DOLAR
Alış: 49.45
Satış: 49.65
EURO
Alış: 55.48
Satış: 55.70
GBP
Alış: 65.89
Satış: 66.38
ANKARA
ADANA
ADIYAMAN
AFYON
AĞRI
AKSARAY
AMASYA
ANKARA
ANTALYA
ARDAHAN
ARTVİN
AYDIN
BALIKESİR
BARTIN
BATMAN
BAYBURT
BİLECİK
BİNGÖL
BİTLİS
BOLU
BURDUR
BURSA
ÇANAKKALE
ÇANKIRI
ÇORUM
DENİZLİ
DİYARBAKIR
DÜZCE
EDİRNE
ELAZIĞ
ERZİNCAN
ERZURUM
ESKİŞEHİR
GAZİANTEP
GİRESUN
GÜMÜŞHANE
HAKKARİ
HATAY
IĞDIR
ISPARTA
İSTANBUL
İZMİR
KAHRAMANMARAŞ
KARABÜK
KARAMAN
KARS
KASTAMONU
KAYSERİ
KIRIKKALE
KIRKLARELİ
KIRŞEHİR
KİLİS
KOCAELİ
KONYA
KÜTAHYA
MALATYA
MANİSA
MARDİN
MERSİN
MUĞLA
MUŞ
NEVŞEHİR
NİĞDE
ORDU
OSMANİYE
RİZE
SAKARYA
SAMSUN
SİİRT
SİNOP
SİVAS
ŞANLIURFA
ŞIRNAK
TEKİRDAĞ
TOKAT
TRABZON
TUNCELİ
UŞAK
VAN
YALOVA
YOZGAT
ZONGULDAK
Ana Sayfa
Foto Galeri
20.10.2026
80 Yaşındaki Annem Eski Arkadaşını Ziyaretten Yedi Gün Sonra Tanınmaz Hâlde Döndü
- Fotoğraf makinesini mutfak masasına bıraktım. Son karede gördüğüm binayı tanıyordum. Şehrin dışında, eski tren hattının yakınında bulunan Çınar Konukevi’ydi. Babamın ölümünden sonra annemle birlikte birkaç kez önünden geçmiş, annem her seferinde o binaya uzun uzun bakmıştı. Fakat fotoğrafta beni asıl ürküten bina değildi. Giriş kapısının yanında duran sedyeydi. Üzerinde yüzü seçilmeyen yaşlı bir kadın yatıyordu. Sedye görevliler tarafından bir ambulansa taşınıyordu. Ekranı yeniden açıp diğer üç fotoğrafa baktım. İlkinde annemle Feraye gençlik yıllarında bir okul bahçesindeydi. İkincisinde aynı iki kadın, yıllar sonra çekilmiş belli ki daha yeni bir fotoğrafta, küçük bir bahçede yan yana oturuyordu. Üçüncüsünde üzerinde Çınar Konukevi yazan kapının önünde annem, Feraye ve tanımadığım yaşlı bir adam vardı. Son fotoğraf ise yalnızca iki gün önce çekilmişti. Annem orada ne yapmıştı? Sedye üzerindeki kadın kimdi? Üstelik neden bana başka bir hikâye anlatmıştı? Hızla ayakkabılarımı giydim. Tam kapıyı açacakken arkamdan bir ses yükseldi. “Tomris, nereye gidiyorsun?” Annem uyanmıştı. Koltuğun yanında ayakta duruyor, duvardan destek alıyordu. Yüzü solgundu.
- “Anne, bu fotoğrafları gördüm. Artık bana ne olduğunu anlatmalısın.” Bir şey söylemeye çalıştı ama dudakları titredi. Sonra gözlerini kapatıp dengesini kaybetti. Onu son anda tutabildim. Arabayı çalıştırmak yerine hemen 112’yi aradım. Ambulans geldiğinde annem hâlâ bilinci açık olmasına rağmen oldukça güçsüzdü. Hastanede doktorlar sıvı kaybı, düşük tansiyon ve beslenme yetersizliği belirtileri saptadı. Kan tahlilleri yapıldı, kalp ritmi izlendi ve damar yolundan sıvı desteği verildi. Doktor, “Bu yaşta kısa sürede belirgin bir değişiklik olması önemlidir. Nedenini araştırmadan yalnızca mide rahatsızlığı diyemeyiz,” dedi. Annemin istasyonda yarı yarıya küçülmüş gibi görünmesi gerçekte kilosunun yarısını kaybettiği anlamına gelmiyordu. Üzerine bol gelen kıyafetleri, çökmüş yüzü ve bitkinliği beni korkutmuştu. Hastanedeki ilk ölçümler, bir haftada aşırı derecede kilo kaybettiği yönündeki izlenimimin abartılı olduğunu gösterdi. Yine de durumu ciddiydi. Öğleden sonra kendisini biraz toparladığında yatağının kenarına oturdum. “Anne, artık gerçeği bilmek istiyorum.” Gözleri doldu. “Feraye’nin yaşadığını öğrendiğimde sana söylemeliydim.” “Ne demek bu?” “Yıllardır birbirimizi arıyorduk. Sonunda geçen ay bana mektup gönderdi. Çınar Konukevi’ne taşınmış. Orada kalıyormuş.” “Peki bana verdiğin telefon numarası?” Annem mahcup bir ifadeyle gözlerini kaçırdı. “Eski adres defterimdeki numarayı yazmışım. Feraye’nin yeni mektubundaki numarayı yanımda götürmüştüm. Sana verdiğimin yanlış olduğunu fark etmedim.” Böylece telefonu açan adamın