DOLAR
Alış: 45.52
Satış: 45.70
EURO
Alış: 52.82
Satış: 53.03
GBP
Alış: 61.00
Satış: 61.46
Üvey anne, eski askerî törende kızını alaycı sözlerle en arka sıraya oturtmuştu.
Babasının anma ve onur töreninde Elif Aksoy’u en arka sıraya oturtmadan önce üvey annesi Süheyla Aksoy, mahalledeki herkesin duyabileceği bir ses tonuyla gülümseyerek şöyle demişti:
“Zavallı kız… Hatta Deniz Kuvvetleri’nden bile ayrılmış… şimdi en iyisi sessizce bir köşede oturması.”
Ankara’daki eski askerî lojmanların bulunduğu semtin girişinde akşam güneşi sarıya çalıyordu. Kapıda karanfillerden çelenkler asılıydı, içeride sandalyeler düzenli şekilde dizilmişti ve sahnede Elif’in babası, emekli Kıdemli Subay Rıza Aksoy’un fotoğrafı Türk bayrağı ve eski birliğinin armasıyla birlikte duruyordu.
Elif yedi yıl sonra o şehre dönmüştü. Her sokak onu tanıyor gibiydi ama aslında kimse onu gerçekten bilmiyordu. İstanbul’dan doğrudan gelmişti. Beyaz sade bir tunik, koyu lacivert bir eşarp ve toplu saçlarıyla kalabalığa karışmak istiyordu. Tek amacı babasını onurlandırmak, sessizce bir köşede oturmak, alkışlamak ve hiçbir olay çıkmadan geri dönmekti.
Ama Süheyla Aksoy’un sevdiği şey “sessizlik” değil, o sessizliğin içindeki kırılmaydı—özellikle de Elif’i küçük düşürüyorsa.
Eve gelir gelmez Elif, verandadan Süheyla’nın sesini duymuştu.
— Hanımefendi, ne diyeyim… kız Deniz Kuvvetleri’ni bırakmış. O kadar büyük konuşuyordu; vatan, disiplin, üniforma… ama sorumluluk taşıyamadı.
Telefondaki kişi bir şey söylemiş olmalıydı ki Süheyla’nın kahkahası daha da yükseldi.
— Rıza Bey de insanların ağzı bozulmasın diye “İstanbul’da masa başı bir işte” diyor artık. Her şey söylenmez tabii.
Elif kapıyı çalmadı. Sessizce içeri girdi. Süheyla onu görünce yüzüne yine o tatlı ama zehirli gülümsemeyi takındı.
— Geldin mi? Demek babanın varlığını hatırladın.
— Merhaba Süheyla teyze.
— Teyze değil, anne diyebilirsin aslında… ama neyse, bazı şeyler değişmiyor.
Mutfaktan tereyağı ve yemek kokuları geliyordu. Salonda davetiyeler, çiçekler ve liste kâğıtları dağılmıştı. Rıza Aksoy gözlüğünü takmış, isimleri kontrol ediyordu. Yüzü yaşlanmamıştı ama yorgundu.
— Baba, merhaba.
Rıza başını kaldırdı. Gözlerinde bir anlık bir sıcaklık belirdi, ardından Süheyla’nın varlığı o ışığı bastırdı.
— Geldin… iyi yaptın.
Sadece bu kadar.
Elif babasının elini öptü. Babasının eli başını kısa bir an okşadı ama bir baba şefkatiyle değil; görev gibi, aceleyle.
Süheyla hemen araya girdi:
— Rıza Bey, şimdiden söyleyeyim, bu akşam hiçbir sorun çıkmayacak. Komutanlar, bürokratlar gelecek. O arkalarda otursun, dikkat çekmesin.
Elif sakin bir sesle konuştu:
— Ben babam için geldim. Başka bir şey için değil.
— Sen zaten girdiğin her yerde dikkat çekiyorsun.
Rıza yavaşça:
— Süheyla, yeter.
— Hayır, yeter değil. Bu evin bir itibarı var. Deniz Kuvvetleri’ni bırakıp gelen biri hâlâ üniforma hikâyesi anlatırsa insanlar ne der?
Elif babasına baktı. İçinden tek bir cümle geçti: “Bir kere olsun sor… ne oldu diye.”
Ama Rıza gözlerini kaçırdı.
O eski sessizlik.
Elif on üç yaşındayken annesini kaybetmişti. Süheyla o eve girdikten sonra önce şefkat göstermiş, sonra yavaş yavaş baba ile kız arasına görünmez duvarlar örmüştü. “Zor”, “inatçı”, “saygısız”, “başarısız olacak” cümleleri tekrar edildikçe Rıza bile bir süre sonra inanmaya başlamıştı.
Elif tartışmadı. Sadece hazırlıklara yardım etti. Misafirlere su hazırladı, düzen kurdu. Süheyla her fırsatta onun “başarısız evlat” olduğunu hatırlatıyordu.
