı kadın!” Bu bağırış onun sonu oldu. Selin ona öfkeyle baktı. “Aptal,” diye fısıldadı. Ama salonun mikrofonu açıktı. Herkes duydu. O ana kadar Defne’yi suçlayan savcı, duruşmanın derhal durdurulmasını ve Selin ile Kemal hakkında yeni bir soruşturma açılmasını istedi. Hâkim, yeni deliller incelenene kadar Defne’nin kelepçelerinin çıkarılmasını emretti. Polis kelepçeyi açtığında Defne bir süre kıpırdamadı. Bileklerindeki izlere baktı, sanki ilk kez nefes alabileceğine inanamıyordu. Lina ona doğru koştu. “Özür dilerim,” diye ağladı küçük kız. “Daha önce söylemeliydim.” Defne onu sıkıca kucakladı. “Hayır, canım… Sen beni hayatta tuttun.” Selin, bir zamanlar “örnek dul” diye anılırken şimdi gazetecilerin önünde kelepçeleniyordu. Artık ağlamıyor, rol yapmıyordu. Lina’ya öfkeyle bakıyordu; sanki çocuğun elinden bir şey alınmış gibi. Ama Lina gözünü kaçırmadı. “Babam derdi ki,” dedi, “gerçek, er ya da geç kapıyı bulur.” Haftalar sonra yapılan incelemeler, videoların oynanmadığını doğruladı. Selin ile Kemal arasında para transferleri, silinmiş mesajlar ve yalıdaki depoda saklanan bazı maddelere dair bulgular ortaya çıktı. Defne tamamen aklandı. Selin ve Kemal; cinayet, dolandırıcılık ve delil karartma suçlarından yargılandı. Boğaz’daki yalı bir süre sessiz kaldı. Artık dışarıda kamera yoktu, sahte gözyaşları yoktu. Sadece büyük odalar, uzun koridorlar ve yetişkinlerin para için ne kadar acımasız olabileceğini anlamaya çalışan bir çocuk vardı. Lina’nın baba tarafından dedesi ve ninesi velayeti aldı. Defne ise uzaklaşıp yeni bir hayat kurabilecek olmasına rağmen kalmayı seçti. Bir çalışan olarak değil. Aile olarak. Bir öğleden sonra Lina onu bahçede buldu; mor salkım ağaçlarından dökülen yapraklara bakıyordu. “Babam bana kızıyor mudur sence? Korktuğum için?” diye sordu. Defne diz çöktü. “Hayır,” dedi. “Bence, korkmana rağmen doğruyu söylediğin için seninle gurur duyuyordur.” Lina ona sarıldı. Sosyal medyada hikâye ikiye bölündü. Bazıları bir çocuğun böyle bir yük taşımaması gerektiğini söyledi. Bazıları ise kaç “Defne”nin haksız yere hapse gittiğini, kaç “Selin”in kameralar önünde ağladığını, kaç “Kemal”in pahalı takımların arkasına saklandığını tartıştı. Ama o salonda bulunanlar, çıplak ayakla içeri girip “dadımı bırakın” diye bağıran küçük kızı asla unutmadı. Çünkü bazen adalet, cübbe giymiş bir hâkim gibi gelmez. Bazen kirli ayaklarla, kırık bir sesle ve elinde unicorn kılıflı bir telefonla gelir.
Benzer Galeriler
-
1.100 liraya aldığı ikinci el çamaşır makinesinden pırlanta yüzük çıktı. Fakir baba yüzüğü sahibine geri verdi
-
Oğlunun cenazesinde yaşlı polis köpeği tabuta saldırınca herkes onu deli sandı,
-
Aile yemeğinde, oğul annesine karşı elini kaldırıp itiraz etti ve eşi alkışlayarak “Sonunda bu an da geldi,” dedi
-
Zengin iş insanının kızı duruşma salonuna girip üvey annesini işaret etti.
-
Üvey anne, eski askerî törende kızını alaycı sözlerle en arka sıraya oturtmuştu.
-
Düğünün ertesi sabahı, kayınvalide elinde bastonla gelini uyandırmaya geldi.