söyledikleri anlam kazanmaya başladı. Feraye sekiz yıl önce eski evinden taşınmıştı. Telefon numarası da artık başkasına aitti. “Peki konukevinde ne oldu?” Annem yorganın kenarını parmaklarıyla düzeltti. “İlk iki gün çok güzeldi. Eski günlerden konuştuk. Bahçede oturduk. Feraye bana yıllardır sakladığı fotoğrafları gösterdi. Sonra üçüncü gece fenalaştı.” Sesindeki titreme giderek arttı. “Önce nefes almakta zorlandı. Görevliler ambulans çağırdı. Hastaneye kaldırıldı. Ben de peşinden gittim.” “O yüzden mi kendi dönüş biletini kullanmadın?” Başını salladı. “Aslında yolculuğumun dördüncü günü için de dönüş bileti almıştım. İlk biletim o tariheydi. Feraye iyi hissederse ziyareti uzatmak, yorulursa erken dönmek istemiştim. Ama hastalanınca o trenle dönemedim. Üç gün daha yanında kaldım. Sonra yedinci gün yeni bilet alıp eve geldim.” O anda koltuğun yanındaki eski biletin sırrı da çözüldü. Annem erken dönüş için aldığı bileti kullanamamış, bütün planları arkadaşının hastalığı yüzünden değişmişti. “Peki beni neden aramadın?” “Senin hemen gelip beni eve götürmenden korktum. Feraye’nin yanında kalmak istedim. Ama hastanede doğru dürüst yemek yemedim. Uykusuz kaldım. Midem bulandı. Son iki gün neredeyse yalnızca çay içtim.” İçimde öfke ve üzüntü birbirine karıştı. “Anne, sen de seksen yaşındasın. Kendini böyle tehlikeye atamazsın.” “Haklısın kızım.” İlk kez hiçbir bahane üretmemişti. Sonra siyah bavulu sordum. Annemin gözlerinden yaşlar aktı. “O bavul Feraye’nin ağabeyi Selahattin’indir.” Üçüncü fotoğraftaki yaşlı adamı hatırladım. “Neden sende?” “Selahattin Bey yıllar önce yurt dışından döndüğünde bütün aile fotoğraflarını o bavulda toplamış. Feraye rahatsızlanmadan önce bana onları göstermek istedi. Eski fotoğraf makinesini de verdi. Hastaneye giderken bavul konukevindeki odasında kaldı. Sonra Selahattin Bey aradı ve eşyaları güvenli şekilde saklamamı istedi. Feraye’nin bana bırakmak istediği bir zarf da içindeydi.” “Ama bunlar neden hâlâ bizde?” “Çünkü zarfı açmaya cesaret edemedim. Bavulu da sahibine geri götürmek istiyorum.” Annem yorgun gözlerle bana baktı. “Tomris, Feraye beni son kez görmek istemiş olabilir. Ben de onu kaybetmekten çok korktum.” Elini tuttum. O anda kızgınlığımın altında kendi korkumun bulunduğunu anladım. Annemi kaybetmekten korkuyordum. Ertesi sabah doktorların önerisiyle gerekli kontroller tamamlandı. Annemin sıvı ve beslenme desteğine iyi yanıt verdiği görüldü. Taburcu edilmeden önce düzenli beslenmesi, ilaçlarının gözden geçirilmesi ve kısa süre içinde yeniden değerlendirilmesi planlandı. Onu eve götürdüğümde ilk işim bavulu salona taşımak oldu. Kahverengi zarfın üzerinde titrek bir el yazısıyla şu cümle vardı: “Mübeccel’e, birlikte geçirdiğimiz yılların hatırına.” Annem uzun süre zarfa baktı. Sonunda açmamı istedi. İçinden üç sayfalık bir mektup ve küçük bir anahtar çıktı. Mektupta Feraye, yıllar önce aralarının neden açıldığını anlatıyordu. Gençken ikisi aynı mahallede yaşamış, birlikte öğretmen olmayı hayal etmişti. Fakat Feraye ailesinin isteğiyle başka şehre taşınınca görüşmeleri seyrekleşmişti. Sonra annemin gönderdiği bir mektup yanlış adrese gitmiş, Feraye cevap beklerken kırılmıştı. Yıllar boyunca ikisi de diğerinin artık görüşmek istemediğini sanmıştı. Feraye, mektubun sonuna şunları yazmıştı: “Mübeccel, sana söyleyemediğim çok şey var. En çok da seni yıllarca yanlış anladığım için üzgünüm. Bahçedeki küçük ahşap sandığın anahtarı sende kalsın. İçinde gençliğimizin fotoğrafları ve sana yazıp gönderemediğim mektuplar var. Onları okuduğunda