Akşam, anma töreni için askerî dernek salonuna geldiklerinde Süheyla fısıldadı:
— Unutma, bu gece babanın gecesi. Kendi hikâyeni karıştırma.
Elif sadece:
— Onun itibarı benim de itibarım.
Salon doluydu. Eski askerler dik duruşlarıyla oturuyordu. Duvarlarda görev anıları, sınır operasyonları ve şehit fotoğrafları vardı. Sahneye Rıza Aksoy için özel bir sandalye konmuştu.
Elif içeri girince fısıltılar başladı:
— Bu mu Rıza Bey’in kızı?
— Deniz Kuvvetleri’ni bırakmış.
— Bu yaşta geri dönmüş.
Süheyla herkesin yanında şefkatli bir tonla:
— Çocuk işte, olur böyle şeyler… biz sahip çıkıyoruz.
Elif en arka duvara geçti ve oraya oturdu. Elleri sakindi ama içi yıllardır kapanmamış bir yarayla doluydu.
Tören başladı. Saygı duruşu, anma konuşmaları… Rıza Aksoy’un adı okununca alkışlar yükseldi. Elif ilk alkışı yapanlardan biri oldu.
Tam o sırada Süheyla geldi, elinde tepsiyle:
— Madem oturuyorsun, bari yardım et. Misafirlere su dağıt. Zaten sahneye çıkacak hâlin kalmadı.
Elif tepsiyi aldı.
Sıralar arasında su dağıtmaya başladı. Bazıları acıyarak bakıyor, bazıları görmezden geliyordu. Yaşlı bir kadın elini tutup sordu:
— Kızım, şimdi ne yapıyorsun?
— Görevdeyim.
Kadın şaşırdı:
— Bize bırakıldığına göre bırakmışsın sanıyorduk.
Elif cevap veremeden kapı birden açıldı.
İçeri beyaz tören üniformasıyla, yüksek rütbeli bir deniz kuvvetleri komutanı girdi. Omuzlarındaki rütbeler ışık gibi parlıyordu. Salonda bir anda sessizlik oldu.
— Amiral Kemal Şahin…
Süheyla hemen toparlanıp sahneye doğru yöneldi, yüzünde yapay bir gülümseme vardı. Ama Amiral onu fark etmedi bile.
Gözleri doğrudan salonun arkasına kilitlendi.
Elif oradaydı. Elinde su tepsisiyle, dimdik.
Elif’in bedeni refleksle askerî bir duruşa geçti.
Amiral, kalabalığı yararak ona doğru yürümeye başladı.
BÖLÜM 2
Salonda bulunan 300 kişi nefesini tutmuş izliyordu. Süheyla Aksoy’un yüzündeki sahte gülümseme donup kalmıştı. Rıza Aksoy sandalyeden yarı kalkmıştı; yüksek rütbeli bir amiralin neden doğrudan Elif’e yürüdüğünü anlamaya çalışıyordu.
Amiral Elif’in önünde durdu. Elif tepsiyi yanındaki masaya bıraktı ve tam askerî selam verdi. Amiral de aynı kararlılıkla selamını iade etti.
Sesi net, derin ve tüm salona yayılan bir tondaydı:
— Tümamiral Elif Aksoy… sizi burada misafirlere su dağıtırken görmek beni şaşırttı.
Bir an için zaman durmuş gibiydi.
Sonra salon patladı. Sandalyeler gıcırdadı, fısıltılar yükseldi. Ön sıralardaki emekli subayların bir kısmı aniden ayağa kalktı. Ardından birer birer eski deniz kuvvetleri personeli, kara kuvvetleri subayları ve gaziler dikkat duruşuna geçti.
Rıza Aksoy’un yüzü bembeyaz oldu.
Süheyla ağzını açtı ama sesi çıkmadı.
Amiral Elif’le tokalaştı.
— Savunma Bakanlığı’ndaki yeni stratejik göreviniz bugün hâlâ konuşuluyor. Batı deniz güvenliği raporlarında yaptığınız çalışma olağanüstüydü.
Elif sakin bir sesle yanıt verdi:
— Teşekkür ederim komutanım. Bu bir ekip çalışmasıydı.
Amiral sahneye doğru döndü.
Üsteki Resimden Diğer Sayfaya Geçiş Yaparak Haberin Devamını Okuyabilirsiniz.
Diğer Galeriler
-
Esra Erol’un programında aranan Fatih Aydından yeni haber
-
CHP’li Solakoğlu’ndan Kılıçdaroğluna Tepki
-
AK Parti’den Abdullah Gül’e Sert Eleştiri
-
Eşimden ayrıldıktan yıllar sonra ilk defa
-
Bir avuç incirin vücudunuzda yaratacağı değişimlere inanamayacaksınız
-
1.100 liraya aldığı ikinci el çamaşır makinesinden pırlanta yüzük çıktı. Fakir baba yüzüğü sahibine geri verdi