bilmeni isterim ki seni hiçbir zaman unutmadım.” Annem mektubu göğsüne bastırdı. “Ben de onu hiç unutmadım,” diye fısıldadı. Bir hafta sonra annemin kontrolleri iyi gidince, doktorunun yolculuk için belirttiği önlemleri dikkate alarak Çınar Konukevi’ne birlikte gitmeye karar verdik. Gitmeden önce kurumla görüşüp Feraye’nin durumunu sorduk. Hastaneden taburcu edilmişti ama dinlenmesi gerekiyordu. Kısa bir ziyaret yapabileceğimizi söylediler. Yola çıkarken siyah bavulu arabaya yerleştirdim. Annem yanımda oturuyordu. Elinde Feraye’nin mektubu vardı. Konukevine vardığımızda bizi Selahattin Bey karşıladı. Bavulu görünce gözleri doldu. “Ailemizin yıllardır sakladığı her şey burada,” dedi. Bavulu ona teslim ettim. Ardından bize Feraye’nin durumunu anlattı. Ciddi bir kalp rahatsızlığı nedeniyle hastaneye kaldırılmış, tedavisi düzenlenmişti. Doktorları yakın takip gerektiğini söylemişti. Henüz tamamen iyileşmiş değildi. Annemin yanına eğildi. “Kardeşim sizin geldiğinizi duyunca çok sevindi.” Feraye’yi bahçeye bakan küçük bir odada bulduk. Koltuğuna yaslanmıştı. Annemi görünce iki elini uzattı. “Mübeccel!” Annem yavaşça yanına gitti. İki yaşlı kadın birbirine sarıldığında hiçbirimiz konuşamadık. Feraye gözyaşları içinde, “Beni bırakıp gittin sandım,” dedi. Annem başını iki yana salladı. “Kendimi toparlayınca geri gelecektim. Bu sefer kızım da benimle geldi.” Feraye bana döndü. “Annen çok inatçıdır. Gençken de öyleydi.” “Biliyorum,” dedim gülümseyerek. “Ama bundan sonra sağlığını ihmal etmesine izin vermeyeceğim.” Selahattin Bey bahçedeki küçük sandığı getirdi. Annem anahtarı kilide soktu. İçinden sararmış mektuplar, kurdeleyle bağlanmış fotoğraflar ve eski bir defter çıktı. Defterin ilk sayfasında iki genç kızın el yazısıyla yazdığı bir söz vardı: “Kaç yaşına gelirsek gelelim, birbirimizi unutmayacağız.” Annem deftere baktı, sonra Feraye’nin elini tuttu. “Sözümüzü geç de olsa tuttuk.” O günden sonra hayatımız değişti. Annem kontrollerini aksatmadı. Düzenli yemek yemeye, dinlenmeye ve kendisini yoran şeyleri benimle paylaşmaya başladı. Feraye’nin tedavisi de doktor gözetiminde sürdü. Bazen görüşebildiler, bazen yalnızca telefonla konuştular. Kötü günlerini birbirlerinden saklamadılar. Bir pazar akşamı annem yine mutfağımızdaydı. Eskisi gibi herkese börek hazırlamaya kalkışmamış, benimle birlikte küçük bir tepsi yapmıştı. Masaya oturduğumuzda telefon çaldı. Arayan Feraye’ydi. Annem telefonu açıp gülümsedi. “Seni aramak üzereydim.” Onları konuşurken dinledim. Yılların uzaklığı, kaçırılmış mektuplar ve korkuyla geçen o yedi gün artık geride kalmıştı. O gece anladım ki siyah bavulun taşıdığı en değerli şey fotoğraflar ya da mektuplar değildi. İçinde, iki insanın yıllar boyunca söyleyemediği sözler vardı. Annem bana ise daha önemli bir şey öğretmişti: Sevdiklerimizi korumak, onların geçmişini ve dostluklarını ellerinden almak değil; ihtiyaç duyduklarında yanlarında durmak, korkularını dinlemek ve birlikte doğru yolu bulmaktı. Annem seksen yaşındaydı. Önümüzde ne kadar zaman olduğunu bilmiyorduk. Ama artık hiçbirimiz sevgimizi söylemek için yıllar geçmesini beklemeyecektik.
Benzer Galeriler
-
Kahramanmaraş’ta, bir evin bahçesinde yapılan ve arkeologların da katıldığı kazıda
-
13 yıl sonra eski kocamla
-
Yeşilçam’ın usta dev ismi Kadir İnanır
-
Vücuttan gizli iltihabı söküp atıyor
-
Kızılcık Şerbeti’nde Sürpriz Karar: Senaryo Değişti, Eski Kadro Toplanıyor
-
Kızım benden mutfak masasının altında uyumak için izin istemeye başladığında, bunun sadece çocukça bir korku olduğunu düşünmüştüm


